Kaside Nedir


Kaside
Bir edebiyat terimi olarak ilk beyitin dizeleri birbiriyle, diğer beyitlerin ikinci dizeleri ilk beyitle uyaklı, uzunluğu genellikle 31 ile 99 beyit arası olan nazım biçimidir. Bu nazım biçimi Arap edebiyatında doğmuş, oradan Fars ve Türk edebiyatına geçmiştir.
Kasideler diğer şiir türlerine göre yazıldıkları döneme ait daha fazla tarihi ve sosyal bilgi içeren manzumelerdir. Padişahların tahta çıkışları, savaşlar, fetihler, düğünler, önemli mimari eserlerin yapılışı gibi konularda yazılan kasidelerde dönemlerine ışık tutabilecek bazı bilgiler yer alır.
Bir devlet büyüğünü ya da toplumda önde gelen birini övmek için yazılmış kasideler ya yazılan kişinin huzurunda şair tarafından bizzat okunur ya da bir aracı ile o şahsa sunulurdu. Şairler bu tür kasidelerde övdükleri kişilerin çeşitli erdemlerinden, onların cömertliklerinden, adaletlerinden, cesaretlerinden, iyi huylarından söz ederler. Ancak bunları her zaman övülen kişinin sahip olduğu erdemler ya da özellikler olarak anlamak ve kabul etmek yerine, şairlerin övülen kişinin sahip olması gereken erdemler ya da özellikleri ona hatırlatması olarak değerlendirmek gerekir.
Osmanlı döneminde kaside yazmış şairler arasında birçok devlet adamı da vardır. Kasideler genellikle bir devlet büyüğünü ya da zamanın ileri gelenlerini övmek ve yapılan bu övgü karşılığında, övülen kişiden “caize” (ödül, hediye, bahşiş) almak amacıyla yazılmış manzumelerdir. Kasideyi sunmak için uygun zamanı kollamak da önemlidir. Padişahların tahta çıkışı, önemli bir kişinin yeni bir göreve gelişi, bayramlar, düğünler ve anlamlı günler şairlerin kasidelerini sunmak için eşsiz günlerdir.
Şairlerin övgüye geçmeden önce yazmak zorunda oldukları bölümler vardır. Bu bölümler genellikle altı başlık altında toplanır.
Kasidenin Bölümleri
Nasib ya da teşbib: Kasidenin 15 ile 20 beyit arasında olan giriş bölümüdür. Bu bölümde aşk konusu işlenmişse “nesib”, başka bir konu işlenmişse “teşbib” adını alır. Ancak bu iki terimin birbirinin yerine kullanıldığı da görülmektedir. Bu bölüm kasidenin edebi değeri yüksek bölümlerinden biridir.
Girizgâh: Şairin övgüye başlayacağını haber verdiği bir ya da iki beyitlik bölümdür. Nesib ile mehdiye arasındaki geçişin şairane bir tarzda yapılması gerekir. Şair bunu bazen ustalıkla yaparken bazen de doğrudan ifade eder.
Medhiyye (maksad, maksud): Bu bölüm kasidenin asıl yazılış amacının yer aldığı övgü bölümdür. Bu bölümde şair, sanatının bütün inceliklerini kullanır. Şairin başarısı övgüde ne kadar ileriye gittiğine değil, sanat gücünü ne oranda gösterdiğine bağlıdır.
Tegazzül: Kaside içindeki gazeldir. Kaside içersindeki yeri tam olarak belirlenmemiştir. Nesibden sonra gelebileceği gibi medhiyyeden sonra da gelebilir. Tegazzül her kasidede görülmez.
Fahriye: Şairlerin şiirdeki yetenekleriyle övündükleri bölümdür. Bu bölümde şair kendini över. Genellikle kendini diğer şairlerle karşılaştırarak onlardan daha güçlü ve yetenekli olduğunu iddia eder.
Dua: Şairin kasideyi sunduğu kişiye dua ettiği bölümdür. Bu bölümde kasidenin tamamlanması nedeniyle Allah’a şükredilir ve övülen kişinin durumunun devamı için dua edilir.
Kasidenin bu yapısı, uyulması gerekli bir düzen olarak kabul edilse de her zaman bu düzene tam olarak uyulduğu söylenemez.
Kasidenin ilk beyitine “matla” son beyitine “makta” denir. Şairin mahlasını söylediği beyite “tac beyit”, en güzel beyite de “beytü’l kasid” denir.
Şairler, ahengi arttırmak için bazen kasideyi musammat olarak yazar. Böylece tıpkı gazellerde olduğu gibi iç ahengi güçlendirilir.
Divanların tertibinde şiirlerinin uzunluk ve kısalıklarının dikkate alındığı ve kasidelerin ilk sırada yer almasında diğer şiirlere göre daha uzun manzumeler olmalarının etkili olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca divanlarda kasidelerin kendi içlerinde de bir sıralamaya tabi tutulduğu görülmektedir. Bu sıralamada dini konulu kasideler başta yer almakta, bunları padişahlar, sadrazamlar, vezirler ve şeyhülislamlar için yazılmış olanlar izlemektedir. Bu da kasidelerin sıralanışında beyit sayılarının çokluğu yanında, övgüsü yapılan kişilerin önem sırasının da göz önünde bulundurulduğu görülmektedir.
Kasidelerin adlandırılmasında başvurulan yolları başlıca üç gruba ayırmak mümkündür.
Konularına göre kasidelerin aldığı adlar:
Tanrının yüceliğini ve birliğini konu alan kasidelere tevhid, içeriği Allaha yakarış olanlara münacat, Hz. Muhammed, dört halife ve on iki imam için yazılanlara naat adı verilirdi.
Padişahların tahta çıkışlarını kutlamak için yazılan kasidelere cülusiye denirdi.
Ramazan, bayram, nevruz gibi özel günlerini kutlamak için yazılmış kasidelere ramazaniyye, ıdiyye (ıydiye), nevruziyye denirdi.
Nesib ya da teşbibinde bahar, yaz, sonbahar, kış tasvirlerinin yapıldığı kasidelere bahariye, temmuziye, hazaniyye, şitaiye gibi adlar verilirdi.
Ayrıca sünbüliyye gibi bir çiçeğin, rahşiyye gibi bir atın niteliklerinin uzun uzun anlatıldığı kasideler de vardı.
Rediflerine göre kasidelerin aldığı adlar:
Kasidelerin bazıları redifleri dikkate alınarak adlandırılırdı. Ahmet Paşa’nın “Güneş” ve “Kerem” kasideleri; Fuzuli’nin “Su” kasidesi bu adlandırma çeşidinin en bilinen örneklerindendir. Aynı şekilde “Hançer”, “Tiğ”, “Gül” gibi redifleriyle adlandırılmış kasideler de vardır.
Uyaklarına göre kasidelerin aldığı adlar:
Bazı kasidelerin uyakları “revi” (uyağı meydana getiren asıl harf) harfine göre adlandırıldıkları görülmektedir. Bir kaside “r” harfiyle bitiyorsa “kaside-i ra’iyye”; “m” (mim) harfiyle bitiyorsa “kaside-i mimiyye”; “n” (nun) harfiyle bitiyorsa “kaside-i nuniyye” adını alırdı. Bu isimlendirme Türk ve İran edebiyatlarında görülmekle birlikte daha çok Arap edebiyatında rastlanmaktadır.
Divan şiirinde hicv (hiciv, yergi) ve mersiye (ağıt) konulu kasideler de yazılmıştır. Ancak hiciv ve mersiye yalnızca kasidelere özgü konular değildir. Bu iki konuda diğer nazım biçimleriyle de yazılmış çok sayıda manzume vardır.
Kaside nazım biçimi17.yüzyılda Nef’i gibi büyük bir temsilci yetiştirmiş olmasına rağmen divan şiirinin genel çizgisi içinde 18.yüzyıl şairlerinden Nedim’e kadar köklü bir değişikliğe uğramadan varlığını sürdürmüştür.
Tanzimat sonrası Türk edebiyatında kasidenin gerek iç düzeni, gerekse içeriği önemli değişikliklere uğradı. Bu dönem kasidelerinde klasik düzenin bir tarafa bırakılarak yalnızca nazım biçimi ve uyak düzeninin korunduğu, doğrudan konuya girildiği, övgüde daha gerçekçi bir zemine gelindiği, “vatan, hürriyet, adalet” gibi kavramların ilk defa övüldüğü görülür.

EN ÇOK OKUNANLAR

Faruk Nafiz Çamlıbel “Sanat” Şiir İncelemesi

Yahya Kemal Beyatlı “Sessiz Gemi” Şiir İncelemesi

Cahit Sıtkı Tarancı “Otuz Beş Yaş” Şiir İncelemesi

Necip Fazıl Kısakürek “Kaldırımlar” Şiir İncelemesi

Ahmet Haşim “Merdiven” Şiir İncelemesi