Fazıl Hüsnü Dağlarca “Kızılırmak Kıyıları” Şiir İncelemesi


Kızılırmak Kıyıları
Kardaş, senin dediklerin yok,
Halay çekilen toprak bu toprak değil,
Çık hele Anadoluya,
Kamyonlarla gel, kağnılarla gel gayrı,
O kadar uzak değil.
Çamı bitmiş, kavağı azalmış,
Gamla örtülü bayırlar, çıplak değil,
Yedi ay kıştan sonra,
Yeşeren senin yaşamandır,
Yaprak değil.
Yersin, içersin sofrasından, üç yüz senedir,
Kuvvetlisin ama kuvvet hak değil.
Bakımsızlıklarla göçüp gitmiş bir cihan,
Mevsimler soğumuş, sular azalmış,
Buğday, Selçuklulardan kalan başak değil.
Parça parça yarılmış öküz ardında,
Parmağı üç pare, tırnağı ak değil.
Utanır elin ayağın,
Korkarsın yakından görsen,
Eli el değil, ayağı ayak değil.
Gün doğar, tarla kuşları uçuşurlar,
Ağır bir aydınlık, bildiğin şafak değil.
Öyle dalmış ki yüzyıllar süren uykusuna,
Uyandırmazsan,
Uyanacak değil.
Dertle, sefaletle yüklü,
Siyah leşlerle kararmış, berrak değil.
Çağlayan ne,
Akan kim,
Kızılırmak değil.
Kardaş, görmüyorum ama hâlâ duyabiliyorum,
Geçmiş zamanlar geleceklerden parlak değil.
Vakte şahadet edercesine yükselmiş,
Akşam parıltısından, bütün zaferler üzerine,
Dağlar dalgalanmakta, bayrak değil.
                             Fazıl Hüsnü Dağlarca
Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Kızılırmak Kıyıları” adlı şiiri, Anadolu’nun havasını, suyunu, toprağını, yaşanmışlığını benliğinde hisseden bir şairin duygularının yansımasıdır. Şiirde insanın, varlığını sürdürmesi adına toprakla ve doğayla olan mücadelesi dile getirilir. Şair, sözü edilen mücadelenin içinde yer alan biri olmamakla birlikte, var olan durumu gözlemleyen, anlayan ve yaşananları özümseyen bir tavır içersindedir.
Kızılırmak kıyıları, Anadolu’yu ve Kızılırmak nehrinin geçtiği şehirleri, kasabaları, köyleri içine alan ve bu yörelerin bütününe işleyen simgesel bir özellik taşımaktadır. Bu simgesellik, içinde bulunulan coğrafyadan hareketle bir durumu açıklarken, insanın sorunlarını ve toplumun meselelerini ele almak olarak değerlendirilebilir.
Şiir, beşer dizelik yedi bent, otuz beş dizeden meydana gelmiştir. Şair, ilk bentte, kendinden önce Anadolu ile ilgili şiirler yazan, Anadolu’yu eserlerinde mutlu insanların yaşadığı bir yer olarak gösteren şairlere, “Kardaş senin dediklerin yok” diyerek seslenir. Onların büyük şehirlerden Anadolu’ya bakışlarını ve tavırlarını eleştiren bir tutum içindedir. Burada ifade edildiği gibi onların şiirlerinde ve eserlerinde anlattıkları Anadolu “halay çekilen toprak”değildir. Şair, onları Anadolu’nun içinde bulunduğu gerçekleri görmeye çağırıyor. Şiirde geçen “uzaklık” ifadesi, ilgisizlik ve görmezden gelme anlamında kullanılmıştır. Anadolu’yu cennet gibi gösterenlere “Çık hale Anadoluya” diye seslenerek, onların bu toprakları görmeden yazdıkları şeylerin gerçek olmadığını vurguluyor.
Şair, ikinci bentte, Anadolu’nun gerçek yüzünü, doğaya ait özelliklerini insana yansıyan yönleriyle bizlere gösteriyor. Şiirde geçen “Çamı bitmiş, kavağı azalmış, gamla örtülü bayırlar çıplak değil” sözleriyle Kızılırmak kıyısında yaşayan insanların dramını gözler önüne seriyor. Kızılırmak kıyılarında ağaçların ve doğaya can veren bitki örtüsünün yok olmasıyla çıplak kalan bayırlar gamla ve kederle örtülmüştür.
Üçüncü bentte şair, Anadolu’yu bir sofraya benzetir. Anadolu’nun sömürüldüğünü ifade eder. Üç yüz senedir yiyip içen ama Anadolu’nun sorunlarıyla ilgilenmeyen bir sömürü düzeninin varlığına işaret eder. Yiyip içenlerin aslında bunu hak etmediğini vurgular. Şair, Anadolu’yu “bakımsızlıklarla göçüp gitmiş bir cihan”a benzeterek yöneticileri eleştirir. Buğdayın köylü için önemi belirtilerek “Buğday, Selçuklulardan kalan başak değil diyen şair, bu toprakların tarihi geçmişini hatırlatmakta, geçmiş yıllara olan özlemini dile getirmektedir.
Şair, Anadolu köylüsünün durumunu “Parça parça yarılmış öküz ardında parmağı üç pare, tırnağı ak değil” sözleriyle gözler önüne serer. Burada Anadolu insanının görünümü acıma duyguları içersinde verilir. Bu ifadeler yokluğun, yoksulluğun, sefaletin, yitirilmişliğin ifadeleridir. 
Utanır elin ayağın,
 Korkarsın yakından görsen,
 Eli el değil, ayağı ayak değil” sözlerini şair, hem Anadolu köylüsüyle ilgilenmeyen yöneticilere hem de Anadolu’yu cennet gibi gösteren sanatçılara söylemektedir. Onlar büyükşehirlerde rahat bir biçimde yaşarken Anadolu insanı büyük zorluklarla üretim yapmakta ve sıkıntı içinde yaşamaktadır.
Beşinci bentte şair, günlerin doğmasının, tarla kuşlarının uçuşmasının bu topraklardaki acı gerçeği değiştirmediğini belirtiyor. Buradaki acı, gam, keder sabahın aydınlığını bile etkilemiş, onu ağır bir aydınlık haline getirmiştir.
Öyle dalmış ki yüzyıllar süren uykusuna,
Uyandırmazsan,
Uyanacak değil.” dizelerinde şair, aydınlara seslenir. Aydınların en önemli görevlerinden biri de halkı uyandırmak, yani bilgilendirmektir. Ancak şaire göre aydınlar bu görevlerini yerine getirmemiş, Anadolu insanıyla ilgilenmemiştir. Anadolu insanı cahilliğin ve yoksulluğun pençesinde kıvranmaktadır.
Altıncı bentte, Anadolu coğrafyası Kızılırmak nehrinin geçtiği yerler üzerinden anlatılır. Bu kıyılar dertle sefaletle yüklüdür; siyah leşlerle kararmıştır. Berraklık huzur, mutluluk ve bereketin; kararma ise yoksulluk ve sıkıntıların simgesidir. Şair, “çağlayan ne, akan kim” sözleriyle aydınlara, sanatçılara ve yöneticilere bir kez daha sesleniyor.
Son bentte şair,
Kardaş, görmüyorum ama hâlâ duyabiliyorum,
 Geçmiş zamanlar geleceklerden parlak değil.” diyerek, geleceğe ait hala umutlu olduğu belirtiyor.
Akşam parıltısından, bütün zaferler üzerine,
Dağlar dalgalanmakta, bayrak değil. sözleriyle ise savaşlarda kazanılan zaferlerin, ekonomik ve sosyal alanlarda başarı kazanmadan pek bir anlamının olmadığı vurguluyor.
Şiirde halk diline ve söyleyişine yer veren şair, “kardaş”, “gel gayrı”, “çık hele”, gibi sözcüklerle de halkın duygularına daha samimi bir biçimde yaklaşıyor. Bu şiir dili şairin, onların içinden biri olarak görülmesine, o yörenin insanıyla bütünleşmesine yardımcı oluyor. Bu söyleyiş biçimi aynı zamanda bazı sanatçıların bu yöreyi görmeden, bu yörelerde bulunmadan ve yaşayanların duygu ve düşüncelerini anlamadan yazdıkları eserlere, şiirlere bir eleştiri niteliği taşıyor.
Şiirde on dört kez tekrarlanan “değil” sözcüğü, şiire hem ahenk katıyor hem de şairin tepkisini etkili bir biçimde dile getiriyor. Şiirde geçen “gamla örtülü bayırlar”, “yeşeren senin yaşamandır”, “utanır elin ayağın”, “dağlar dalgalanmakta, bayrak değil” ifadeleri sosyal eleştirinin ve toplumsal söylemin bazı yönlerini yansıtması bakımından şiire bir anlam zenginliği kazandırıyor.
Şiirde realist bir anlayışla, söylemek istediklerini dizelere döken şair, yaşanan sorunlara dikkat çekmek ve mesaj vermek istiyor. Şair, bu şiirinde Anadolu’yu idealize etmeden, olduğundan farklı göstermeden eksikliklerini ortaya koyuyor. Şair, yer yer insan sevgisi ve merhamet duygusunun öne çıkmasıyla kendine özgü, toplumcu bir tarz içinde, sosyal gerçekçi bir söylem içinde sosyal eleştirisini yapıyor.
Bu şiir, 1940’tan sonraki Anadolu’yu ve Anadolu insanının hayat, tabiat, toprak ve toplum karşısındaki duruşunu göstermesi nedeniyle geçmişin bir kesimine ışık tutmaktadır. Dağlarca, bu şiirinde Anadolu insanının gerçekliğini samimi bir sanatçı duyarlılığı içinde, eleştirel bir tavırla ve çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.
Dağlarca’nın, 1950’de yayınlanan “Toprak Ana” kitabıyla birlikte şiir anlayışında bir değişim olmuş, kitabına aldığı şiirlerinde toplumsal gerçekçilerin önemsediği sosyal meselelere eğilmiştir. Bu kitabında realist bir üslupla Anadolu coğrafyasını ve Anadolu insanını anlatan başarılı örnekler vermiştir. Anadolu insanının ve köylüsünün hayat mücadelesini, sosyal yaşam gerçeğini bütün açıklığıyla ve ayrıntılarıyla bizlere sunmuştur. “Toprak Ana” kitabı köy gerçekliğine ve Anadolu insanının hayatına dair içten bir bakışın yansımalarını içermektedir. Şair, kendine özgü sesi, hayal gücü, yarattığı simgelerle Anadolu insanının sesi olmaya çalışmış, Anadolu’yu büyük bir resim içinde yaşayan hali ve görüntüsüyle şiirlerine taşımıştır. “Kızılırmak Kıyıları”, “Toprak Ana” kitabındaki diğer şiirler gibi köye ve köylüye yönelik gözlemci, gerçekçi, dikkat ve duyarlılıkla yazılmış lirik bir şiirdir.

EN ÇOK OKUNANLAR

Faruk Nafiz Çamlıbel “Sanat” Şiir İncelemesi

Yahya Kemal Beyatlı “Sessiz Gemi” Şiir İncelemesi

Cahit Sıtkı Tarancı “Otuz Beş Yaş” Şiir İncelemesi

Necip Fazıl Kısakürek “Kaldırımlar” Şiir İncelemesi

Ahmet Haşim “Merdiven” Şiir İncelemesi