Kayıtlar

Ekim, 2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Samim Kocagöz “Koca Öküzün Ölümü” Öykü İncelemesi

Resim
Öykü Hakkında Toplumcu gerçekçilik akımının önde gelen yazarlarından Samim Kocagöz, bu öyküsünde toplumsal bir sorunu işlemiştir. Yazar, “Koca Öküzün Ölümü” hikâyesinde yoksul köylülerin zor şartlarda nasıl bir yaşam sürdüğüne dair bir kesit vermiştir. Öykünün Özeti (Olay Örgüsü) Yusuf, üç gündür kayıp olan ineğini aramaktadır. Nehrin kıyısına gelince koca öküzün bataklığa saplanıp öldüğünü görür. Yusuf’un yanına oğlu gelir. Koca öküzün ölümüyle ilgili konuşurlar. Yusuf, koca öküzü bataklıktan nehrin derin sularına iter. Bataklıktan yeşil ılgın ormanına doğru yürürler. Öyküdeki Kişiler Yusuf Yoksul bir köylüdür. Yıllarca koca öküzle birlikte başkalarının tarlalarında çift sürmüş, geçimini böyle sağlamıştır. Koca öküzün ölümüyle yapacak hiçbir işi kalmamıştır. Yusuf’un Oğlu Henüz hayat tecrübesi olmayan bir gençtir. Sorduğu sorulardan öğrenmeye meraklı biri olduğu anlaşılıyor. Olay Hikâyede belirgin ve gelişen bir olay yoktur. Günlük yaşantıdan bir kesit alınarak anlatılmıştır. Serim, düğüm, çözüm …

Samim Kocagöz Hayatı Edebi Kişiliği Eserleri

Resim
Hayatı Samim, 13 Şubat 1916’da Aydın’ın Söke ilçesinde doğdu. Babası Necim Kocagöz, annesi Saliha Vahide Hanım’dır. Kardeşleri Ferzan Gürel ve Halil Kocagöz edebiyat dünyamızın önemli yazarlarındandır. İlkokulu Söke’de okuyan Samim, orta ve lise öğrenimini İzmir Erkek Lisesinde tamamladı. Çiftçi bir aileden gelen Samim, tatil günlerini Söke’deki arazilerinde ailesine yardımcı olarak geçirdi. Çiftçilik hayatını iyi bildiği için bunu daha sonra eserlerine de yansıttı. 1937 yılında liseyi bitirdikten sonra en büyük amacı olan edebiyat öğrenimi için İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine gitti. 1942 yılında mezun olduktan sonra Lozan Üniversitesinde sanat tarihi eğitimi aldı. Türkiye’ye döndükten sonra bir süre Ticaret Okulunda edebiyat, Devlet Konservatuarında sanat tarihi dersleri verdi. Söke’de çiftçilikle uğraşmaya devam etti. 1950’den sonra İzmir’e yerleşti. İlk romanı “İkinci Dünya” 1938’de yayınlandı. Servetifünun, Uyanış, Ses, Hep, Bu Topraktan, Vatan, Fikirler, Yenilikler, Yedite…

Tarık Buğra “Oğlumuz” Öykü İncelemesi

Resim
Öykü Hakkında “Oğlumuz” Tarık Buğra’nın aynı adlı öykü kitabından alınmıştır. Tarık Buğra bu kitabını 1949 yılında yayınlamıştır. Kitap 13 öykü içerir ve yazarın ilk kitabıdır. “Oğlumuz” adlı öykü 1948 yılında “Oğlum” adıyla Cumhuriyet gazetesinin açtığı yarışmada ikincilik ödülü almıştır. Öykünün Özeti Karı koca sabaha kadar uyumamış oğullarının dönüşünü beklemiştir. Oğulları sabaha karşı gelmiş ve yatağına uzanmıştır. Anne, sabah namazını kılar. Anlatıcı, oğlunun odasına gider. Oğlu çoktan uyumuştur. Anlatıcı oğlunun bebeklikten itibaren yaşantısını ve ilişkilerini hayalinde canlandırır. Onun nasıl ve ne şartlarda büyüdüğünü anımsar. Onu öper, odanın perdesini örter, odadan çıkar. Anlatıcı karısıyla çay içerken aklına oğlunun limon sevmediği gelir. Ancak o çayını limonla doldurur. Öyküdeki Kişiler Anlatıcı (Baba) Oğlunu çok seven, onu düşünen, ancak ilgisizmiş gibi görünen biridir. Bazen oğluyla çatışma halindedir ancak içten içe onu çok sevmekte ve onun için kaygılanmaktadır. Anne Oğlunu ç…

Tarık Buğra “Küçük Ağa” Roman İncelemesi

Resim
Eser Hakkında Küçük Ağa, Tarık Buğra’nın en tanınmış romanlarından biridir. İlk basımı 1963 yılında yapılan eser, Milli Mücadele yıllarını anlatır. Yazar, o yılları; işgalciler, hilafet yanlıları, kuvacılar (Kuvayımilliye taraftarları), çeteler, kendi çıkarlarına hizmet eden eşkıyalar, Çerkez Ethem taraftarları ve Milli Mücadele hareketine kayıtsız kalan insanlar arasından anlatmaktadır. Romanın Özeti Milli Mücadele yıllarında geçen olaylar, Akşehir’de Salih’in savaştan dönmesiyle başlar. Salih, Arabistan çöllerinde sağ kolunu kaybetmiş, yüzünün sağ tarafından ağır yaralar almış bir askerdir. Geri döndüğünde Akşehir’in artık eskisi gibi olmadığını görür. Köylülerin, çocukluk arkadaşı Niko’nun, hatta annesinin bile ona bakışı değişmiştir. O artık Çolak Salih’tir. Yurdun her tarafı gibi Akşehir de karışıklık içindedir. Bu sıralarda kasabaya İstanbullu Hoca lakabıyla Mehmet Reşit Efendi gelir. Onun gelmesiyle köy ikiye bölünür. Genç yaşına rağmen insanların sevip saydığı İstanbullu Hoca, Kuv…

Tarık Buğra Hayatı Edebi Kişiliği Eserleri

Resim
Hayatı Tarık Buğra, 2 Eylül 1918’de Akşehir’de doğdu. Babası Mehmet Nazım Bey, annesi Nazike Hanım’dır. Tarık, ilkokulu ve ortaokulu Akşehir’de bitirdi. Lise öğreniminin 2 yılını İstanbul Erkek Lisesinde okuduktan sonra 1936’da Konya Lisesinden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde 2, Ankara Hukuk Fakültesinde 4 yıl okudu. 1942 yılında askere gitti. Askerlik dönüşü, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne devam etti. 1951’de ayrıldı. Tarık Buğra, 1947-1949 yılları arasında Şişli Terakki Lisesi öğretmen yardımcılığında bulundu. 23 Ağustos 1950’de yazar Jale Baysal’la evlendi. Bu evliliklerinden 1951 yılında Ayşe adında bir kızları oldu. 1968 yılında ayrıldılar. 1975 yılında Hatice Hanım’la evlenen Tarık Buğra, geçimini kalemiyle sağladı. Hayatı yokluklar ve sıkıntılar içinde geçti. Akşehir’de “Nasrettin Hoca” gazetesinde yazmaya başladı. İstanbul’a gelince “Milliyet”, “Yeni İstanbul”, “Haber” ve “Tercüman” gazetelerinde fıkralar yazdı, sanat s…

Ahmet Hamdi Tanpınar “Ne İçindeyim Zamanın” Şiir İncelemesi

Resim
Ne İçindeyim Zamanın Ne içindeyim zamanın, Ne de büsbütün dışında; Yekpâre, geniş bir ânın Parçalanmaz akışında. Bir garip rüyâ rengiyle Uyuşmuş gibi her şekil, Rüzgârda uçan tüy bile Benim kadar hafif değil. Başım sükûtu öğüten Uçsuz bucaksız değirmen; İçim muradına ermiş Abasız, postsuz bir derviş. Kökü bende bir sarmaşık Olmuş dünya sezmekteyim, Mavi, masmavi bir ışık Ortasında yüzmekteyim. Ahmet Hamdi Tanpınar Şiirin Biçim Yönünden İncelenmesi Nazım birimi: dörtlüktür. Ölçüsü: 8’li hece ölçüsüdür. Uyak şeması: “abab / cdcd / efef / ghgh”biçiminde çapraz uyaklıdır. Uyak ve Redifler ---zamanın ---ânın“ın” redif; “an” tam uyak (tunç uyak) ---dışında ---akışında“ında” redif; “ış” tam uyak ---rengiyle ---bile“le” tam uyak

Necip Fazıl “Takvimdeki Deniz” Şiir İncelemesi

Resim
Takvimdeki Deniz
Hasreti denizlerin, Denizler kadar derin Ve o kadar bucaksız… Ta karşımda, yapraksız, Kullanılmış bir takvim… Üzerinde bir resim: Azgın, sonsuz bir deniz; Kaygısız, düşüncesiz, Çalkanıyor boşlukta. Resimdeyse bir nokta: Yana yatmış bir gemi… Kaybettiği âlemi Arıyor deryalarda. Bu resim rüyalarda Gibi aklımı çeldi; Bana sahici geldi. Geçtim kendi kendimden, Yüzüme o resimden, Köpükler vurdu sandım; Duymuş gibi tıkandım, Ciğerimde bir yosun. Artık beni kim tutsun? Denizler oldu tasam. Yakar, onu bulmazsam, Beni bu hasret, dedim, Varırım elbet, dedim, Bir ömür geze geze Takvimdeki denize. Ne var, bana ne oldu, Odama nasıl doldu, Birdenbire bu meltem? Ve dalgalandı perdem, Havalandı kâğıtlar. Odamda kıyamet var!

EN ÇOK OKUNANLAR

Faruk Nafiz Çamlıbel “Sanat” Şiir İncelemesi

Yahya Kemal Beyatlı “Sessiz Gemi” Şiir İncelemesi

Cahit Sıtkı Tarancı “Otuz Beş Yaş” Şiir İncelemesi

Necip Fazıl Kısakürek “Kaldırımlar” Şiir İncelemesi

Ahmet Haşim “Merdiven” Şiir İncelemesi