Orhan Kemal “Bereketli Topraklar Üzerinde” Roman İncelemesi


Eser Hakkında
Orhan Kemal’in roman türündeki beşinci eseri olan “Bereketli Topraklar Üzerinde” Çukurova gerçeğini anlatmak amacıyla yazmayı planladığı romanlardan biridir. İlk olarak 1953 yılında “Dünya” gazetesinde tefrika edilen romanın birinci baskısı 1954 yılında “Remzi Kitabevi” yayınları arasında yerini alır. On yıl sonra romanın ikinci baskısı yapılır. Aradan geçen zaman içinde yazar roman üzerinde değişiklikler yapar. 288 sayfa olan roman 427 sayfaya çıkar. Roman, şehir yaşamının ezdiği köylünün geçinmek için yaşadığı çatışmalardan oluşur. Eserde Türk toplum yapısının dönemsel yansımaları ve maddi kaygılarla şehre göç etmek zorunda kalan insanların dramı anlatılır. Roman ilk baskısından itibaren edebiyat çevrelerinde geniş yankılar uyandırdı. Roman pek çok yayınevi tarafından basıldı. Ayrıca 1967 yılında Bulgaristan’da, 1971 yılında Fransa’da yayınlandı.
Romanın Özeti
Orta Anadolu’nun seksen evlik Ç. Köyünden, İflahsızın Yusuf, Pehlivan Ali ve Köse Hasan Çukurova’da iş bulmak için yola koyulurlar. Bu üç arkadaş Çukurova’da fabrikası olduğunu bildikleri hemşerilerinin kendilerine iş vereceğini umut ederler. İçlerinden sadece Yusuf daha önce Sivas’ta çalışmış, diğerleri hiç şehir görmemişlerdir. Uzun ve zorlu bir tren yolculuğundan sonra Adana’ya gelirler hemşerilerinin fabrikasını bulurlar. Ancak hemşerileriyle bir türlü görüşemezler. Bunun üzerine son çare Yusuf kendini fabrika sahibinin arabasının önüne atar ve derdini anlatmayı başarır. Üç arkadaş da fabrikaya alınır. Irgatbaşı, Yusuf’u kirli kozaya, Köse Hasan’ı sulu kozaya, Pehlivan Ali’yi ise kırma makinesine yerleştirir. Üç arkadaş başka işçilerin de kaldığı ahırdan bozma bir eve yerleşir. Burada Köse Topal adında yaşlı biri, işçilerden topladığı paralarla yemek yapıp satmaktadır. Hidayetinoğlu denilen asalak biri ise bu evde yapılan yemeklerden faydalanır. Köse Topal, işçilerden topladığı paraların hepsini yemeklere harcamadığı gibi yemekleri gizlice başkalarına satmaktadır.
Üç arkadaş, köyden çok farklı olan şehrin zorlu yaşam koşullarında her şeye rağmen direnirler. Sulu kozada çalışan Hasan, fabrikanın ıslak ve soğuk ortamına dayanamayarak hastalanır. Yusuf ile Ali, kendilerinden haraç alan Irgatbaşı Macır Durmuş’u patrona şikâyet etmek isterler. Ancak odacı onları içeri almadığı gibi, her şeyi anlatan iki arkadaşın söylediklerini Irgatbaşı’na anlatırlar. Irgatbaşı onları işten kovar. İki arkadaş kendilerine inşaat işi teklif eden Laz Taşeron’a giderler. Laz Taşeron fırsattan istifade ederek onları daha önce teklif ettiğinden daha az bir yevmiyeyle çalışmaya mecbur bırakır. Bunun üzerine hasta arkadaşları Köse Hasan’ı ahırda bırakarak, oradan ayrılırlar. Ahırdan bozma evde hasta olarak yatan Hasan’ın artık Köse Topal’a verecek parası da kalmamıştır.
Pehlivan Ali, inşaatta, Ömer Zorlu’yla birlikte kireç söndürmede, İflahsızın Yusuf ise temel kazısında çalışmaya başlar. Ömer Zorlu’nun karısı Fatma, Ali’ye cilvelenir. Ali de Fatma’dan hoşlanır. Laz Taşeron, şantiye şoförü ve karısı Hayriye; Ömer Zorlu ve karısı Fatma birbirleriyle gayrimeşru ilişki içindedirler. Yusuf, Pehlivan Ali’yi bu ilişkiden vazgeçmesi için uyarır fakat Ail vazgeçmez. Bunun üzerine Yusuf, Kılıç Usta’nın yanına, Ali ise Ömer Zorlu’nun evine yerleşir. Bir süre sonra Yusuf, duvar ustalığını öğrendiği Kılıç Usta’nın inşaattan ayrılması üzerine onun yerine geçer. Bu arada Hidayetinoğlu, Yusuf’a Köse Hasan’ın öldüğü haberini getirir. Ali, Fatma’yı alıp kaçarak yeni bir maceraya atılır. Geldikleri çiftlikte Fatma, çiftliğin beyiyle birlikte olur. Kâtip Bilal de Fatma’yı elde etmek ister. Bunun için kendisine engel olarak gördüğü Ali’yi patoz işine gönderir. Ali, Hidayetinoğlu’yla birlikte patoz işinde çalışmaya başlar. Zorlu çalışma şartlarının yanında ağaların ve yandaşlarının ırgatlara karşı tutunduğu insanlık dışı davranışları huzursuz bir ortama yol açar. Bu haksızlıklara cesurca karşı çıkan Kürt Zeynel ve Halo Şamdin ırgatbaşı için büyük bir tehlikedir. Bu yüzden ırgatbaşı onları işten attırmak ister.
Çiftlik işçileri her koldan, haftalık yevmiyelerini almak için aç susuz şehre doğru yola çıkarlar. Fatma’yı bir türlü unutamayan Ali, onu şehirde bulmayı umar ancak bulamaz. Zeynel, Şamdin ve patoz ustası işten atılır. Ali ve Hidayetinoğlu, Yusuf’un çalıştığı fabrikaya giderler. Onu bulamazlar ama Yusuf’un usta olarak Ceyhan’a gönderildiğini öğrenirler. Ali, ırgatbaşının kızı Selvi’ye âşık olur.
Irgatlar harman yerine döner. Irgatbaşı, Zeynel’le Şamdin’in yaptığı koltukçuluk işini Ali ile Hidayetoğlu’na verir. İkisi de işe ayak uydurmayı başarır. Irgatbaşı ile Küçük Ağa’nın kışkırtmalarıyla iş akıl almaz bir tempoya ulaşır. Ali çalışma esnasında dengesini kaybederek patoz makinesine düşer. Küçük Ağa, Ali’yi arabasına alıp şehre götürmeyi reddeder. İşçilerin üzerine yürümesi üzerine oradan kaçıp gider. Ali, kan kaybından ölür. Irgatbaşından intikam almak isteyen Zeynel ve Şamdin gece yarısı harman yerine gelir, ancak onu bulamayınca harman yerini ateşe verirler.
İflahsızın Yusuf, köyüne dönmek için Ceyhan’dan Adana garına gelir. Burada Hidayetoğlu’ndan Ali’nin öldüğünü öğrenince yıkılır. Büyük bir üzüntü içersinde, köyde arkadaşlarını bekleyen ailelerine yaşananları nasıl izah edeceğini düşünür. İki arkadaşını da kaybeden Yusuf, usta olabilmenin ve hayalindeki gaz ocağını alabilmenin gururuyla köyüne döner. Köye geldiğinde olup bitenleri Hasan’ın karısı ve kızına anlatır. Ana kız evlerine dönerken Ali’nin nerde kaldığını öğrenmek için Yusuf’un evine giden anasını görürler.
Zihniyet
Büyük ve hızlı sosyal değişikliklerin olduğu cumhuriyet devrinde Türk hikâye ve romanında sosyal yaşamın türlü konularına ve kesimlerine yer verilir. Sosyal konular içinde geniş bir yelpazeye ulaşan köy konusu yanında iş ve işçilerin yaşam şartları konusu da ilerleme kaydeder. Bu konuları değişik açılardan işleyen bir yazar kuşağı yetişir. Sosyal gerçekçiler olarak da anılan bu yazarların, roman ve hikâyelerinde realist bir bakış açısına yöneldiği görülür.
Türk romanında sosyal gerçekçiliğin ilk yansımaları 1930’larda başlar. Bazı yazarlar eserlerinde ikinci planda kalsa da sınıf çatışmalarına eserlerinde yer vermeye başlar. Ancak bunlar henüz sosyal gerçekçi yöntemlerle yansıtılmaz.
Tarımda makineleşme özellikle Çukurova’da itici güç durumuna gelir. Bu değişim toprağa bağlı insanların yapılarında da değişmelere yol açar. Köyün ilkel ve kapalı tarım ekonomisi artık insanlara yetmeyince, iş bölgelerine akın ederler. Böylece eski gelenekler, yaşam ve çalışma koşulları da değişir. Büyük bir yapısal değişim geçiren Türk toplumunun dönemsel gerçeği başlı başına bir sorun olarak ele alınır. Kırsal kesimden gelip büyük şehirlerde tutunma çabasındaki insanların çileli yaşamı bu dönem yazarlarının eserlerine konu olur.
Sosyal gerçekçi bir yazar olarak Orhan Kemal, bu romanında Çukurova’da gelişen bu yeni düzeni, bu düzen içersinde acı çeken, birbiriyle çekişen ve ezilen insanları anlatır.
Yapı
Olay örgüsü
Anadolu’nun bir köyünden üç arkadaşın Çukurova’da iş bulma umuduyla yola çıkması
Üç kişiden biri olan Yusuf’un şehir hayatının farklı olduğunu bu nedenle birlik içinde hareket etmelerinin ve birbirlerinden ayrılmamalarının gerektiğini söylemesi
Üç arkadaşın, yolculuk boyunca trende tanıştıkları Veli ve Yunus Usta adındaki kişilerin anlattıklarını hayretle dinleyerek, şehir hayatı hakkında bir şeyler öğrenmeye çalışmaları
Yusuf, Ali ve Hasan’ın hemşerileri hakkında anlattıklarını duyan Yunus ile Veli’nin de onlarla birlikte gitmeye karar vermesi ancak şehre gelince olayın iç yüzünü anlayıp onlardan ayrılmaları
Adana’ya geldikten sonra büyük bir şaşkınlık içinde sora sora hemşerilerinin fabrikasını bulmaları
Sıkıntılı bir günün ardından Yusuf’un fabrika sahibinin arabasının önüne atlaması ve arabaya alınmaları
Kendilerini fabrikanın farklı bölümlerine yerleştiren ırgatbaşının yevmiyelerinin bir kısmını almasından rahatsız olmaları ancak kabul etmek zorunda kalmaları
Ahırdan bozma bir eve yerleştikten sonra çok zor şartlar altında çalışmaya başlamaları
Kısa bir süre sonra Köse Hasan’ın çalışma şartlarından etkilenerek hasta düşmesi
Kaldıkları evden sorumlu Köse Topal’ın eve musallat olan Hidayetoğlu’ndan rahatsız olması.
Irgatbaşı Macır Durmuş’un yaptığı kesintileri fabrika sahibine iletmek isteyen Yusuf ile Ali’nin işten atılması
Hidayetoğlu’nun arkadaşları tarafından terk edilen ağır hasta Köse Hasan’a yardım etmesi.
Yusuf ile Ali’nin Laz Taşeron’un yanında inşaat işine başlaması
Ali’nin birlikte çalıştığı Ömer Zorlu’nun karısı Fatma’ya gönlünü kaptırması
Şantiye Şoförünün karısı Hayriye’nin Fatma’yı Laz Taşeron’a ayarlamaya çalışması
Yusuf’un, Ali’yi Fatma’dan vazgeçirmek için çaba sarf etmesi ancak bunda başarılı olamaması
Köse Topal’ın öldürülmesi üzerine ahırdan bozma evin kapatılması
Yusuf’un duvar ustası Kılıç’ın yanında usta olmak için gayret göstermesi
Laz Taşeron’la arası açılan Kılış Usta’nın işten ayrılması üzerine Yusuf’un onun yerine geçmesi
Ali ile Fatma’nın çiftliğe kaçması
Ali’nin Hidayetoğlu ile birlikte tarlada çalışmaya başlaması
Çiftlikte kalan Fatma’nın Kâtip Bilal ile ilişki yaşaması
Kâtip Bilal’ın, Fatma’dan yararlanmak için engel olarak gördüğü Ali’yi tarla işinden aldırması ve uzaktaki harman işine göndermesi. Daha sonra Ali’nin çiftlikten ayrılması
Harman yerinde ırgatbaşının haksızlıkları karşısında huzursuzluğun gittikçe büyümesi
Ali ile Hidayetoğlu’nun patoz işinde destekçilik bölümünde çalışmaya başlaması
Irgatların haftalık yevmiyelerini almak için şehrin yolunu tutması
Ali’nin Fatma’yı bir türlü aklından çıkaramayarak şehirde bulmayı umması ancak bulamaması
Şehre inen işçiler arasında bulunan ve sıtma hastalığına tutulan Fatma’nın kendisine hap veren ırgatla birlikte olması
Irgatbaşıyla konuştuktan sonra ağaların öncelikle patoz ustasını daha sonra Zeynel’i ve Şamdin’i işten atması
Ali ile Hidayetoğlu’nun iş istemek için Yusuf’un çalıştığı fabrikaya gitmeleri ve Yusuf’un Ceyhan’a usta olarak gönderildiğini öğrenmeleri
Irgatbaşının Ali ile Hidayetoğlu’na Zeynel ile Şamdin’in yerine koltukçu olacaklarını söylemesi, onların da bu işi kabul etmesi
Ali’nin ırgatbaşının kızı Selvi’ye âşık olması
Harman yerine dönüldükten sonra patoz makinesinde çalışan Ali’nin Selvi’yi köyüne götürme hayalleri kurması
Yeni gelen patoz ustasının zorlu çalışma şartlarına itiraz etmesi
Irgatbaşının kendi çıkarları için işi hızlandırması
Ali’nin demetlerle birlikte patoz makinesine düşmesi
Patoz ustasının diretmelerine rağmen arabasının kirleneceğini düşünen Küçük Ağa’nın Ali’yi hastaneye götürmeyi reddetmesi, tepkiler üzerine oradan kaçması
Aşırı kan kaybeden Ali’nin ölmesi
Patoz ustasının, tüm ırgatları jandarmaya doğru ifade vermeleri için uyarması
Kendilerine yapılan haksızlıkları bir türlü hazmedemeyen ve intikam almak için harman yerine gelen Zeynel ile Şamdin’in ırgatbaşını bulamayınca harman yerini ateşe vermeleri
Yusuf’un köyüne dönmek için Ceyhan’dan Adana garına gelmesi
Yusuf’un Sivas’a gidecek treni beklerken tren memuruyla sohbet etmesi
Yusuf’un tren istasyonunda Hidayetoğluyla karşılaşması ve Ali’nin öldüğünü öğrenmesi
Usta mertebesine ulaşabilmenin ve hayalindeki gaz ocağını alabilmenin gururunu taşıyan Yusuf’un tek başına köye dönmesi
Köye geldiğinde olup bitenleri Hasan’ın karısı ve kızına anlatması
Kişiler
İflahsızın Yusuf
Yusuf, maddi sorunlarının çözümü için umudunu gurbete bağlayan ve iki arkadaşıyla birlikte Çukurova’ya çalışmaya giden yoksul bir köylüdür.
Karısının ve üç çocuğunun geçimini köyde geçici işlerde çalışarak sağlaması mümkün değildir. Çukurova’ya giden üç arkadaştan şehir görmüş olanı sadece Yusuf’tur. Çukurova’dan köye sağ olarak bir tek o dönmüştür.
Yusuf psikolojik olarak şehir yaşamına ayak uydurmayı başarabilmiştir. Bunda bireysel çıkarları söz konusu olduğunda daima alttan almayı bilmesinin rolü büyüktür. İşinin ustası olmak, okuma yazmayı öğrenmek için çaba gösterir. Gözü pek ve girişimci bir kişiliği vardır.
Yusuf, şehre geldiği ilk günden itibaren tutunma mücadelesine başlar. Terslenmelere, aşağılanmalara aldırmaz. Amacına ulaşmak için her türlü zorluğa katlanır. Çünkü kararlıdır. Şehrin gurbetçileri tüketme yolları olan içki, kumar, kadın gibi şeylerden uzak durur. Arkadaşlarının durumuna üzülür ancak kendini daha çok düşündüğü için onlar için pek bir şey yapmaz. Yusuf, arkadaşları gibi şehirde pek ezilmez, aranan bir duvar ustası olur, okuma yazmayı öğrenir.
Yusuf, şehirliyle hep ikiyüzlü bir ilişki içindedir. Önüne gelen engelleri hep bu ikiyüzlü ve kurnaz tavrıyla yener. Zamanla bu davranışlar onda kişilik halini alır.
Pehlivan Ali
Ali, çalışmak için Çukurova’ya giden üç arkadaştan biridir. Köyde iyi güreş tuttuğu için pehlivan lakabını almıştır. Geniş omuzlu, uzun boylu, kaslı, iri yapılı bir delikanlıdır. Fiziksel gücüne rağmen edilgen bir kişilik sergiler. Olaylar içersinde bireysel irade gösteremez. Kendisine yapılan her hakaret ve aşağılanmaya boyun eğer, sessiz kalır.
Ali, Yusuf gibi her şeye kolayca uyum sağlayan, dalkavukluk eden, kolayca yalan söyleyebilen biri değildir. Duygusal ve saf bir yapısı vardır. Bu saflığı ve bilinçsizliği başına gelen olaylarda işin iç yüzünü kavramasına engeldir.
Başlarda Hasan’a daha yakın görünen Ali, Yusuf’un teklifi üstüne Hasan’ı hasta yatağında kendi başına bırakmıştır. Ali, gurbette kalacağı sürenin bir an önce bitmesini ve geri dönmeyi ister. Şehir görmüş, para kazanmış olmanın gururuyla köyde dolaşmanın hayalini kurar. En zayıf yönü kadınlardır. Köy kadınlarıyla şehirli kadınları kıyaslar. Köyde bıraktığı sözlüsü şehirli kadınları görünce aklına bile gelmez. Şehirde Fatma ve Selvi adındaki kadınlarla ilişki yaşar. Ancak gerek fabrikada gerekse inşaatta çalışırken içki ve kumardan uzak durur.
Onun ölümü bireyin değişen sosyal ve ekonomik yapı içersinde ne kadar değersizleştiğinin bir göstergesidir. Ali, patoz makinesine ayağını kaptırınca Küçük Ağa, onu arabası kirlenir diye hastaneye götürmeyi reddeder ve Ali, hazin bir biçimde kan kaybından ölür.
Köse Hasan
Çukurova’ya çalışmaya giden üç arkadaştan biridir. Aralarında en sessiz, en edilgen kişiliğe sahip olandır. Evlidir. Hasan fabrikanın sulu koza bölümde sırılsıklam bir durumda çalıştırıldığı için hastalanır ve işe gidemez duruma gelir. Bu hastalık onun işten atılmasına neden olur. Ahırdan bozma evde son derece sağlıksız koşullarda ölümü beklemeye başlar. Yola çıktığı iki arkadaşı ise onu öylece bırakarak başka bir işte çalışmak üzere oradan ayrılırlar.
Köse Hasan, beklenildiği gibi ölür. Bu ölüm ilk yenilgiyi, ilk terk edilmişliği, ilk ezilmişliği temsil eder. Okuyucu Hasan’ın ölümüne tanık olmaz. Onun ölüm haberi, geçmiş bir olay olarak Hidayetoğlu’nun ağzından aktarılır.
Kılıç Usta
Yusuf’a duvar ustalığını öğreten Kılıç Usta, kırk beş yaşlarında, sağlam yapılı, kırpık bıyıklı biridir. Tonyalı bu usta beş çocuk babasıdır. İşlerinde ve düşüncelerinde dürüst, ahlaklı, ilkeli kalabilen nadir kişilerden biridir. Sağlam bir ahlaki yapıya sahip olan usta, insan onurunu öne çıkaran ifadeler kullanır. Bazen bilgece sözler eder. Asi ve onurlu bir yapıya sahiptir.
Zeynel
Zeynel, işçi haklarını savunan bilinçli bir işçidir. Patoz işinde koltukçu olarak çalışır. İnsanlık dışı davranışlara ve adaletsizliğe karşı çıkarak, cesur bir kişilik sergiler. Bu nedenle sermaye sahipleri tarafından hiç sevilmez, onlar için sürekli korku unsuru olur. Zeynel’in tepkileri toplumsal zorunluluğu kavramaktan uzaktır. Onun tepkileri daha çok haksızlığa tahammül edemeyen kişiliği ile ilgilidir.
Hidayetinoğlu
Başlarda işsiz, başkalarının sırtından geçinen, kumarcı, hırsız, kavgacı bir tip olarak karşımıza çıkan Hidayetinoğlu, ilerleyen zamanda işçi kimliğiyle kendini gösterir. O, bazen asalak, bazen hümanist, bazen de işbirlikçi tavırlar sergiler. Para için Köse Topal’ı öldürür, ancak arkadaşlarının hasta bırakıp gittiği Hasan’a yardımcı olur. Ayrıca Hasan’ın ve Ali’nin ölüm haberlerini Yusuf’a getiren odur.
Patoz Ustaları
Ustalar, romanda tecrübeli, nitelikli, bilgili işçilerin temsilcisi durumundadır. Bu ustalar yazarın sürekli kahramanlarındandır. Teknik bilginin sağladığı bir ayrıcalığa sahiptirler. Ustaların güçleri Çukurova tarımındaki yeni makineleşmeden kaynaklanmaktadır. Teknik bilginin zor bulunan bir nitelikte olması, ustaların toprak sahibi ağalar ve ırgatlar üzerindeki gücünü arttırmaktadır. Ustalar her ne kadar sistemli, amaçlı bir sınıf bilinciyle hareket etmeseler de üreten ve ürüne sahip olanlar arasındaki çatışmanın farkındadırlar.
Ağalar
Eserde karşımıza çıkan ilk ağa Çukurova’ya çalışmaya gelen üç arkadaşın hemşerimiz dediği fabrika sahibidir. Fabrika sahibi altmış yaşlarında, pörsük, yüzünde kıl kıl damarları olan biridir. Geniş kenarlı fötr şapkası, lacivert elbiseleri, rugan ayakkabıları vardır. Fabrika sahibi ağa Sivaslıdır. Ağa ayrıldığı köye çeşme ve yol yaptırmış, bazı çocukları okutmuştur. Hemşerisi olan üç kişiye fabrikada iş verir.
Ali ve Fatma’nın gittiği çiftliğin ve binlerce dönüm arazinin sahibi Büyük Ağa ve onun yeğeni Küçük Ağa romanda karşımıza çıkan diğer ağalardır. İki ağa da olaylarda çok az yer almasına rağmen belirgin özellikleriyle dikkat çekerler. Hukuk okuyan ve tifo geçirdiği için bir yıl fakülteye gidemeyen Küçük Ağa’nın kişiliği gelişmemiştir. Zevk ve eğlenceye düşkündür.
Her iki ağa da amele ve ırgatlarla şahsen muhatap olmazlar. Adamları aracılığıyla onları her anlamda sömürürler. Ağalar için malları, onları işleyerek zengin eden işçilerden daha değerlidir.
Kadınlar
Romanda adı geçen ilk kadın Yusuf’un “Osmanlı avrat” dediği emmisinin karısı Dudu’dur. Yusuf’un her fırsatta yengesinin namusluluğundan söz etmesine karşılık hakkında bazı dedikodular çıkmıştır.
Romandaki kadın karakterlerden şantiye şoförünün karısı otuz yaşlarında, esmer bir kadın olan Hayriye erkek düşkünüdür.
Romanda önceleri Ömer’in resmi nikâhsız karısı olarak karşımıza çıkan Fatma, kara gözlü, ince kaşlı, cilveli bir kadındır. Pek çok erkekle ilişkiye girer. Çiftlikte ve tarlada çalışır. En son sıtmaya tutulur ve perişan bir duruma düşer.
Diğer Kişiler
Şarkışlalı Yunus Usta, Veli, fabrika sahibinin şoförü, odacısı, fabrikanın Arnavut kapıcısı, çıçır kâtibi, çıçırda çalışan Güllü, mahalle bekçisi, Mustafa Çavuş, Laz Taşeron Rıza, Ömer Zorlu, Ali ile birlikte tarlada çalışan Aptal Kızı, ırgatbaşının kızı Selvi, şantiye şoförü, şantiye kâtibi, şantiye kantininin sahibi, Müteahhit Neşat Bey, Topal Durmuş, Laz Ziya, Zaza, bakkal Hamit Ağa, Kürt Cemşir, Gülizar, inşaat işçileri, Senem Bacı, Kürt Hürü, Halo Cafer, Kel Meryem, İncirlikli Asiye, Adıyamanlı Fatma, Hüseyin Boşboğaz, Çocuk Fethi, Kürt Haydar, Çaycı Karamaça Veysel, Yasin, Kemal Cesur, Hediye, jandarma onbaşısı, istasyon memuru, Topsakalın Durmuş, Yusuf’un karısı ve çocukları, Köse Hasan’ın karısı ve küçük kızı, Pehlivan Ali’nin annesi ve sözlüsü…
Mekân
Olayların yaşandığı mekân geniş anlamıyla “Adana”dır.
Diğer mekânlar ise şöyle sıralanabilir: Orta Anadolu’nun seksen evlik Ç. Köyü, köyün tren istasyonu, tren, Dörtyolağzı, İnönü Meydanı, Taşköprü, Kuruköprü, işçi mahallesi, Ötegeçe, Kalekapısı, ırgat pazarı, Taşçıkan sokağı, Adana Garı, çiftlik, tarla, harman yeri, kooperatif, Ziraat Bankası, fabrika, ahırdan bozma ev, inşaattaki baraka, Ömer Zorlu’nun evi, kahvehaneler, bakkallar kantinler
Romanda geçen mekânların bazıları sadece isim olarak geçerken bazıları ise basitçe tasvir edilir.
Romanın ilk ve aynı zamanda geçici mekânı trendir. Tren yolculuğu, ilk defa şehre gidecek olan üç arkadaş için bir deneyim yeridir. Trende tanıştıkları kişiler onlara şehir ve fabrika hakkında bilgiler verir.
Adana, o yıllarda tarım endüstrisinin gelişmeye başladığı bir şehirdir. Anadolu’nun çeşitli köylerinden, çalışmaya gelen işçilerin on binlerce dönüm arazinin pamuklarını işleyen fabrikaların yeni üretim-tüketim biçimlerine ayak uyduramayıp sosyal ve ekonomik durumları sarsılanların mekânıdır. Aynı zamanda yeni türeyen yarı köylü yarı şehirli zenginlerin de mekânıdır.
Romanda tarla, fabrika, inşaat gibi çalışma mekânları da hem fiziksel hem de işlevsel olarak kapalı niteliklere sahiptir. Rüşvet, sömürü, aşağılama ile insani değerlere yapılan saldırılar bu mekânları kuşatmıştır.
Tarla, anlatılan olayların bütün ağırlığını taşıyan, yoksulluğun vardığı noktaları gösteren canlı ve oldukça etkili bir işleve sahiptir. Geniş arazinin bir yerinde çapa yapılırken başka bir yerinde buğday sapları patoz makinesine verilir. Romanda gerilimi arttıran en önemli olaylar bu harman yerinde meydana gelir.
Fabrika, hem hedef hem de korkulan mekân konumundadır. Fabrikanın tanıtıldığı bölümlerde güçlü bir gözlem söz konusudur.
Romanda geçen bir diğer mekân olarak yer alan inşaat da olay ve kişilerin geleceğinde önemli bir yere sahiptir. Yusuf, duvar ustalığını burada öğrenir.
Romanda geçen diğer mekânlar manzara ve dekor biçiminde tasvir edilmiştir.
Zaman
Olaylar sonbaharda başlar ve kronolojik olarak anlatılan yaklaşık bir yıllık süreyi kapsar. Bu süre içinde yer yer geriye dönüşler, şimdiki zamana ait anlatımlar ve gelecekle ilgili hayaller ile üç boyutlu bir hal alır. Daha çok hatırlayışlardan ibaret olan geriye dönüşler ayrıca yaşamın gerçekleriyle bağlantılı psikolojik tahliller de içerir. İleriye dönük zaman kişilerin kurduğu hayallerde kendini gösterir.
Olayların akışı, zamanda atlamalar ve özetlemeler yoluyla sağlanırken, diyaloglarda haber verme biçiminde aktarıldığı görülür. Ayrıca “gece yarısı, ertesi gün, yarım saat sonra, sabahın altısında, yarın, öbür gece, birkaç hafta sonra, günler geçiyor, saatler geçtikçe” gibi zaman ifadeleriyle olaylara ve durumlara süreklilik kazandırılır.
Tema
Eserde emek-sömürü çatışması; ezen-ezilen, köylü-şehirli, zengin-yoksul ekseninde işlenir. Köylerinden Adana’ya büyük umutlarla çalışmaya gelen insanların sömürülüşleri ve yaşadıkları zorluklar romanın temasını oluşturur.
Dil ve Anlatım
Roman, olayların dışında üçüncü şahıs tarafından “ilahi bakış açısı” ile anlatılmıştır. Anlatıcı sınırsız görme ve bilme yetisiyle; yaşantıları, çatışmaları, sevinçleri, üzüntüleri, acı ve mutlulukları bilen konumundadır.
Anlatıcı, olaylarda hiç görülmeyen kişiler hakkında da bilgi sahibidir. Her şeyi bilmesine rağmen genellikle gözlemci rolünde kalmayı tercih eder. Kişilerin yaptıklarını yorumlamaz, yargılamaz.
Anlatıcı tarafsız bir kişiliğe sahiptir. En çarpıcı olaylar, en çirkin durumlar ve adaletsiz uygulamalar olurken bile araya girmez. Herkese aynı mesafede durur.
Yazar romanında “diyalog (karşılıklı konuşma)”, “iç diyalog”, “iç monolog (iç konuşma)” gibi anlatım tekniklerinden yararlanır. Bu diyalogların eser boyunca çok sık kullanıldığı görülür. Romanda olayların akışı, kişilerin ruh hali, korkuları, endişeleri, kurdukları hayaller, birbirleri hakkında ne düşündükleri büyük ölçüde diyaloglardan ve iç konuşmalardan öğrenilir. Yazarın, kişileri ve toplumu, konuşmalar yoluyla olduğu gibi yansıtma eğilimi, gerçekçilik anlayışının bir sonucudur.
Romanda diyalog tekniği dışında, düz anlatım ve özetlemelere de yer verilir. Yazar bu tarz anlatım tekniklerine, genellikle olayın geçtiği mekânı tanıtmak veya bir şekilde adı geçen kişiler hakkında bilgi vermek için başvurur.
Romanda yazarın konuşma ağırlıklı, doğal, sade ve açık bir dil kullandığı görülür. Roman kahramanları; halkın kullandığı deyimlerle, yerel ağızla ve gündelik dille konuşur. Romanda küfürlü, argolu konuşmalar dikkat çeker.
Yazar, romanın anlatımında akıcılığı sağlamak için şiir ve düzyazıyı birlikte kullanma yoluna gider; şarkı ve türkülere yer verir.
Yazar romanında birçok anlatım türü kullanır. Bunlar; “öyküleyici anlatım”, “betimleyici anlatım”, “açıklayıcı anlatım”, “tanımlayıcı anlatım” ve “karşılaştırmalı anlatım”dır.
Yazarın romanında pekiştirme, güçlendirme ve kavramları zenginleştirme gibi işlevlere sahip ikilemeleri (efkârlı efkârlı, çalımlı çalımlı, sine sine, dalıp dalıp) sıkça kullandığı görülür.
Halkın konuştuğu ve anladığı dille yazmaktan yana olan yazarın, romanında halkın kültür yapısını göstermek amacıyla atasözleri ve deyimler kullandığı görülür.

EN ÇOK OKUNANLAR

Faruk Nafiz Çamlıbel “Sanat” Şiir İncelemesi

Yahya Kemal Beyatlı “Sessiz Gemi” Şiir İncelemesi

Cahit Sıtkı Tarancı “Otuz Beş Yaş” Şiir İncelemesi

Necip Fazıl Kısakürek “Kaldırımlar” Şiir İncelemesi

Ahmet Haşim “Merdiven” Şiir İncelemesi