Cenap Şahabettin Hayatı Edebi Kişiliği Eserleri


Hayatı
Cenap Şahabettin, 2 Nisan1871’de Manastır’da doğdu. Babası Osman Şahabettin Bey, Osmanlı – Rus savaşında şehit düşünce altı yaşındayken ailesiyle birlikte İstanbul’a taşındı. Bir süre Tophane’de Feyziye Mektebine devam etti. Daha sonra girdiği Eyüp Askeri Rüştiyesinin yıkılması üzerine Gülhane Askeri Rüştiyesine geçti. 1880 yılında bu okuldan mezun oldu. Tıbbiye İdadisinde iki yıl okuduktan sonra Askeri Tıbbiyenin beşinci sınıfına kabul edildi.
1889’da doktor yüzbaşı olarak okulu bitirdi. İhtisas yapmak üzere devlet tarafından Paris’e gönderildi. Burada dört yıl kadar kaldı. Bir müddet Haydarpaşa Hastanesinde hekimlik yaptı. Takip edildiği korkusuyla İstanbul’dan uzak bir yerde görev istedi. Mersin ve Rodos’ta karantina doktoru olarak çalıştı.
1896’da sıhhiye müfettişliği göreviyle Cidde’ye gönderildi. 1898’de merkez müfettişliği göreviyle İstanbul’a döndü. Bir süre Suriye Vilayeti Sıhhiye Reisliğinde bulundu.
II. Meşrutiyetin ilanından sonra sıhhiye müfettişliği göreviyle İstanbul’a döndü. Birinci Dünya Savaşı başladığında kendi isteğiyle emekli oldu. Aynı yıl Darülfünun Edebiyat Fakültesi Lisan Şubesi Fransızca tercüme müderrisliğine atandı. İki ay sonra Garp edebiyatı müderris vekili oldu. 1919’da Darülfünun Osmanlı edebiyat tarihi müderrisliğine getirildi. Şikâyet üzerine bu görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Edebiyat ve sanat konularında yazmaya devam etti. Son yıllarında yoğun bir biçimde üzerinde çalıştığı sözlüğünü tamamlayamadan 13 Şubat 1934’te beyin kanaması sonucu hayata gözlerini yumdu.
Edebi Kişiliği
Cenap Şahabettin, Tanzimat’tan sonra Batı edebiyatı etkisinde gelişen Türk şiirinde büyük yenilikler yapan şairler arasındadır.
Küçük yaşta şiire ilgi duydu. İlk şiirlerini divan şiiri tarzında yazdı. On dört yaşında iken yazdığı gazel Saadet gazetesinde yayınlandı. İki yıl boyunca gazel tarzında şiirler yazdı. Abdülhak Hamit ve Recaizade Mahmut Ekrem’in etkisiyle yeni tarz şiirler yazmaya başladı. Şiirlerini Saadet gazetesi, Gülşen ve Sebat dergilerinde yayınlayan şair, “Tamat” adıyla on sekiz şiirden oluşan küçük bir kitap bastırdı.
Paris’te bulunduğu yıllarda parnasyen ve sembolist şairleri okumuş, özellikle Verlaine’den etkilenmiştir. Bu yıllarda pek çok Fransız şair tanımıştı. Yurda döndükten sonra şiiri yavaş yavaş bu etkiler altında şekillenmeye başladı. Hazine-i Fünun dergisinde yayınlanan “Benim Kalbim” şiiri Fransızcadan çeviri sanıldı. Kelimelerle çizilen tablo niteliğini taşıyan bu şiirinden sonra ilk defa sone tarzını denedi ve “Şi’r-i Nânüvişte” adlı şiirini bu tarzda yazdı. Bu yıllarda farklı şiir tarzları deneyen şair, özellikle “Mekteb” dergisinde çıkan şiirleriyle hem eski hem de yeni tarzda yazan şairler arasında dikkat çekti. Hakkında olumlu ve olumsuz yazılar yazıldı. Tevfik Fikret’in Servet-i Fünun dergisinin yönetimine gelmesinden iki ay sonra derginin kadrosuna girdi.
Cenap Şahabettin’in Türk şiirine getirdiği yenilikler arasında, o zamana kadar kullanılmamış özgün tamlamalara yer vermesi en önemli özelliğidir. Şairin kullandığı bu yeni tamlamalar yadırgandı, eleştirildi, hatta alay konusu oldu. Ancak şair, bu tamlamaları kullanmaya devam etti.
Servetifünun şiirinin genel özelliklerinden olan tasvir, Cenap Şahabettin’de de ön plandadır. Varlıkları bir fotoğraf gibi algılamak, renk ve şekilleri canlı tutmak, gerçeklik duygusu yaratmak o dönem şiiri içinde önemli bir özellikti. Parnasizm akımının etkisiyle yayılan bu akım çok geçmeden Tevfik Fikret, Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi şairleri de etkisi altına aldı.
Cenap, şiirde ahenge önem verdiği için hece yerine daima aruzu tercih etmiştir. Şiirin tek gayesinin güzellik olduğunu savunan ve ona başka bir işlev yüklemek istemeyen şair, doğayı bütünlük içinde görmüş ve bir “ruh-ı kâinat” düşüncesine inanmıştır. Bu nedenle nesnelerde diğer sanatçılardan farklı renkler görmüş ve onları bir takım duygularıyla bağlantı kurarak dile getirmiştir.
Hayat karşısında şüpheci bir tavır takınan şair, fikir ağırlıklı şiirlerinde sosyal içerikli konuları değil insanın yazgısı ve kâinat içindeki yeri üzerinde durmuştur. Gece, mehtap, sonbahar gibi daha çok duygulara hitap eden görünümleri saf şiir anlayışıyla ele almış; doğa, kadın ve aşk temalarını bu doğrultuda işlemiştir. Bazı şiirlerinde dünya ve evrenle ilgili görüşlerine de yer veren şair, “Münacat”, “Derviş”, “Tevhid” şiirlerini bu doğrultuda yazmıştır.
Cenap Şahabettin, Servetifünun döneminin nesir alanında da ustalarından biri sayılmıştır. Ona göre nesir hem bir beste hem de güftedir. Bu onun nesirde de şiirde olduğu gibi güzelliğe ve ahenge önem verdiğini gösterir. Bu alanda kullandığı dil ve üslup şiirlerindeki bütün özellikleri taşır. Ona göre nesir de şiir gibi anlatılan konulara uygun biçimde yapısı değişen cümle ve ibarelerle yazılmalıdır. Bir fikir veya duygunun kelimelerin ve tamlamaların okuyucu üzerindeki hem doğruluk hem güzellik etkileri dikkate alınmalıdır. Nesir konusundaki fikirlerini, meşrutiyetten sonra Türkçülerin ortaya attığı “yeni lisan” hareketinden sonra da devam ettiren Cenap Şahabettin,  Arapça ve Farsçayla zenginleşen Osmanlıcayı sonuna kadar savunmuştur.
Cenap Şahabettin’in gazetelerde siyasi yazılar yazması II. Meşrutiyetten sonra İstanbul’a gelişiyle başladı. Önce 15 sayı çıkan “Hürriyet” in başmuharriri oldu. Balkan harbinden sonra Tasvir-i Efkâr gazetesi adına birkaç defa Avrupa’ya gitti. Gezi izlenimlerini aynı gazetede “Avrupa mektupları” başlığı adı altında yayınladı. Bir süre Suriye bulundu ve buradaki izlenimlerini “Suriye Mektupları” adıyla yayınladı. Türk şiiri ve nesir alanında seçkin bir yeri olan Cenap Şahabettin, politik yazılarında ve edebi tartışmalarında asabi, bazen de çelişkili bir tavır takınıyordu. Milli mücadele yıllarında aleyhte yazılar yazdığı için sert eleştirilere maruz kaldı. Bu tavrı cumhuriyetin ilk yıllarında da unutulmadı.
Eserleri
Şiir
Tâmât (1887)
Seçme Şiirler (1934)
Bütün Şiirleri (1984)
Terane-i Mehtap
Tiyatro
Körebe
Küçük Beyler
Yalan
Düzyazı
Hac Yolunda (1909)
Evrak-ı Eyyam (1915)
Afak-ı Irak (1917)
Avrupa Mektupları (1917)
Nesir-i Harp, Nesr-i Sulh, Tiryaki Sözleri (1918, üç farklı içeriğe sahip olan bu üç eser tek kitap olarak yayınlanmıştır)
Vilyam Şekispiyer (1932)
Tiryaki Sözleri
Suriye Mektupları

EN ÇOK OKUNANLAR

Faruk Nafiz Çamlıbel “Sanat” Şiir İncelemesi

Yahya Kemal Beyatlı “Sessiz Gemi” Şiir İncelemesi

Cahit Sıtkı Tarancı “Otuz Beş Yaş” Şiir İncelemesi

Necip Fazıl Kısakürek “Kaldırımlar” Şiir İncelemesi

Ahmet Haşim “Merdiven” Şiir İncelemesi