Orhan Veli Kanık “Kitabe-i Seng-i Mezar” Şiir İncelemesi


Kitabe-i Seng-i Mezar
               I
Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar;
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allahın adını,
Günahkâr da sayılmazdı.
Yazık oldu Süleyman Efendi’ye
                II
Mesele falan değildi öyle,
To be or not to be kendisi için;
Bir akşam uyudu;
Uyanmayıverdi.
Aldılar, götürdüler.
Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
Duyarlarsa öldüğünü alacaklılar
Haklarını helâl ederler elbet.
Alacağına gelince…
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin. 
                III
Tüfeğini deppoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matarasında dudaklarının izi;
Öyle bir rûzigâr ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigâr.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında el yazısıyla:
“Ölüm Allahın emri,
 Ayrılık olmasaydı.”
                 Orhan Veli Kanık
Şiirin Biçim Yönünden İncelenmesi
Şiir serbest nazım tekniğiyle üç bölüm halinde yazılmıştır.
Şiirde ahenk; kelime, ses ve bazı eklerin tekrarıyla (aliterasyon, asonans) sağlanmıştır. Dizelerin bazısı kısa bazısı uzundur. Geleneksel ölçü ve uyak anlayışının dışına çıkılmıştır.
Şiir sade bir dil; açık, yalın ve akıcı bir anlatımla yazılmıştır. Şiirde herkesin anlayabileceği bir dil kullanılmıştır.
Şiirin teması; ölümdür. Herkesi ilgilendiren bir konu olduğu için şairin en bilinen şiirleri arasında yer alır. Garip akımının bakış açısıyla yazılan şiir, bize hayatın anlamıyla ilgili önemli mesajlar verir.
Şiirin İçerik Yönünden İncelenmesi (Açıklama-Yorum)
Üç bölümden oluşa şiirin birinci bölümü, “Hiçbir şeyden çekmedi dünyada Nasırdan çektiği kadar” sözleriyle başlıyor “Yazık oldu Süleyman Efendi’ye” sözleriyle bitiyor. Süleyman Efendi, o zamana kadar ölümü üzerine şiirler yazılan önemli kişilerin aksine, kendi halinde sıradan bir vatandaştır. Şiir aynı zamanda halkın içinde mütevazı bir hayat süren insanların, yaşam biçimini Süleyman Efendi’nin kişiliğinde gözler önüne seriyor.
Sosyal, siyasal, bilimsel ve sanatsal pek çok sorunun konu edindiği, tartışıldığı, hatta savaşıldığı bir ortamda Süleyman Efendi’yi en çok ilgilendiren konu ayağındaki nasırdır. Öyle ki Allah’ın adını bir tek nasırı vurduğu zamanlarda anıyor. Dindar biri değildir, ancak günahkâr da değildir. Kendi halinde, kimseye zararı olmayan, büyük hırsların peşinden koşmayan, dünya meselelerine kafa yormayan biridir Süleyman Efendi.
İkinci bölümde şair, Shakspeare’in “Hamlet” adlı trajedisine atıfta bulunuyor. Bölümde geçen “to be or not to be” sözü, “mesele falan değildi öyle, kendisi için”  ifadesinde kendini buluyor. Bu dizelerden Süleyman Efendi’nin “varoluş”la ilgili pek kafa yormadığı sonucu çıkıyor.
Şair,“Bir akşam uyudu; uyanmayıverdi” sözleriyle Süleyman Efendi için ölümlerin en güzelini seçiyor. Uzun süre acı çekmeden, ölüm korkusu duymadan, aniden, adeta uykuya yatmış gibi gelen bir ölümdür bu.
Süleyman Efendi’nin ölümüyle ne gökler ağlamış, ne depremler olmuş, ne de dünya yasa bürünmüştür.
Duyarlarsa öldüğünü alacaklılar Haklarını helâl ederler elbet” sözlerinden toplumun değer yargıları hakkında da bir fikir sahibi olabiliyoruz. Bu sözlerden Süleyman Efendi’nin çevresi tarafından sevilen ve sayılan bir kişi olduğu anlaşılıyor.
Üçüncü bölümde ölüm rüzgâra benzetiliyor. Bu öyle bir rüzgârdır ki Süleyman Efendi’den geriye hiçbir şey bırakmıyor.
“Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
  Ne matarasında dudaklarının izi;
  Öyle bir rûzigâr ki,
  Kendi gitti,
  İsmi bile kalmadı yadigâr.”
Her insan bir gün ölecektir ve bir süre sonra da unutulacaktır. Ancak bazı şeyler vardır ki insanı öldükten sonra da adını yaşatmaya devam eder. Bir ressam tablolarıyla, bir müzisyen besteleriyle, bir oyuncu filmleriyle, bir yazar eserleriyle, bir bilim adamı icatlarıyla, bir devlet adamı yaptıklarıyla anılır. Süleyman Efendi’den ise kahve ocağına el yazısıyla yazdığı şu mısralar kalıyor; “Ölüm Allahın emri, Ayrılık olmasaydı.” Şair bu dizelerle “yazının” kalıcılığını bir kez daha vurgulamış oluyor.
Bu şiir basit gibi görünen, ancak içersinde derin anlamlar barındıran bir şiirdir. Ölüm herkesi ilgilendiren bir olgudur. Ölüm konusunda ve ölenlerin arkasından pek çok şiir yazılmış olmasına rağmen Orhan Veli’ye kadar hiç kimse çoğunluğu oluşturan kişileri simgeleyen bir kişi için şiir yazmayı düşünmemiş, oysaki onların da bir hayatı, bir değeri ve dünyada bir yeri vardır.
Şiirin başlığında (Kitabe-i Seng-i Mezar) ince bir nükte görülüyor. Başlık Arapça ve Farsça kelimelerden oluşuyor ve sanki çok önemli biri için yazılmış havası veriyor. Bu başlık aslında divan şairlerine ironik bir eleştiri niteliği taşıyor.
Şiirin içinde geçen “to be or not to be” dizesinde ise Batıya özenen şair, yazar ve aydınlara yönelik bir eleştiri (iğneleme) söz konusudur.
Şair, ölümü farklı bir açıdan işleyerek hem bizi düşündürüyor, hem de sıradan bir kişinin şiir yoluyla nasıl kalıcı olabileceğini bize gösteriyor.

EN ÇOK OKUNANLAR

Faruk Nafiz Çamlıbel “Sanat” Şiir İncelemesi

Yahya Kemal Beyatlı “Sessiz Gemi” Şiir İncelemesi

Cahit Sıtkı Tarancı “Otuz Beş Yaş” Şiir İncelemesi

Necip Fazıl Kısakürek “Kaldırımlar” Şiir İncelemesi

Ahmet Haşim “Merdiven” Şiir İncelemesi