Tiyatro Nedir Tiyatro Türleri


Tiyatro
Bir olay, bir durum veya tasarının sahnede canlandırılması amacıyla yazılan eserlere, tiyatro eseri denir.
Tiyatro dinsel törenlerden doğmuş, daha sonra da bağımsız bir sanat haline gelmiştir. Tiyatronun ortaya çıkışında, insanın doğa olaylarını kendi bedensel hareketleriyle simgesel olarak canlandırma çabaları yatar.
Tiyatro eserleri genellikle sahnede oynanmak üzere yazılır. Ancak okunmak için yazılanlar da vardır. Tiyatro eseri, seyirciye ders vermek, onu düşündürmek ve yorumlamaya yönlendirmek amacını taşır. Bu bakımdan pek çok sanatçı, tiyatroyu okul olarak görmüş ve tiyatro aracılığıyla halkı eğitmeyi amaçlamıştır.
Tiyatro, insanla birlikte doğmuş bir türdür. Bu terim genellikle “temsil edilen eser” anlamında kullanılan Yunanca “theatron” sözcüğünden gelmektedir. Günümüzdeki anlamıyla çağdaş tiyatronun başlangıcı eski Yunanistan’da Bağbozumu Tanrısı Dionysos adına yapılan dinsel törenlere dayanmaktadır. Bu törenlerde keçi postuna bürünen insanlar koro halinde şarkılar, şiirler söyler; dans ederlerdir. Thespis adında bir şair, MÖ 6.yüzyılda koronun karşısına bir oyuncu çıkararak klasik tiyatroda diyaloğu başlatmıştır. Daha sonra Aiskhylos ikinci oyuncuyu, Sophokles ise üçüncü oyuncuyu sahneye, koronun karşısına çıkarmıştır. Euripides de eserleriyle tiyatronun gelişmesine katkı sağlamıştır. Böylece klasik tiyatroda koro giderek önemini yitirmiş ve çağdaş tiyatronun temelleri atılmıştır.
Tiyatro, ilk insan topluluklarıyla birlikte ortaya çıkmış, antik çağlarda asıl kimliğine kavuşmaya başlamıştır. Bununla birlikte ilk tiyatro şenliği milattan önce 534 yılında Atina’da düzenlenmiştir.
Tiyatronun Öğeleri
Tiyatrolar çoğu zaman yazılı bir metne dayanır. Yazar, eser, oyun ve seyirci unsurlarından oluşan tiyatro, sadece edebiyatla ilgili bir tür değildir. Tiyatro, yazılı eserin yanı sıra oyunculuk, sahne düzeni, dekor, kostüm, aydınlatma, müzik ve dans gibi ögeleri de içerir.
Oyun (piyes, tiyatro eseri): Sahnede oynanmak üzere yazılmış eserlerdir. Tiyatro eserleri, olayları oluş halinde anlatır. Olaylar yazarın ağzından anlatılmaz. Eserdeki kişiler tarafından doğrudan canlandırılır.
Olay: Tiyatro oyununun konusunu olay oluşturur. Olay genelde insanla insan, insanla hayvan, insanla doğa, insanla doğaüstü varlıklar arasındaki çatışmadan doğar. Olay, çoğunlukla gerçek yaşamdan alınır ya da gerçeğe uygun olur. Tiyatro eserindeki olayların hareket halinde sergilenmesine aksiyon denir.
Kişiler: Tiyatro eserini sahnede canlandıran kişilerdir. Bunlara oyuncu denir. Tiyatro eserindeki kişiler eylem içinde verilir. Kişiler temsil ettikleri karaktere uygun eylemler sergiler. Kişiler ya tip (genel) ya da karakter (özel) olarak işlenir.
Sahne: Tiyatroda oyunun oynandığı, olayın geçtiği yerdir. Sahne, seyircilerin kolayca görebileceği bir yüksekliktedir. Sahne her türlü gösteriye uygun tasarımda olmalıdır.
Yer ve zaman: Sahnede canlandırılan olay, hangi zaman diliminde ve nasıl bir yerde geçiyorsa; görünümü, biçimi ve özellikleriyle sahnede aynen canlandırılarak verilir.
Seyirci: Tiyatro izleyicisine seyirci denir. Tiyatroyu diğer türlerden ayıran en önemli özelliklerden biri de seyircidir. Seyirci olmazsa tiyatro da olmaz.
Tiyatro Türleri
Tiyatro için konusu ve sahnede sunuluş biçimine göre; trajedi, komedi, dram, monolog, müzikli tiyatrolar (opera, operet, opera komik, vodvil, bale) gibi özel adlandırmalar kullanılır.
Trajedi (Tragedya)
Seyircide korku ve acıma hisleri uyandırarak onu kötü duygulardan arındırmayı amaçlayan tiyatro türüdür.
Trajedinin özellikleri:
Konusunu seçkin kişilerin hayatından ya da mitolojiden yani tanrılar ve yarı tanrılar arasındaki ilişkilerden seçer.
Kahramanlar; tanrılar, yarı tanrılar ya da soylu kişiler arasından seçilir. Sıradan kişilere yer verilmez.
Kusursuz bir üslubu vardır, kaba sayılan sözlere yer verilmez.
Çirkin olaylar (cinayet, kavga vb.) seyircinin gözü önünde gerçekleştirilmez.
“Üç birlik” kuralına uyulur. Yer, zaman ve olay birliğine üç birlik kuralı denir. Yani olay; aynı yerde, aynı zaman diliminde, aynı olay etrafında gerçekleşmelidir.
Ünlü trajedi yazarları: Eski Yunan edebiyatında Aiskhylos, Euripides, Sophokles; Klasik Fransız edebiyatında Corneille, Racine
Komedi (Komedya)
İnsanları güldürerek eğitmeyi amaçlayan tiyatro türüdür. Her gülünç olayın arkasında ders alınacak acı bir gerçeğin olması bu türün temellerini oluşturur.
Komedinin özellikleri:
Konusunu günlük hayattan, sosyal olaylardan seçer.
Kahramanları sıradan insanlar, eğitim görmemiş ya da sonradan görme kişilerdir.
Üslupta kusursuzluk aranmaz, kaba sayılan hatta küfürlü sözlere yer verilir.
Çirkin, kaba olaylar seyircinin gözü önünde işlenir.
Üç birlik kuralına uyulur. Yani yer, zaman ve olay birliği vardır.
Komedi çeşitleri:
Karakter komedisi: İnsan kişiliğinin gülünç yanlarını konu alan komedidir. Moliere’in “Cimri”, Shakespeare’in “Venedik Taciri” adlı eserleri bu türe örnek olarak gösterilebilir.
Töre komedisi: Toplumun gülünç ve aksayan yönlerini gösteren komedi türüdür. Moliere’in “Kibarlık Budalası”, Gogol’un “Müfettiş” adlı eserleri töre komedisidir.
Entrika komedisi: Seyirciyi güldürme amacı olmadan yazılan komedi türüdür. Moliere’in “Zoraki Tabip”, Shakespeare’in “Yanlışlıklar Komedyası” adlı eserleri entrika komedisidir. Entrika komedisinin diğer bir adı da “vodvil”dir.
Ünlü komedi yazarları: Aristophanes (Aristofanes), Menandros, Terentius, Plautus (Platus), Moliere (Molyer)
Dram
Trajedinin sıkı kurallarını yıkmak amacıyla 19.yüzyılda oluşturulmuş tiyatro türüdür.
Dramın türünün özellikleri:
Konusu, günlük hayattan ya da tarihin herhangi bir döneminden seçilebilir.
Aynı oyun içinde hem acıklı hem de komik olaylar içi içe bulunabilir.
Kahramanlar, hem soylulardan hem de sıradan insanlardan seçilebilir.
Her tür olay seyircinin önünde gösterilebilir.
Şiir, düzyazı karışık halde bulunur.
Üç birlik kuralına uymak zorunluluğu yoktur.
Bu türün ilk örneklerini İngiliz yazar Shakespeare verdi. Bu türün belirleyici özelliklerini ise Victor Hugo ortaya koydu. Lessing, Goethe, Schiller bu türün diğer önemli sanatçılarıdır.
Günümüzde dram hiçbir kurala bağlı değildir. Bu terim artık konusunu hayattan alan bütün tiyatro eserleri için kullanılmaktadır.
Müzikli Tiyatro
Sözleri bestelenerek, müzik eşliğinde, sahnede canlandırılan oyunlardır. Bu tür oyunlarda konunun bir bölümü veya tamamı bestelenmiş olabilir. Müzikli tiyatrolar; opera, operet, komedi müzikal, bale, revü, skeç gibi bölümlere ayrılır.
Opera: Trajedi ve dramın bütün sözlerinin müzikle bestelenmiş şeklidir. Tamamı müzik eşliğinde sahnelenen operalar, kültür seviyesi yüksek tabakalara seslenir. Müzikli ve duygusal tiyatro eserleri içinde sanat değeri en yüksek tür olan operalarda eser, büyük bir orkestra eşliğinde sahnelenir.
Operet: Bu tiyatro türünde oyunun bir kısmı müzikli, bir kısmı müziksizdir. Operetlerde oyunun müziksiz kısmı daha fazladır. Toplumun pek çok kesimini içeren geniş bir kitleye seslenir. Basit bir anlatımı olan operet, halkın anlayabileceği bir dile sahiptir. Operetler, halk için yazılan, halkın seviyesine uygun eğlenceli ve basit konuları içerir.
Komedi müzikal: Vodvil veya komedi türü oyunların arasına müzik parçalarının konması şeklinde ortaya çıkan tiyatrodur.
Bale: Sözsüz tiyatro oyunu olan bale, eserin müzik ve dansla sahnede canlandırılmasıdır.
Revü: Tablo, skeç, şarkı ve monolog gibi sahnelerden kurulu, daha çok gündelik olayları alaya alan ve eleştiren gösteri türüne denir. Operetin daha hafif bir biçimi olan revü; dedikoducu, geveze, boşboğaz bir kadın ile bir erkeğin konuşmaları şeklinde sergilenir. Aralarda müzik ve danslara yer verilir.
Skeç: genellikle bir nükteyle son bulan, az kişili ve yalın, şakacı bir içeriği olan kısa, müzikli oyunlardır.
Çağdaş (Modern) Tiyatro
Çağdaş tiyatroda, klasik tiyatronun bütün kalıpları yıkılmıştır. Çağdaş tiyatro, yaşamı anlatmakla kalmaz, görünmeyen iç yüzüyle de ortaya koyar. Bu iç dünya toplum ve doğanın mantığına uymayabilir. Çağdaş tiyatro da insanın bu karmaşık iç dünyasını keşfe çıkar. Bu nedenle çağdaş tiyatroda sahnede saçma gibi görünen sözler söylenebilir, dengesiz hareketler yapılabilir.
Türk Edebiyatında Tiyatro
Türk tiyatrosu geleneksel tiyatro ve çağdaş tiyatro olmak üzere iki başlık altında incelenir.
Geleneksel Türk Tiyatrosu
Türklerde tiyatronun ne zaman başladığına dair kesin bilgiler bulunmamaktadır. Ancak ozanların yuğ, sığır, şölen adı verilen dinsel törenlerdeki gösterileri Türk tiyatrosunun temeli sayılmaktadır. Türklerde tiyatro ihtiyacı asırlarca ortaoyunu, karagöz, meddah ve köy seyirlik oyunu gelenekleriyle karşılanmıştır.
Geleneksel Türk tiyatrosu, çağlar boyunca sürüp gelen ve Türk kültürünün ürünü olan tiyatrodur. Şarkı, dans, söz oyunları ve taklit geleneksel Türk tiyatrosunun öğeleridir. Doğaçlamaya dayanan bu tiyatronun temel ögesi güldürüdür. Oyun kişilikleri tip düzeyindedir, karakter boyutuna ulaşmaz. Bu tiyatro, kurumsal bir nitelik taşımaz. Bayram, düğün, sünnet gibi özel günlerde sergilenir.
Karagöz
Karagöz, bir gölge oyunudur. Bu oyun, deriden kesilen ve tasvir adı verilen birtakım şekillerin (insan, hayvan, bitki, eşya…) arkadan ışıklandırılmış beyaz bir perde üzerine yansıtılmasıyla oluşur.
Gölge oyununun Çin’den veya Hindistan’dan kaynaklandığı söylenmektedir. Evliya Çelebi ise Karagöz ve Hacivat’ın Anadolu Selçuklu Hükümdarı Alaattin Keykubat zamanında (13.yüzyıl) yaşamış gerçek kişiler olduğunu belirtir.
Halk arasındaki söylentiye göre Karagöz ile Hacivat, Sultan Orhan zamanında Bursa’da bir cami yapımında çalışmış işçilerdi. İkisi arasındaki nükteli konuşmalar diğer işçileri oyaladığı için Sultan Orhan tarafından idam ettirilmişlerdir. Daha sonra Şeyh Küşteri, Hacivat ve Karagöz’ün deriden yapılmış tasvirlerini oynatmış ve onların şakalarını tekrarlayarak oynatmıştır. Bu nedenle Karagöz perdesine Küşteri Meydanı da denir.
Karagöz oyunu özellikle 17.yüzyıldan sonra oldukça yaygınlaşmıştır. 19.yüzyılda Karagöz, hayal oyunu diye anılmış, bu oyunu oynatanlara da hayali (hayalci) denmiştir.
Karagöz oyunu, halk kültürünün ortak ürünüdür. Bu oyunlarda işlenen çeşitli konuları kimin düzenlediği belli değildir. Karagöz tuluata dayandığı için oyunun sözlerini her sanatçı, oyun sırasında kendine göre düzenler. Oyunlar 19.yüzyılda yazıya geçirilmeye başlanmıştır.
Karagöz oyununun bölümleri:
Mukaddime (Giriş): Oyunun başlangıç bölümüdür. Perdede görüntü verilmeden önce müzik başlar. Sonra konuya uygun olarak bir görüntü verilir. Hacivat “Of… Hay, Hak!” diyerek perdede gazeline başlar.
Muhavere (Söyleşme): Karagöz ile Hacivat arasında geçer. Muhavere iki bölüme ayrılır, bunlar fasılla ilişkisi olan ve fasılla ilişkisi olmayan bölümlerdir. Muhaverede yalnız Hacivat ve Karagöz bir oyun oynar. Bu oyun, önce olmayacak bir olayın gerçekleşmiş gibi anlatılmasıyla başlar, sonra bunun düş olduğu anlaşılır.
Fasıl (Oyun): Oyunun kendisidir. Fasılda Hacivat ve Karagöz’ün dışındaki kişiler de görünürler. Karagöz oyunları genellikle adlarını bu bölümün içeriğinden alır.
Bitiş: bu bölüm çok kısadır. Karagöz oyununun bittiğini haber verir, kusurlar için özür diler, gelecek oyunu duyurur. Karagözle Hacivat arasında kısa bir söyleşme geçer. Bu söyleşmede oyundan çıkarılacak sonuç de belirtilir.
Karagöz oyununda kişiler:
Karagöz oyununun en önemli kişileri Karagöz ve Hacivat’tır. Karagöz okumamış halkı, Hacivat ise aydın ya da yarı aydın kimseleri temsil eder. Oyunda konuya göre türlü meslek, yöre ve uluslardan kişiler, kendi şiveleriyle taklit edilir.
Karagöz oyununun diğer önemli kişileri: Acem (zengin tüccar), Ak Arap (dilenci, kahve dövücüsü), Beberuhi (cüce ve aptal), Arnavut (bahçıvan, korucu, bozacı), Çelebi (züppe mirasyedi), Frenk ve Rum (doktor, terzi, tüccar, meyhaneci), Kastamonulu (oduncu, bekçi), Kayserili (pastırmacı), Kürt (hamal, bekçi), Laz (kayıkçı, kalaycı), Rumelili (pehlivan, arabacı), Tuzsuz Deli Bekir (sarhoş, zorba), Zenne (kadın) vb.
Bilinen Karagöz oyunlarının sayısı çoksa da klasikleşmiş dağarcığı yirmi sekiz tanedir.
Orta Oyunu
Orta oyunu, çevresi izleyicilerle çevrili bir alan içinde oynanan, yazılı metne dayanmayan, içinde müzik, dans ve şarkı bulunan doğaçlama bir oyundur. Orta oyunu adının geçtiği ilk belge 1834 tarihlidir. Daha eski kaynaklarda bu oyun; kol oyunu, meydan oyunu, taklit oyunu, zuhuri gibi adlarla anılmıştır.
Orta oyunu, kahvehane gibi kapalı yerlerde de oynanmakla birlikte, genellikle açık yerlerde, ortada oynanan bir oyundur. Oyunun oynandığı alana palanga denir. Oyunun dekoru, yenidünya denilen bezsiz bir paravandan ve dükkân denilen iki katlı bir kafesten oluşur. Yenidünya ev olarak, dükkân da işyeri olarak kullanılır. Dükkânda bir tezgâh, birkaç hasır iskemle bulunur.
Orta oyununun kişileri ve fasılları Karagöz oyunuyla büyük oranda benzerlik gösterir. Oyunun en önemli iki kişisi Kavuklu ile Pişekardır. Kavuklu, Karagöz’ün karşılığı, Pişekâr da Hacivat’ın karşılığıdır. Orta oyununda gülmece ögesi, Karagöz oyunundaki gibi yanlış anlamalara, nüktelere ve gülünç hareketlere dayanır. Oyunda çeşitli mesleklerden, yörelerden ve milletlerden insanların mesleki ve yöresel özellikleri, ağızları (şiveleri) taklit edilir. Bunlar arasında; Arap, Acem, Kastamonulu, Kayserili, Kürt, Frenk, Laz, Yahudi, Ermeni vb. sayılabilir. Orta oyununda kadın rolünü oynayan, kadın kılığına girmiş erkeğe zenne denir.
Kavuklu Hamdi ve Pişekâr Küçük İsmail Efendi, orta oyununun önemli ustalarındandır.
Orta oyununun bölümleri:
Mukaddime (Giriş): Zurnacı, Pişekâr havası çalar. Pişekâr çıkar ve izleyiciyi selamladıktan sonra zurnacıyla konuşur. Bu konuşmada, oynanacak oyunun adı bildirilir. Daha sonra Zurnacı, Kavuklu havasını çalar. Kavuklu ile Kavuklu arkası oyun alanına girer, aralarında kısa bir konuşma geçer. Sonra bunlar, birden Pişekâr’ı görüp korkarlar ve korkudan birbirlerinin üzerine düşerler. Bazı oyunlarda Zenne takımı ve Çelebi’nin daha önce çıkıp Pişekâr’la konuştukları bir sahne vardır.
Fasıl (Oyun): Oyunun asıl bölümü, belli bir olayın canlandırıldığı fasıl bölümüdür. Orta oyunu fasılları genellikle iki paralel olay dizisinde gelişir. Dükkân dekorunda gelişen olaylarda genellikle Kavuklu bir iş arar. Pişekâr’ın ona iş bulmasıyla olaylar gelişir. Dükkâna gelip giden çeşitli müşterilerle ilgili oyunlar da vardır. İkinci olaylar dizisi, yenidünya denilen ev dekorunda geçer. Zenne takımının, Pişekâr aracılığıyla ev araması ve bir eve yerleşmesiyle olaylar gelişir.
Bitiş: Oyunun son bölümüdür. Pişekâr, izleyenlerden özür dileyerek gelecek oyunun adını ve yerini bildirir. Oyunu kapatır.
Geleneksel Orta Oyununun başlıkları:
Mahalle Baskını, Terzi Oyunu, Yazıcı Oyunu, Büyücü Hoca, Fotoğrafçı, Hamam, Kale Oyunu, Pazarcılar, Çeşme, Gözlemeci, Kunduracı, Eskici Abdi vb.
Orta oyununda oyun düzeni:
Orta oyunu, çevresi seyirciyle kuşatılmış bir alanda oynanır. Oyun yeri açıklıkta olduğu için buraya “Merg-i temaşa” (Temaşa çayırı) denir. Seyirciyle oyun alanı, ipler ve kazıklarla yapılmış parmaklıklarla ayrılır. Oyun yerine palanga denir. Oyuncuların giyim kuşamlarını koydukları sandığa pusat denir. Çoğunlukla oyun yerinin bitişiğindeki çadırda giyinilir. Oyun yerinde belli başlı iki parça dekor bulunur; yenidünya ve dükkân. Orta oyununun en önemli araçlarından biri de Pişekarın elinde tuttuğu şakşaktır. Bunun oyunu başlatmak, oyunu yönetmek, yürüyüşleri yöneltmek, oyunculara işlerini bildirmek gibi görevleri vardır. Dekor kullanımına pek az yer verilmiş, ancak oyunun konusuyla ilgili eşyalar oyunda yer almıştır.
Oyun yerleri ve oyuncular:
Orta oyuncuları, İstanbul’da kapalı yerlerde, hanlarda ve İstanbul’un gezinti yerlerinde temsiller verirlerdi. Ayrıca İstanbul dışındaki kentlerde ve Adalar’da da oynarlardı.
Orta oyunu sanatçılarına gelince, aralarında çırak usta ilişkisi gözetilmekteydi. Ustalar öğrencilerini denetlerlerdi. Oyunda ayıp sözler söylemek yasaktı. Orta oyunu sanatçılarının, oyunculuk dışında başka işleri de vardı. Daha çok yaz mevsiminde açık havada oynarlar, bunun dışında başka işlerle de uğraşırlardı.
Meddah
Övgü dolu taklitler yapıp hoş öyküler anlatarak halkı eğlendiren sanatçıya meddah denir. Halkın zekâsının ve olayları karikatürize etme gücünün sanatlarından biri olan meddahlık, yüzyıllar boyu yaşamış, Türk halkı tarafında büyük ilgi görmüştür. Meddahlık için tek adamlı tiyatro diyebiliriz.
Meddah, tiyatronun bütün kişilerini varlığında birleştiren bir aktördür. Yüksekçe bir yerde oturarak bir öyküyü başından sonuna kadar, canlandırdığı kişileri ağız özelliklerine göre konuşturarak anlatır. Perdesi, sahnesi, elbiseleri, dekoru, kişileri bulunmayan bu gösterinin her şeyi meddah denilen tek kişinin zekâsına, bilgisine, söz söylemedeki başarısına bağlıdır.
Meddahların çoğu klasikleşmiş beyitlerle öykülerine başlarlar. Meddah anlatacağı öyküye geçmeden önce “Haaak dostum Haaak!” diyerek, çoğunlukla şu beyitle öyküye girer:
“Söyledikçe sergüzeşti verir bezme letafet,
  Dinle imdi bende-i âcizden hoş bir hikayet”
(Yaşadıklarını anlattıkça meclise neşe verir, şimdi aciz kulundan bir hikâye dinle)
Meddah, kişilerin ağız özelliklerini taklit ettiği gibi, hayvanların, doğanın ve cansız nesnelerin seslerini de taklit eder. Meddahın iki aracı vardır; biri boynuna doladığı mendili, öteki de elinde tuttuğu sopasıdır. Mendille çeşitli başlıklar yapar, terini siler. Sopayı da oyunu başlatmak, seyirciyi sessizliğe çağırmak, kapıyı vurmak için ya da saz, süpürge, tüfek, at yerine kullanır.
Bitişte özür diler, oyundan çıkan sonucu (kıssa) bildirir. Daha sonra anlatacağı öykünün adını ve öyküyü nerede anlatacağını söyler.
Günümüzde meddahlıkla ilgili birkaç dağınık yazma ve taş baskısı kitap dışında fazla kaynak yoktur. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunan Mecmua-ı Fevaid meddahlık üzerine yazılmış önemli bir kaynaktır.
Köy Seyirlik Oyunu
Köylülerin uzun kış aylarında, düğünlerde, bayramlarda eğlenmek ve vakit geçirmek için düzenleyip oynadıkları temsillerdir. Tarihi kaynakların verdiği bilgilere göre çok eski bir sözlü geleneğe dayanmaktadır. Bu gelenek, Anadolu’da da devam etmiş ve bu güne kadar gelmiştir.
Bu oyunları iki başlıkta incelenebilir:
Ritüel (dini içerikli) oyunlar
Yılın değişmesiyle ilgili oyunlar (Köse – gelin oyunu)
Mücerret fikirlere bağlı oyunlar (Arap oyunları)
Hayvan kültüne bağlı oyunlar (Saya Gezme oyunu)
Bitki kültüne bağlı oyunlar (Cemalcik, mahsulün elde edilmesi oyunu)
Mezhep merasimleri (Aleviler ve Bektaşiler arasında tarikat karakteri taşıyan temsiller)
Profan (din dışı) oyunlar
Günlük hayattan alınanlar (Tarla Sınırı, Kalaycı oyunları)
Masallara bağlı oyunlar (Keloğlan oyunu)
Destanlara veya saz şairlerinin hayatlarına bağlı oyunlar (Göçebe oyunu)
Tarihi olaylara bağlı oyunlar (İstiklal Savaşı oyunu)
Hayvanları taklit edici oyunlar (Kartal ve Tilki oyunları)
Samıt veya lâl oyunları (pantomim); (Yaş, Yılbaşı, Berber, Kovandan Arı Çalma, Ali ile Fatoş oyunları)
Bebek (Kukla) oyunları (Karaçör oyunu)
Köylülerin; güldürücü, acıklı, sessiz (samıt, lal), bebek (kukla) olmak üzere gruplandırdığı bu oyunların en önemli özelliği anonim oluşlarıdır.
Bu oyunları köylerde adları bilinen veya bilinmeyen gençlerle orta yaşlılar oynar. Kadınların da bu oyunlardan bazılarını kendi aralarında oynadıkları bilinmektedir. Oyunlar hem kapalı alanlarda hem de açık alanlarda oynanmaktadır. Oyunlarda gerektikçe basit dekor görünümü veren malzemeler de kullanılır. Bu oyunlarda makyaj ve kostümlere de yer verilir. Çocuktan yaşlıya pek çok seyirci kitlesi bulan bu oyunlar zamanımıza kadar varlığını sürdürmüştür.
Çağdaş Türk Tiyatrosu
Çağdaş tiyatro metne dayalıdır. Kurumsal nitelik taşır. Sadece eğlendirmeyi amaçlamaz. Bu bağlamda trajedi, komedi, dram gibi türler ön plana çıkar. Sahne, dekor gibi temel ögeler ihmal edilmez.
Türk edebiyatında Batılı anlamdaki ilk tiyatro eseri Şinasi’nin Tanzimat döneminde yazdığı “Şair Evlenmesi”dir. Bu dönemde tiyatro, halkı eğitme aracı olarak görülmüş ve kullanılmıştır. Çağdaş Türk tiyatrosu Gedikpaşa Tiyatrosu’nun kurulmasıyla, kurumsallaşmaya başlanmıştır. Ahmet Vefik Paşa’nın bu sürece büyük katkısı olmuştur. Tiyatrolarda önce Batıdan yapılan uyarlamalar sonra yerli eserler oynanmıştır. Bu dönemde Namık Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit, Ahmet Mithat Efendi önemli tiyatro eserleri yazmışlardır.
1914’te Darülbedayi kurulmuştur. İlk Türk kadın tiyatrocu olan Afife Jale 1920’de sahneye çıkmıştır. Müsahipzade Celal, Reşat Nuri Güntekin, Halit Fahri Ozansoy, Faruk Nafiz Çamlıbel bu konuda eserler kaleme almıştır. 1927’de Darülbedayi’nin başına geçen Muhsin Ertuğrul, günümüz Türk tiyatrosunun temellerini atmıştır.
Cumhuriyet döneminde, devlet tiyatroları çoğalmıştır. Özellikle 1960’larda devlet tiyatrolarının sayısında büyük artış görülmüştür. Bu dönemde Ahmet Kutsi Tecer, Necip Fazıl Kısakürek, Cevat Fehmi Başkut, Haldun Taner, Ahmet Muhip Dranas, Tarık Buğra, Necati Cumalı, Nezihe Araz, Recep Bilginer, Turan Oflazoğlu, Orhan Asena gibi yazarlar tiyatro türünde eserler vermişlerdir.

EN ÇOK OKUNANLAR

Faruk Nafiz Çamlıbel “Sanat” Şiir İncelemesi

Yahya Kemal Beyatlı “Sessiz Gemi” Şiir İncelemesi

Cahit Sıtkı Tarancı “Otuz Beş Yaş” Şiir İncelemesi

Necip Fazıl Kısakürek “Kaldırımlar” Şiir İncelemesi

Ahmet Haşim “Merdiven” Şiir İncelemesi