Karacaoğlan “Koşma” Şiir İncelemesi


Koşma
Ala gözlüm ben bu elden gidersem
Zülfü perişânım kal melil melil
Kerem et aklından çıkarma beni
Ağla gözyaşını sil melil melil
Yeğin ey sevdiğim sen seni gözet
Karayı bağla da beyazı çöz at
Doldur ve bâdeyi bir daha uzat
Ayrılık şerbetin ver melil melil
Elvan çiçeklerden sokma başına
Kudret kalemini çekme kaşına
Beni unutursan doyma yaşına
Gez benim aşkımla yar melil melil
Karac’oğlan der ki ölüp ölünce
Ben de güzel sevdim kendi halımca
Varıp gurbet ile vâsıl olunca
Dostlardan haberim al melil melil
                                   Karacaoğlan
Nazım biçimi: koşma
Nazım türü: güzelleme
Nazım birimi: dörtlük
Ölçüsü: 11’li hece ölçüsü
Uyak şeması: “abcb dddb eeeb fffb”
Şiirin Ahenk Unsurları (Uyak ve Redifler)
---kal melil melil
---sil melil melil
---ver melil melil
---yar melil melil
---al melil melil     “melil melil” redif; “l (r)” yarım uyak (kulak kafiyesi)
---gözet
---çöz at
---uzat     “t” yarım uyak
---başına
---kaşına
---yaşına     “-ına” redif; “-aş” tam uyak
---ölünce
---halımca
---olunca     “-ünce, -unca” ekleri rediftir. Buradaki “halımca” kelimesi “kendimce” anlamında kullanılmaktadır. Şair, anlamı bozmamak için ahenkten taviz veriyor. Sonuçta buradaki söyleyiş kulağa ahenkli geliyor. Halk şiirinde o günün söyleyiş özelliklerine göre bu tür biçim kusurları görülebilir. Bu durumda “-ca, -ce” tam uyak (kulak kafiyesi) olarak görülüyor.
Şiirin teması: gurbet (ayrılık)
Şiirin İçerik Yönünden İncelenmesi (Açıklama – Yorum)
Yaşadığı dönemi yıl olarak değil yüzyıl olarak dahi kesin bir biçimde bilemediğimiz Karacaoğlan’ın bu şiiri, sözlü kültür geleneği içinde dilden dile aktarılarak bize kadar gelmiştir. Bu da şiirin ilk ortaya konulduğu andaki şeklinin değişikliğe uğramış olabileceğini gösterir.
Şair, “gurbete giden” ama “seven” biridir. Sevgili ise geride kalan, “gözyaşı döken”, “karalar bağlayan” ve “perişan zülüflü” bir kadındır. Daha doğrusu şair sevgilinin böyle olması gerektiğini söyler. Âşık ve sevgili aynı dünyayı paylaşan ama farklı roller üstlenen iki farklı kişiliktir. Şiir bu iki farklı kişi ve iki farklı durum üzerine kurulmuştur.
Şiirde birbirine zıt durumlar vardır. Beraber oldukları mutlu anlar, ayrılma durumunda yerini hüzne bırakacaktır. Bu durum “kara” ve “beyaz” zıtlığıyla ifade edilir. Buradaki beyaz mutluluğu; kara ise matemi simgeler. Şair, kendisi gurbete çıktıktan sonra sevgilinin süslenip gezmesini de istemez. Nitekim bunu da “elvan çiçekleri sokma başına”, “kudret kalemini çekme kaşına” sözleriyle dile getirir. Şiir boyunca ortaya konan zıtlıklar söyle sıralanabilir; “sıla-gurbet”, “kavuşma-ayrılık”, “hayat-ölüm”, “sevinç-hüzün”, “hatırlamak-unutmak”, “kalmak-gitmek”, “gülmek-ağlamak”.
Şair, kelimelere ilk anlamı dışında, farklı anlamlar yükleyerek kendine has bir şiir dili yaratmıştır. Şiirde kullanılan “ala gözlüm” ifadesi ilk bakışta bir göz rengini ifade etse de aslında “sevgili” anlamında kullanılmıştır.
Şiirde geçen dağınık saç anlamındaki “zülfü perişan” sözünden, uykudan yeni uyanmış bir kadın değil, acıklı bir olayın ardından derin bir yasa bürünen kadının durumunu anlaşılır.
Şiirdeki “gurbet” kelimesi içerisinde derin anlamlar taşıyan, çeşitli çağrışımlar yapan bir kelimedir. Bu kelimenin arkasında gözü yaşlı kadınlar, hüzünle dolu bir hayat, ayrılıktan doğan sosyal sorunlar vardır. Bu aynı kaderi paylaşan insanların birikiminden doğan bir kelimedir. Gurbet kelimesi içinde öyle bir duyguyu saklar ki bu ölüme denk bir durumun ifadesi olarak karşımıza çıkar. Aşk duygusal ve bireysel bir durumdur, gurbet ise sosyal bir olgudur. İşte bu şiirde de bu iki olgu karşı karşıya gelmiştir.
Şiir, şairin kişiliğinde bizim insanımızın da aşk karşısındaki tavrını ortaya koyması bakımından önemli ipuçları içermektedir. Şair, sevgilisinden sadakat bekliyor. Ayrılığın aşkı bitireceğine değil, daha da artacağına inanıyor. Böylece aşkı ilahileştiriyor. Aralarındaki bağın ayrılık durumunda da devam etmesi gerektiğini “Kerem et aklından çıkarma beni” ve “Gez benim aşkımla yar melil melil” sözleriyle dile getiriyor. Bu tür istekler aslında her insanın gönlünde yatan isteklerdir. Hiç kimse sevdiği kişinin kendisini unutmasını istemez. Sevgilinin yokluğunda mutlu ve neşeli olması şairi şüpheye düşürecek davranışlardır. Sevgilinin hüzünlü ve durgun olmasıysa sadece onunla mutlu olabileceğinin göstergesidir. “Beni ağlatırsan doyma yaşına” dizesi ise bu isteğin doruk noktasıdır. Şair, sevgilinin kendisini unutup başka biriyle olmasını kesinlikle istemiyor. Sevgilinin vefasız çıkıp şairi unutması karşısında bu tür beddualar etmesi bencilce bir istek olarak görülebilir, ancak bu beddua aşkının ve bağlılığının ne kadar derin olduğunun bir göstergesi olarak da değerlendirilebilir.
Şair, şiir boyunca iç dünyasını somut ifadelerle dışa vurur. Şiirde kullanılan kelimelerin geneline bakıldığında acı ve hüzün ifadelerinin çoğunlukta olduğu görülür. Bu duygular da en çok “sıkıntı, keder, hüzün” anlamlarına gelen “melil melil” sözlerinde ifadesini bulur. Ayrıca bu kelime grubu şiir boyunca tekrar edilerek anlam ve ahengin güçlendirilmesinde önemli bir katkıda bulunmuştur.
Şiirdeki Edebi Sanatlar
Birinci dörtlükte “ela gözlüm” ve “zülfü perişanım” sözleri “sevgili” anlamında kullanılmıştır, istiare var.
İkinci dörtlükte “yeğin ey sevdiğim” sözünde nida sanatı var.
Birinci dörtlükte geçen “gitmek-kalmak”, ikinci dörtlükte geçen “kara-beyaz”, “bağla-çöz” sözlerinde tezat sanatı var.
Şiirin Dil ve Anlatımı
Şiirin dili sade, anlatımı açık, yalın ve akıcıdır.  Şiirde yer yer yöresel söyleyişler (kendi halımca), deyim (aklından çıkarmamak, karalar bağlamak) ve ikilemeler (melil melil) görülür.
Şiirde “zülf, perişan, bade, kudret” gibi dilimize girmiş Arapça ve Farsça kelimelere de rastlanır, ancak bunların sayısı oldukça azdır.
Şair Hakkında  – Karacaoğlan
Türk halk edebiyatının yetiştirdiği en önemli saz şairlerindendir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Karacaoğlan’a ait şiirlerin en eski örneklerine 17.yüzyıl cönklerinde rastlandığını, bu şiirlerde geçen olay ve kişilerin bu yüzyıla ait olduğunu, şiir dilinin de bu dönemin özelliklerini taşıdığı düşünürsek yaşadığı dönemin 17.yüzyıl olduğu sonucuna çıkarabiliriz.
Şiirlerindeki yer adları oldukça geniş bir coğrafyayı kapsayan Karacaoğlan’ın doğduğu ve yaşadığı yer de kesin olarak belli değildir. Araştırmacıların büyük çoğunluğu Güney Anadolu’da özellikle Maraş, Antep dolaylarında yaşadığını belirtmektedir. Ancak Kırşehirli, Kilisli, Rumelili ve Belgratlı olduğunu söyleyenler de vardır. Karacaoğlan’ın nerede öldüğü ve nereye gömüldüğü de kesin olarak belli değildir. Mezarının bulunduğu yerler arasında Mersin, Adana, Maraş ve Erzurum’un adları geçmektedir.
Karacaoğlan’ın hayatı gibi şiirleri hakkında da kesin bilgiler yoktur. Her saz şairi gibi onun şiirlerini de söylendiği ilk şekilleriyle tespit etmek mümkün değildir. Yaygın bir üne sahip olan Karacaoğlan’a kendisinin olmayan birçok şiirin mal edilmiş olması mümkündür. Karacaoğlan’a ait beş yüz şiir olduğu tahmin edilmektedir. Ancak bunların pek çoğunda birbirine benzer dörtlük ve dizelere rastlanması, bir kısmının Karacaoğlan’a ait olmadığını veya birbirinin varyantı olabileceğini düşündürmektedir. Ona ait olduğu kabul edilen şiirlerdeki en önemli özellik şairin dış dünyayı, özellikle sevgilisinin güzelliğini büyük bir içtenlikle dile getirmesidir.
Karacaoğlan’daki doğaçlama söyleyiş yeteneği ve içtenlik pek çok halk şairinin ulaşamadığı seviyededir. Buna dilinin sadeliği, yerel ve çarpıcı unsurları ustaca kullanması da eklenince şiirlerinin gerçek değeri ortaya çıkmış olur.
Şair şiirlerinde maddi hazlara ve güzellere düşkünlüğünü çekinmeden dile getirir. Dini motiflere çok az yer veren Karacaoğlan’da tasavvuf düşüncesi hemen hemen hiç yoktur.
Karacaoğlan’ın şiirlerini lirik, didaktik ve pastoral olmak üzere üç grupta toplayabiliriz. Şiirlerinde en çok aşk, ayrılık, gurbet, tabiat, yoksulluk, ölüm ve zamandan şikâyet konularını işlemiştir. Şiirlerindeki en önemli özelliklerden biri de duygularını aynen dile getirmesidir. Bundan dolayıdır ki o, hayallerin değil duyguların şairidir.
Karacaoğlan’ın şiirlerindeki dil ve söyleyiş güzelliğine pek az şair ulaşabilmiştir. Şiirlerinde yer yer görülen biçimsel hataları ise bunların zamanla ağızdan ağza dolaşırken değişmesine bağlamak daha doğru olur. Başta “koşma” olmak üzere “semai”, “varsağı” ve “destan” nazım şekillerini kullanan Karacaoğlan, şiirlerinin tamamını hece ölçüsüyle söylemiştir. Şiirlerinde genellikle yarım uyak kullanan şairin, günümüzde kolayca anlaşılabilen sade ve açık bir anlatımı vardır.
Halk şiirinde başlı başına bir ekol olan Karacaoğlan, kendinden sonra gelen pek çok şairi etkilemiş ve bu şairler tarafından taklit edilmiştir. Şiirlerinin önemli bir kısmı günümüzde halk türküsü olarak okunan şairin hayatı ve şiirleri pek çok efsaneye konu olmuştur.
Halk Karacaoğlan’ı öylesine benimsemiştir ki farklı yüzyıllarda farklı Türk boylarında farklı Karacaoğlanlar ortaya çıkmıştır. Bunlardan bazıları; Yozgatlı Karacaoğlan, Azerbaycanlı Karacaoğlan, Türkmenistanlı Karacaoğlan, Silifkeli Karacaoğlan şeklinde sıralanabilir.

EN ÇOK OKUNANLAR

Faruk Nafiz Çamlıbel “Sanat” Şiir İncelemesi

Yahya Kemal Beyatlı “Sessiz Gemi” Şiir İncelemesi

Cahit Sıtkı Tarancı “Otuz Beş Yaş” Şiir İncelemesi

Necip Fazıl Kısakürek “Kaldırımlar” Şiir İncelemesi

Ahmet Haşim “Merdiven” Şiir İncelemesi