Yunus Emre “İlahi” İncelemesi


İlahi
Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü
Bana seni gerek seni
Ne varlığa sevinirim
Ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum
Bana seni gerek seni
Aşkın âşıklar öldürür
Aşk denizine daldırır
Tecelli ile doldurur
Bana seni gerek seni
Aşkın şarabından içem
Mecnun olup dağa düşem
Sensin dün ü gün endişem
Bana seni gerek seni
Sûfilere sohbet gerek
Ahilere ahret gerek
Mecnunlara Leyla gerek
Bana seni gerek seni
Eğer beni öldüreler
Külüm göğe savuralar
Toprağım anda çağıra
Bana seni gerek seni
Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver anları
Bana seni gerek seni
Yunus durur benim adım
Gün geçtikçe artar odum
İki cihanda maksudum
Bana seni gerek seni
              Yunus Emre
Şiirin Biçim Yönünden İncelenmesi
Nazım biçimi: ilahi
(Bazı kaynaklarda Yunus Emre’nin şiirleri hem beyit, hem de dörtlük birimine uygun olan “musammat gazel” tarzında gösterilir. Musammat gazel; dize ortaları uyaklı olan ve dizeleri ikiye bölünebilen gazellere denir. Ancak Yunus Emre’nin şiirleri halk şiiri içinde kabul edildiğinden bu doğrultuda incelenmesi doğru olur.)
Nazım birimi: dörtlük (bazı kaynaklarda beyit)
Şiirin ölçüsü: 4+4=8’lik hece ölçüsü
Şiirin uyak şeması: abab / cccb / dddb / eeeb/ fffb / ggğb / hhhb / iiib
(Bazı kaynaklarda beyit birimine göre; aa / ba / ca / da … şeklindedir)
Şiirin Ahenk Unsurları (Uyak ve Redifler)
1. dörtlük
--- beni
Bana seni gerek seni
--- günü       “i / ü” redif; “n” yarım uyak
Bana seni gerek seni   “nakarat”
2. dörtlük
--- sevinirim
--- yerinirim
--- avunurum  “irim / urum” redif; “n” yarım uyak
Bana seni gerek seni   “nakarat”
3. dörtlük
--- öldürür
--- daldırır
--- doldurur   “dürür / dırır / durur” redif; “l” yarım uyak 
Bana seni gerek seni   “nakarat”
4. dörtlük
--- içem
--- düşem
--- endişem   “em” tam uyak
Bana seni gerek seni   “nakarat”
5. dörtlük
--- sohbet gerek
--- ahret gerek
--- Leyla gerek   “gerek” redif; “et” tam uyak
Bana seni gerek seni  “nakarat”
6. dörtlük
--- öldüreler
--- savuralar  “eler / alar” redif; “r” yarım uyak
--- çağıra
Bana seni gerek seni   “nakarat”
7. dörtlük
--- dedikleri
--- huri
--- anları  “ri /rı” tam uyak (kulak kafiyesi)
Bana seni gerek seni   “nakarat”
8. dörtlük
--- adım
--- odum
--- maksudum   “um” redif; “d” yarım uyak
Bana seni gerek seni  “nakarat”
Şiirdeki Diğer Ahenk Unsurları
Şiirde ölçü, uyak ve rediflerin dışında ses tekrarları (asonans ve aliterasyon) ve kelime tekrarları da ahengi sağlayan diğer unsurlar olarak görülür. Ayrıca dörtlüklerin sonunda tekrarlanan “Bana seni gerek seni” dizesi da ahengi kuvvetlendirmektedir.
Şiirdeki asonanslar: “a, e, i, u” ünlüleri sık kullanılarak ahenk sağlanıyor. Örneğin “aşkın aldı benden beni” dizesinde “e” ünlüsü sık kullanılmış, “Bana seni gerek seni” dizesinde “a, e” ünlüleri, “Sensin dün ü gün endişem” dizesinde ise “e, ü” ünlüleri sık kullanılarak asonans sağlanmıştır.
Şiirdeki aliterasyonlar; “b, s, n, r” sesleri sıkça kullanılarak sağlanıyor. Örneğin “bana, benden, beni, bana, ben, bana” kelimelerinde “b” sesi sık kullanılarak aliterasyon sağlanmış.
Şiirde bazı kelimelerin tekrarıyla da ahenk güçlendiriliyor. Bunlardan bazıları: “ seni… seni, aşkın… aşkın… aşkın, gerek… gerek…gerek, cennet cennet” gibi.
Şiirin teması: Allah aşkı
Şiirin İçerik Yönünden İncelenmesi (Açıklama – Yorum)
Yunus Emre, şiirlerini tasavvuf düşüncesine göre yazar. Bu nedenle şiirleri bu doğrultuda anlamak ve yorumlamak gerekir.
Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü
Bana seni gerek seni
Tasavvufa göre yaşadığımız dünyada gerçek güzelliği ve gerçek mutluluğu bulmamız mümkün değildir. İnsan, bünyesinde iyilik, güzellik, varlık öğelerinin yanında kötülük, çirkinlik ve yokluk öğelerini de barındırır. Bu nedenle insan, içindeki kötülük, çirkinlik ve yokluk öğelerinden kurtulmak zorundadır. Bunun için de nefsini yenmek ve Allah aşkıyla yanmak gerekir. Allah’a ulaşmanın tek yolu budur. Yunus da bu dizelerde Allah aşkıyla yandığını ve tek isteğinin Allah’a kavuşmak olduğunu dile getiriyor. Öyle ki Allah aşkı onun için bir yaşama biçimi haline gelmiştir, gecesi ve gündüzü onun aşkıyla doludur.
Ne varlığa sevinirim
Ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum
Bana seni gerek seni
Şairin dünya malında gözü yoktur. Bu dünyadaki zenginliğin ya da yoksulluğun onun için bir anlamı yoktur. Onun tek düşüncesi Allaha kavuşmaktır. Çünkü bu dünya geçicidir. Gerçek olan Allahın varlığı ve birliğidir.
Aşkın âşıklar öldürür
Aşk denizine daldırır
Tecelli ile doldurur
Bana seni gerek seni
Şair, bu dizelerde gerçek aşkı bulan kişinin nefsini körelterek içindeki kötülük, çirkinlik ve yokluk öğelerinden kurtulmasını; içini Allahın bir yansıması olan iyilik, güzellik ve varlık öğeleriyle doldurmasını, ölüp yeniden dirilmeye benzetiyor. Bunun da gerçek İlahi aşkla gerçekleşebileceğini ve ortaya çıkabileceğini dile getiriyor.
Aşkın şarabından içem
Mecnun olup dağa düşem
Sensin dün ü gün endişem
Bana seni gerek seni
Bu dizelerde geçen şarap, Allah aşkıdır. Nasıl ki şarap içen sarhoş olup kendinden geçiyorsa insan da gerçek aşkı bulunca kendinden geçer. Bu dizelerde geçen Mecnun da aşkı için dağlara çıkmış ve tüm varlığını aşkına adamıştır. Şair, tüm varlığını aşkı için terk eden Mecnun’un hikâyesini anımsatarak, kendisinin de aşk sarhoşu olup diyar diyar gezdiğini dile getiriyor.
Sûfilere sohbet gerek
Ahilere ahret gerek
Mecnunlara Leyla gerek
Bana seni gerek seni
Bu dünyada herkesin belli görevleri ve istekleri vardır. Sûfiler, yani yol gösterenler için sohbet, ahiler yani eli açık cömert kişiler için öbür dünya, Mecnun gibilere ise âşık oldukları kişi gerektir. Şair içinse bunların hiçbir önemi yoktur. Onun için önemli olan tek şey Allah’a kavuşmaktır.
Eğer beni öldüreler
Külüm göğe savuralar
Toprağım anda çağıra
Bana seni gerek seni
Şair, Allah aşkıyla öylesine kendinden geçmiştir ki hiçbir şey onu yolundan döndüremeyecektir. Öyle ki ölüm bile bu yolda kendisine engel değildir. Şair, bu dizeleri içinde bulunduğu aşkın büyüklüğünü ve yüceliğini vurgulamak için söylemiştir.
Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver anları
Bana seni gerek seni
Şair, bu dörtlükte bazı insanların cennetteki nimetlerden faydalanmak için ibadet ettiğini, kendisi içinse cennetin hiçbir önemi olmadığını söylüyor. Onun için tek önemli şey Allaha ulaşmak ve onun varlığında kaybolmaktır.
Yunus durur benim adım
Gün geçtikçe artar odum
İki cihanda maksudum
Bana seni gerek seni
Şair, içindeki aşk ateşinin gün geçtikçe daha da arttığını söyleyerek, bu aşkla hem bu dünyada hem de öteki dünyada mutlu olduğunu belirtiyor. İki dünyadan kastedilen içinde yaşadığımız dünya ve öldükten sonra gideceğimiz mana âlemidir. Şair için her iki dünyada sahip olunabilecek nimetlerin önemi yoktur. Onun için önemli alan bulduğu gerçek aşktır. Bu yolda çektiği türlü sıkıntılar şair için bir engel değildir. O gerçek aşkı bulduğu için mutludur.
Şiirdeki Söz Sanatları
“yanarımmecaz sanatı (Şair, yanmak kelimesini Allah aşkı anlamında kullanmıştır. Aşk ateşe benzetilmiş, âşık olmak ise yanmak anlamında kullanılmıştır.)
“dün ü günü” tezat sanatı (Birbirine zıt özellikler taşıyan gece ve gündüz kelimeleri bir arada kullanılıyor)
“varlık, yokluk”  mecaz / tezat sanatları (Kelimeler mecaz anlamda: varlık zenginlik, yokluk fakirlik anlamlarında kullanılıyor. Aynı zamanda bu iki kavram birbirine zıt olduğu için tezat sanatı var)
“Aşkın âşıklar öldürür” mübalağa sanatı (abartma var)
“aşk denizi” teşbih sanatı (Aşk denize benzetiliyor)
“şarap” mecaz sanatı (Şarap, aşk anlamında kullanılıyor. Şarap aynı zamanda bir tasavvuf terimidir; ilahi aşk anlamında kullanılır)
“Mecnun” telmih sanatı (Bu dizede şair, bize Leyla ile Mecnun hikâyesini anımsatıyor.)
“Gün geçtikçe artar odum” teşbih sanatı (aşk, ateşe (od) benzetiliyor)
Şiirin Dil ve Anlatımı
Tasavvuf düşüncesini geniş kitlelere duyurmayı başaran Yunus Emre, şiirlerinde açık, yalın, içten ve akıcı bir Türkçe kullanmıştır. Görüş, düşünce ve inançlarını lirik bir anlatımla dile getiren şair, bu yolla şiirlerine derin anlamlar yüklemeyi başarabilmiştir.
Şiirdeki kelime ve eklerin yazılışına bakınca (öldüreler, savuralar, içem, odum vb.) 13. yüzyıl Türkçesinin özellikleri görülür.
Yunus’un şiirlerinde bazı kelimeler (aşk, âşık, tecelli, şarap vb.) gerçek anlamda değil mecaz anlamda kullanılmıştır. Bu da şiire görünen anlamı dışında derin anlamlar kazandırmıştır.
Yunus Emre’nin İlahi’si, tasavvuf düşüncesini ve Allah aşkını yalın, temiz ve herkesin anlayacağı bir dille anlatan, günümüze kadar gelmeyi başarabilen, döneminin nadir ürünlerden biridir.
Şair Hakkında – Yunus Emre
Hayatı
Yunus Emre’nin kesin olmamakla birlikte 1241 – 1321yılları arasında yaşadığı kabul edilmektedir. Doğum yeri kesin olarak bilinmiyor. Yaşadığı dönem Selçuklu Devleti’nin yıkıldığı ve Moğol istilasının olduğu dönemdir.
Yunus Emre, medrese eğitimi gördü. Arapça ve Farsça öğrendi.  İran ve Yunan mitolojisiyle, tasavvuf felsefesini inceledi. Taptuk Emre’nin dergâhında hizmet etti. Taptuk Emre’nin düşüncelerini yaymak için Anadolu’yu dolaştı. Öldüğü ve toprağa verildiği yer kesin olarak belli değildir. Anadolu’nun pek çok şehrinde mezarının olması onun halk tarafından ne kadar çok sevildiğinin bir göstergesidir. Yunus Emre’nin çok sevildiğinin ve benimsendiğinin bir başka göstergesi de hakkında çıkarılan pek çok efsanenin halk arasında yaygın olmasıdır.
Edebi Kişiliği
 Yunus Emre’nin keskin bir gözlem gücü, derin bir hoşgörü anlayışı vardır. Şiirlerini hem hece hem de aruz ölçüsüyle yazdı. Nazım birimi olarak dörtlük kullanan şair, aynı zamanda aruz ölçüsüyle gazeller de yazdı.
Yunus Emre, Türk edebiyatının en büyük şairlerinden biridir. Onun “varlık, yokluk, ilahi aşk ve insan sevgisi” ile ilgili derin düşünceleri vardır. Onun gerçek vatanı Allah katıdır, dünya ise onun için bir gurbettir. Bu yüzden kendini çaresiz, kimsesiz, içi aşk ateşiyle yanan, özlem dolu bir garip olarak görür.
Şair, duygu ve düşüncelerini 13. yüzyıl Türkçesiyle, lirik bir anlatımla dile getirmiştir. Yunus’un şiirleri çok güçlü bir duygu yoğunluğuna sahiptir. Onun şiirlerinin bu kadar çok sevilmesinin altında yatan sır da budur. Ancak bu şiirlerde sadece duygu değil düşünce de vardır. Onu Yunus Emre yapan, şiir aracılığıyla meydana getirdiği düşüncelerindeki derinliktir. Yunus Emre’nin şiirlerinde işlediği konular tasavvufla ilgili düşüncelerdir. Yani ilahi aşk ve bu aşkın vermiş olduğu coşku ve heyecandır. O, tüm yaşantısı boyunca gerçek aşkı aramış, Allah’a ulaşmanın özlemini çekmiş, bu duygu ve düşüncelerini şiir yoluyla dile getirmiştir. Yunus’un şiirleri yalnızca lirik değil aynı zamanda didaktik özellikler de taşır.
Yunus Emre’nin şiirlerinde görülen bir başka özellik de “sehl-i mümteni” sanatının çok ustaca kullanılmasıdır. Bu sanatta esas; anlaşılması çok kolay gibi görünen, ancak yazılması zor olan ve derin anlamlar taşıyan sözler söyletebilmektir. Örneğin “Aşkın aldı benden beni / Bana seni gerek seni” dizeleri görünüşte çok kolaymış ve herkesin söyleyebileceği sözlermiş gibi görünür, ancak üzerinde düşünülünce bu sözlerin içersinde derin duygu ve düşünceler barındıran, bulunması zor sözler olduğu görülür.
Yunus Emre, özellikle tekke edebiyatında kendi tarzını yaratmış, kendinden sonra gelenlere örnek olmuş, halkın gönlünde yer bulmuş, günümüze kadar gelebilmiş usta bir şair ve bilge bir kişidir.
Eserleri
Divan
Yunus Emre’nin ilk önemli eseridir. Eser aynı zamanda Anadolu sahasındaki ilk divan olarak kabul edilir. Divan’da dört yüz civarında şiir mevcuttur. Şiirlerde hece ve aruz birlikte kullanılmıştır. Divan’da ilahilerin yanında gazel ve mesnevi tarzında yazılmış şiirler de vardır. Yunus’un Divan’ı asıl değil derleme bir divandır.
Risaletü’n Nushiyye
eser mesnevi tarzında yazılmıştır. 14. yüzyılın başlarında yazıldığı sanılmaktadır. Eserin içersinde 13 beyitlik bir mukaddime (önsöz) vardır. Eser üç bölümden oluşur: “Dasitan-ı Ruh ve Akıl”, “Dasitan-ı Kanaat”, “Dasitan-ı Gadab”

EN ÇOK OKUNANLAR

Faruk Nafiz Çamlıbel “Sanat” Şiir İncelemesi

Yahya Kemal Beyatlı “Sessiz Gemi” Şiir İncelemesi

Cahit Sıtkı Tarancı “Otuz Beş Yaş” Şiir İncelemesi

Necip Fazıl Kısakürek “Kaldırımlar” Şiir İncelemesi

Ahmet Haşim “Merdiven” Şiir İncelemesi