Edebi Sanatlar (Söz Sanatları)

Edebi Sanatlar
Edebiyatta dilin gerçek ve simgesel anlamlarına başvurmak, az sözle çok şey ifade etmek, anlam ilgisi kurma yoluyla yapılan söz sanatlarının büyük yeri vardır. Bu sanatlara edebi sanatlar adı verilir.
Türk edebiyatındaki edebi sanatları genel olarak şu şekilde sıralayabiliriz:
A. Mecaza Dayalı Sanatlar
B. Anlama Dayalı Sanatlar
C. Söze Dayalı Sanatlar
A. Mecaza Dayalı Sanatlar
1. Teşbih (Benzetme) Sanatı
Aralarında ortak yön bulunan iki şeyden zayıf olanın güçlü olana benzetilmesine teşbih (benzetme) denir.
Benzetme sanatında dört unsur vardır:
Benzeyen
Kendisine benzetilen
Benzetme yönü
Benzetme edatı
Örnek: Hüseyin tilki gibi kurnazdır. Tam bir benzetmedir. Benzetmenin bütün unsurları mevcuttur. Buna ayrıntılı (mufassal) benzetme denir.
Benzeyen: Hüseyin
Kendisine benzetilen: tilki
Benzetme yönü: kurnaz
Benzetme edatı: gibi
Bazen benzetmenin benzetme yönü söylenmez. Buna kısaltılmış (muhtasar) benzetme denir.
Örnek: Hüseyin tilki gibidir.
Benzeyen: Hüseyin
Kendisine benzetilen: tilki
Benzetme yönü: (yok)
Benzetme edatı: gibi
Benzetme öğelerinden sadece benzeyen ve benzetilenle yapılan benzetmeye teşbih-i beliğ (güzel benzetme) denir.
Örnek: Hüseyin tilkidir.
Hüseyin kurnazlık yönünden tilkiye benzetilmiş ama benzetme yönü ve benzetme edatı söylenmemiştir. Sadece benzeyen (Hüseyin) ve kendisine benzetilen (tilki) söylenmiştir.
Benzetme örnekleri:
“Bir güzel yırtıcı kuş gördüm baktım
  Som mücevher gibi kan kırmızı tırnakları”
“Kutu gibi bir dairede oturuyor.”
“Bir siyah kadındır kaldırımlarda gece.”
“Böyle yalçın dağlarda sessiz dolaşan kim
  Köyler ufka dizilen tozlanmış bir resim.
2. İstiare (Eğretileme) Sanatı
Edebiyatta bir sözcüğü, geçici olarak bir başka sözcük yerine kullanma sanatına istiare denir. İstiare, benzetmenin iki unsurundan sadece birinin kullanılmasıyla yapılır. Benzetmenin iki temel unsuru vardır: benzeyen ve kendisine benzetilen. İstiarede benzetme ilgisi kurulur. Örneğin insanlarla hayvanların bir özelliği ilişkilendirilerek istiare yapılabilir. Kurnaz birine tilki, cesur birine aslan, sinsi birine yılan denirse bu istiare olur.
İstiare şu şartlarda oluşur:
İstiare yapılan kelimenin gerçek anlamının dışında kullanılması gerekir.
İstiare olarak kullanılan kelimenin benzetme amacı olması gerekir.
İstiareyi oluşturan kelimenin gerçek anlamda kullanılmasını engelleyen ipucu mutlaka bulunmalıdır.
İstiare Çeşitleri:
Açık istiare: benzetmenin iki temel unsurundan sadece kendisine benzetilenin (güçlü unsur) kullanılmasıyla yapılan istiaredir.
Örnekler:
“Dışarıda bir dost eli okşuyor tenimizi”
“Dost eli” rüzgâr yerine kullanılmıştır.
“Dünyaya geldiğim anda
  Yürüdüm aynı zamanda
  İki kapılı bir handa
  Gidiyorum gündüz gece”
Dünya “iki kapılı bir han”a benzetilmiş ancak dünya söylenmemiştir.
Kapalı istiare: Benzetmenin iki temel unsurundan sadece benzeyenin (zayıf unsur) söylenmesi ile yapılan istiareye denir.
Örnekler:
“Sözlerin saplama kalbime ne olur
  Her taraf kırık dökük
  Dalların boynu bükük
  Kederliyiz der gibi”
Dallar boynu bükük insana benzetiliyor ama kendisine benzetilen insandan söz edilmiyor. Boynu bükük sözcüğü ile insanın bir özelliği vurgulanıyor.
“Yaldızlı perçemlerin ıslandıkça uzuyor
  Yalnızlık damla damla şakağından sızıyor.”
Bu dizelerde “yalnızlık”, suya ya da tere benzetilmiş ancak kendisine benzetilen “su” ya da “ter” söylenmemiştir.
Temsili istiare: Benzetme öğelerinden yalnız birisiyle ve birden çok benzerlik gösterilerek yapılan istiareye denir. Temsili istiarede bir davranışın, eylemin ya da düşüncenin simgelerle canlandırılıp somut hale getirilmesi söz konusudur.
“Artık demir almak günü gelmişse zamandan
  Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan”

Yahya Kemal Beyatlı’nın “Sessiz Gemi” şiiri de temsili istiarenin güzel bir örneğidir. Bu şiirde ölenlerin çıktığı yolculuk gemi yolculuğuna benzetilmiş ancak gemiden neyin kastedildiği açıkça belirtilmemiştir.
3. Mecaz (Değişmece) Sanatı
Bir sözcüğün gerçek anlamları (temel ve yan anlamları) dışında, başka bir anlamda kullanılmasıdır.
Sözcükler cümle içersinde öbekleşerek mecazlı anlam kazanır. Mecaz öbeklerine örnek olarak deyimleri gösterebiliriz. Atasözlerinde de mecaz bolca kullanılmıştır. Mecaz çoğunlukla anlatımı daha etkili hale getirmek, ifadeye canlılık katmak amacıyla yapılır. Mecaz anlamlı sözcükler duygu ve hayale zenginlik katar.
Örnekler:
“Açık konuşmanın zamanı geldi artık.” Sözünde açık kelimesi mecaz anlamda yani gerçek ve yan anlamının dışında kullanılmıştır.
“Yüreğime kördüğümler atıldı
 Çözemedim, çözülmüyor sultanım”
Dizelerinde “kördüğüm” sözcüğü “çözülmesi olanaksız sorun” anlamında kullanılmıştır.
“İyi araba kullanması için biraz daha pişmesi gerekir.” (pişmek, “olgunlaşmak” anlamında kullanılmıştır)
“Her işte kılı kırk yarardı” (deyim)
“Ateş düştüğü yeri yakar” (atasözü)
“Taşıma su ile değirmen dönmez” (atasözü)
Mecazlı kullanımı ayırt etmenin bir yolu da sözcüğün kazandığı yeni anlamın gerçekte mümkün olup olmadığına bakmaktır. Örneğin “Bardağı bir dikişte bitirdi.” Sözünde bardağın bitirilmesi mümkün değildir, bitirilen bardağın içindeki sudur.
4. Mecaz-ı Mürsel (Ad Aktarması) Sanatı
Benzetme amacı olmadan bir sözün, başka bir söz yerine kullanılmasına mecaz-ı mürsel denir.
Bu söz sanatında iki sözcük arasında parça - bütün, neden - sonuç, iç - dış, sanatçı - eser, soyut - somut ya da başka bir çağrışım ilişkisi bulunur. Bu söz sanatında iki sözcük arasında herhangi bir yönden benzerlik ilişkisi söz konusu değildir.
Örnekler:
“Bir zamanlar bu gazetede usta kalemler vardı.” (parça – bütün ilişkisi)
Burada usta kalemlerden kasıt usta yazarlardır.
“Gökten bereket yağıyor.” (neden – sonuç ilişkisi)
Burada gökten yağan bereket sözüyle yağmur kastediliyor.
“Bu depoyla İzmir’e kadar gideriz.” (iç – dış ilişkisi)
Burada depo sözüyle deponun içindeki benzin kastediliyor.
“Bir haftadır Yaşar Kemal’i okuyorum.” (sanatçı – eser ilişkisi)
Burada kastedilen yazarın (Yaşar Kemal) kendisi değil eseridir.
“Gençlik, kafası ve yüreğiyle ülkemizin geleceğidir.” (soyut – somut ilişkisi)
Burada gençler (somut) yerine gençlik (soyut); düşünce (soyut) yerine kafa (somut); cesaret (soyut) yerine yürek (somut) kullanılmıştır.
5. Kinaye (Değinmece) Sanatı
Sözü hem gerçek hem de mecaz anlamda kullanmaya kinaye denir.
Kinayede sözcüğün mecaz anlamı baskın durumdadır. Buna rağmen söyleyişte gerçek anlamın anlaşılmasına engel bir durum yoktur. Bu söz sanatı sözün açıkça söylenmesinin hoş olmadığı durumlarda alay, şaka ve sitem için kullanılır. Asıl amaç, dolaylı olarak söylenmiş olur. Örneğin: “O, eli açık biridir.” Dediğimiz zaman o kişinin eli gerçekten açık olabilir ama “eli açık” sözünden asıl kastedilen o kişinin “cömert” biri olduğudur.
Örnekler:
“Nerde bir gül bitse etrafı diken”
Gerçekte her gülün etrafında diken vardır. Ancak asıl kastedilen; nerde bir güzellik varsa onun etrafında bir bela, bir kötülük vardır.
“Şu karşıma göğüs geren
  Taş bağırlı dağlar mısın?”
Şiirde geçen “taş bağırlı” sözü, hem gerçek anlamda hem de acımasızlık anlamında kullanılmıştır.
“Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.”
Gerçekte ateş olmayan yerde duman da olmaz ancak burada kastedilen diğer anlam; bazı küçük belirtiler suç niteliğinde olayların habercisidir.
“Nereden çıktı bu cenaze? Ölen kim?
  Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar.”
Bu dizelerde şairin bozulmuş bahçeler görmesi doğaldır. Mecaz anlam ise ölümden sonra pek çok kişinin yuvasının dağıldığını görmüş olmasıdır. Bu dizelerde her iki anlamda vardır ancak baskın olan mecaz anlamdır.
Kinaye sanatı, atasözü ve deyimlerde de sıkça kullanılır.
Örnekler:
“Sonunda ayağımız düz bastı”
“Arkadaşın dayısı güçlüdür”
“Taşıma su ile değirmen dönmez”
“Yuvarlanan taş yosun tutmaz”
6. Tariz (Tersini Söyleme) Sanatı
Birini küçük düşürmek ve onunla alay etmek amacıyla söylenecek sözü tam tersi olan bir sözle nükte yaparak anlatma sanatına tariz denir. Taş atma anlamına gelir.
Tarizde hoş bir şekilde ifadenin yönünü değiştirerek sitemde bulunma söz konusudur. Örneğin çok cimri bir kişi için “ne kadar cömert” demek bir tarizdir.
Tariz sanatında söz gerçek ya da mecaz anlam yerine, doğrudan zıddıyla kullanılır. Sözün gerçek anlamı doğru görünse de amaç onun zıddını anlatmaktır. Bu sanatın etkili olması için nazik ve nükteli söylenmesi gerekir.
Örnekler:
“Bir yetim görünce döktür dişini
  Bozmaya çabala halkın işini
  Günde yüz adamın vur kır dişini
  Bir yaralı sarmak için yeltenme”
Şair, yetime zarar verenleri, halkın işini bozanları nazik bir dille ve tersini söyleyerek eleştirmektedir. Asıl söylemek istenen; yetimin incitilmemesi, halka yardım edilmesi ve insanlara iyi davranılmasıdır.
“Vermedi ablukada şan-ı donanmaya halel
İngiliz devletine olsa sezadır amiral”
Osmanlı devletinin son dönem sadrazamlarından Ali Paşa, Girit seferinden başarı gösteremeden döner. Ali Paşa’yla arası iyi olmayan Ziya Paşa, bu olay üzerine ilk dizede Ali Paşa’nın Türk donanmasının şerefini düşürdüğünü; ikinci dizede Ali Paşa’nın bir donanmayı idare edebilecek kapasitede olmadığını belirtiyor.
“Bize kâfir demiş müfti efendi.
  Tutalım ben diyem ona müselman
  Varıldıkta yarın rûz-ı mahşerde”
  İkimiz de çıkarız anda yalan”  Nef’i
Bu dörtlüğün ikinci dizesinde şair sanki kendisine hakaret eden müftüyü övüyormuş gibi görünse de aslında aşağılamaktadır. Bu dizeler tariz sanatına güzel bir örnektir.
7. Teşhis (Kişileştirme) Sanatı
İnsan dışındaki varlıklara insan özelliği verme sanatına teşhis (kişileştirme) denir. Bu söz sanatında insan dışındaki varlıklara üzülme, ağlama, mutlu olma, kızma, gülme gibi insana özgü nitelikler aktarılır.
Örnekler:
“Dinmiş denizin şarkısı rüzgâr uyumakta
  Rıhtım boyu sonsuz bir üzüntüyle karaltı
  Mevsim gibi süslenmiş Emirgan, Çınaraltı”
Bu dizelerde “deniz, rüzgâr, rıhtım boyu, Emirgan, Çınaraltı” kişileştirilmiştir. Şair bu cansız varlıklara insana özgü nitelikler vererek şiire hoş bir hava katmış, duygu ve düşüncelerini daha güzel bir şekilde ifade etmiştir.
“Tarihin dilinden düşmez bu destan
  Nehirler gazidir, dağlar kahraman”
Bu dizelerde tarih, nehirler ve dağlara insana özgü nitelikler verilmiş, böylece kişileştirme sanatı yapılmıştır.
“Salındı bahçeye girdi
  Çiçekler selama durdu
  Mor menekşe boyun eğdi
  Gül kızardı hicabından”
Burada çiçeklere, mor menekşeye ve güle insan özellikleri verilerek kişileştirme yapılmıştır.
“Artık dağlar sırtlarından kürklerini attılar.”
Burada dağlar sırtında kürk olan bir insan olarak düşünülmüştür.
8. İntak (Konuşturma) Sanatı
İnsan dışı varlıklara söz söyletme, onları konuşturma sanatına intak denir.
İntak sanatına örnekler:
“Kulağının dibinde haykırdı fırtına:
  Isınmak istiyorsan toprağı çek sırtına.”
“Küçük bir çeşmeyim yurdumun
  Unutulmuş bir dağında
  Hiç kesilmeyecek suyum
  Yıldızların aydınlığında”
İntak sanatının olduğu yerde mutlaka kişileştirme de vardır. Çünkü konuşma insanlara özgü bir özelliktir. Fabllar intak ve kişileştirme sanatının en yoğun olduğu metinlerdir.
“Ooo karga cenapları, ne kadar şirinsiniz!” dedi tilki, “Gözüm kör olsun yalanım varsa!” (Karga ile Tilki)
“Sormak ayıp olmasın ama bütün yaz ne yaptınız” demiş karınca.
“Ne mi yaptım?” demiş ağustos böceği; “Gece gündüz türkü söyledim; fena mı ettim sizce?”
“Yo” demiş karınca, “Ne mutlu size; ama hep türkü söylemek olmaz kışın da oynayın biraz.” (Karınca ile Ağustosböceği)
Bu örneklerde karga, tilki, karınca, ağustosböceği gibi hayvanlara insan özelliği verilerek kişileştirilmiş ve konuşturularak intak sanatı yapılmıştır.
B. Anlama Dayalı Sanatlar
1. İham Sanatı
İki veya daha fazla anlamı olan bir sözcüğü bütün anlamlarıyla kullanma sanatına iham denir.
İham sanatı yaparken kelimenin genel anlamıyla çeşitli anlamları arasında yakın bir ilgi kurmak gerekir. İhamın sözlük anlamı vehme, şüpheye, kuruntuya, tereddüde düşürmektir. Yani şair kelimeyi öyle kullanır ki okuyucu o kelimenin bütün anlamlarıyla şiiri anlayabilir ya da anlamlandırabilir.
“Şemim-i kâkülün almış nesim gülşende
  Demiş ki sünbüle senden emanet olsun bu” Figânî
(Sabah esen hafif tatlı rüzgâr, gül bahçesinde senin kâkülünün güzel kokusunu almış ve sümbüle demiş ki sende emanet olsun bu)
Bu beyitte “bu” sözcüğü, hem işaret sıfatı hem de koku anlamlarında kullanılmıştır.
“Güzellerde vefa olmaz demek yanlıştır ey Bâkî
  Olur, vallahi billahi hemen yalvarı görsünler”  Bâkî
“Yalvar” kelimesinde iham sanatı vardır. Yalvar; hem yalvarmak hem de İran’da kullanılan bir çeşit para anlamına gelir.
“Vardım yurdundan ayağ göçürmüş
  Yavru gitmiş ıssız kalmış otağı
  Camlar şikest olmuş meyler dökülmüş
  Sakiler meclisten çekmiş ayağı”  Bayburtlu Zihni
Son mısradaki ayağ (ayak) kelimesinde iham sanatı vardır. Ayağ hem kadeh hem de insan uzvu anlamlarında kullanılmıştır.
“Minnet Hudâya devlet-i dünyâ fenâ bulur
  Bâkî kalur sahîfe-î âlemde âdumuz”  Bâkî
Bâki kelimesinde iham sanatı vardır. Baki, hem şairin ismi hem de sonsuzluk anlamlarında kullanılmıştır.
2. Tevriye (İki Anlamlılık) Sanatı
Bir kelimenin yakın anlamını söyleyip uzak anlamını kastetmeye tevriye denir. Tevriye gerçekte örtmek, amacını gizlemek anlamlarına gelir. Tevriyede kullanılan kelimelerin her iki anlamı da gerçek anlamdır, ancak yakın anlam değil uzak anlam kastedilir.
Örnekler:
“Bâkî çemende hayli perişan imiş varak
  Benzer ki bir şikâyeti var rüzgârdan
Bu dizelerde “rüzgâr” sözcüğü hem gerçek anlamda (yel) hem de zaman anlamlarında kullanılmıştır. Asıl kastedilen zamandır. Bâkî’nin şikâyeti zamandandır çünkü yaşlanmıştır.
“Bu kadar letafet çünkü sende var
  Beyaz gerdanında bir de ben gerek” Erzurumlu Emrah
Bu beyitte geçen “ben” sözcüğüyle tevriye yapılmıştır. Şair “ben” kelimesiyle insan vücudunda çıkan koyu lekeyi söylüyor ama asıl kastettiği kendisidir.
“Hani selamı hani bir peyamı cananın
  Saba senin de işin hep heva imiş yazık”
Bu beyitte “heva” sözcüğü tevriyeli kullanılmıştır. Heva hem hava hem de istek anlamlarında kullanılmıştır.
“Tahir Efendi bana kelp demiş
  İltifatı bu sözde zahirdir,
  Maliki mezhebim benim zira
  İtikadımca kelp tahirdir.”  Nef’i
Bu beyitte kelp (köpek) sözünde kelp hem temiz hayvandır, hem de asıl köpek Tahir Efendi’dir anlamları çıkmaktadır. Asıl kastedilen Tahir Efendi’nin köpek (aşağılama amacıyla kullanılmış) olduğudur.
3. İstihdam Sanatı
Sözcük anlamı kullanma, hizmete kabul etme olan istihdam, söz sanatı olarak bir kelimeyi gerçek ve mecazlı anlamlarının tümünü kastederek, işaret ettiği anlamları ayrı ayrı kullanmaktır. İstihdam sanatı “sarfü’l hızane” adıyla da bilinmektedir.
“Bahâr erdi açıldı sevdiğim, hem fasl-ı dey hem gül
  Biri sahn-ı gülistândan, biri sahn-ı gülistânda”
Beyitte “açıldı” sözü ile istihdam sanatı yapılmıştır. İlk anlamı “uzaklaştı”, bu anlama işaret eden kelime “fasl-ı dey” ve “sahn- gülistândan” (uzaklaşma hali) İkinci anlamı “gonca açılarak gül oldu”, “sahn-ı gülistanda” (bulunma hali) istihdama işarettir. Bu durumda beyit şu anlama gelir:
“Ayağa düş dilersen başa çıkmak
  Anında başa çıkdı câm-ı sahbâ”
Bu beyitte “ayağ” ve “başa çıkmak” kelimeleriyle istihdam yapılmıştır. “Ayağ” birinci mısrada “ayak”, bu anlama işaret eden kelime ise “baş”tır. İkinci mısrada “anında” zamiri racidir ve “kadeh” anlamındadır. Bu anlama işaret eden kelime ise “cam-ı sahba”dır. “Başa çıkmak” sözü ise birinci mısrada başa geçmek (yükselmek), ikinci dizede dimağa etki etmek, sarhoş olmak anlamındadır.
4. Tenasüp (Uygunluk) Sanatı
Aralarında anlamca ilgi bulunan sözcükleri bir arada kullanma sanatına tenasüp denir. Tenasüpte sözcükler arasında karşıtlığın (zıtlık) olmaması gerekir. En çok mitolojik ve tarihi kahramanlar, bilimsel terimler, hayvan ve bitki adlarıyla tenasüp yapılır
Örnekler:
“Yunus ki nergiste güler, gülde kanar
  Kırlarda gelincikte onun bağrı yanar” Hüsrev Hatemi
Bu dizelerde “gül, nergis, gelincik” kelimeleri arasında tenasüp vardır.
“Kestanelik gölgesinde hayal gibi yürürsün
  Bülbül şakır bir ağacın nazenin gülüsün
  Tarlalarda gülümseyen çiçeklerin alında
  Ela gözlü güzellerin gül benzini görürsün” Rıza Tevfik Bölükbaşı
Bu dizelerde “kestanelik, ağaç, bülbül, gül, tarla, çiçek” kelimeleri arasında tenasüp sanatı vardır.
“Aramazdık gece mehtâbı yüzün parlarken
  Bir uzak yıldıza benzerdi güneş sen varken” F. Nafiz Çamlıbel
Bu dizelerde “mehtap, yıldız ve güneş” kelimeleri arasında tenasüp vardır.
“Suya versin bağban gülzârı zahmet çekmesin
  Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gülzâre su” Fuzûlî
Bu dizelerde “bağban, gülzâr, gül, yüz” kelimeleri arasında tenasüp sanatı vardır.
Her sabah başka bahar olsa da ben uslandım
  Uğramam bahçelerin semtine gülden yandım.” Yahya Kemal Beyatlı
Bu dizelerde “sabah, bahar, bahçe, gül” kelimeleri arasında tenasüp vardır.
“Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabîb
  Kılma dermân kim helâkım zehri dermânındadır” Fuzuli
Bu dizelerde “dert, ilâç, tabîb, dermân” kelimeleri arasında tenasüp vardır.
“Bu gemi, benim gemim, nasipsiz
  Benim kaderim bu insafsız dalgalar
  Sevda doluysa, yaşam doluysa benim kalbim
  Dalgalar da kin dolu, ölüm dolu.” Cahit Külebi
Bu dizelerde “gemi, dalga, sevda, kalp” kelimeleri arasında tenasüp sanatı vardır.
5. Leff ü Neşr (Sıralı Açıklama) Sanatı
Toplayıp dağıtmak anlamına gelen leff ü neşr, bir söz ya da beytin ilk bölümünde en az iki şeyi söyleyip sonra onlardan her biriyle ilgili benzerlik ve karşılıkları kullanma sanatıdır.
Sanatçı, şiirde en az iki şeyden bahsettikten sonra bunların her birine ait olan özellikleri, fiilleri sıralar ya da açıklar. Leff ü neşr, söylenen kelimelerin sıralanışına göre ikiye ayrılır:
1. Leff ü neşr-i mürettep (düzenli leff ü neşr): Birinci ve ikinci kelimelerin aynı sıra içinde söylenmesi ile oluşur. Birinci dizede verilen sözcüklerin karşılıkları sırasıyla verilir.
“Nedir bu savaş insanlarda barışa azim yok mu?
  Kan dökücü mızrağı atıp zeytin dalı tutmak yok mu?”
Bu beyitte birinci dizede verilen “savaş / barış” sözcükleriyle ilgili sözler “mızrak / zeytin dalı” ikinci dizede sırasıyla verilmiş ve düzenli leff ü neşr yapılmıştır. Burada mızrak savaşı, zeytin dalı da barışı simgelemektedir.
2. Leff ü neşr-i gayri mürettep (dağınık leff ü neşr): Birinci ve ikinci kelimelerin çapraz veya karışık söylenmesiyle yapılır.
“Fikr-i zülfün dilde tâb-ı sûz-ı ışkun sinede
  Nârdur külhanda güya mârdur gencînede” Nef’î
(Saçının gönüldeki düşüncesi sanki hazineyi bekleyen bir yılan,
 aşkının sinedeki yakıcı harareti de külhandaki ateştir.)
Bu beyitte ilk dizedeki zülf (saç), dil (gönül), tab-ı suz-ı ışk (aşkın yakıcı harareti) ve sine (göğüs) ile ikinci dizedeki nar (ateş), külhan (ocak), mar (yılan) ve gencine (hazine) kelimeleri birbirleriyle ilişkilendirilerek leff ü neşr yapılmıştır. Ancak birinci dizedeki kelimelerle ilişkili ikinci dizedeki kelimeler karışık bir şekilde verildiği için leff ü neşr-i gayri mürettep yapılmıştır.
Başka örnekler:
“Gönlümde ateştin, gözümde yaştın
  Ne diye tutuştun, ne diye taştın” Hicranî
Birinci dizedeki “ateş / yaş” kelimeleriyle ilgili olan “yaş / taşmak” kelimeleri ikinci dizede verilerek leff ü neşr yapılmıştır.
“Sakın bir söz söyleme… Yüzüme bakma sakın
  Sesini duyan olur, sana göz koyan olur.” Faruk Nafiz Çamlıbel
İlk dizedeki “söz söyleme” ve “bakma” ile ikinci dizedeki “sesini duyan” ile “göz” kelimeleri arasında leff ü neşr vardır.
“Deli eder insanı bu deniz, bu gökyüzü
  Göz kırpar yıldızlar, türkü söyler balıklar” Cahit Öztürk
Bu dizelerde “deniz / gökyüzü”, “yıldızlar / balıklar” arasında leff ü neşr sanatı vardır.
6. Tecahül-i Arif (Bilmezlikten Gelme) Sanatı
Bilinen bir şeyi, sanatsal bir nükte ile bilmiyormuş gibi gösterme sanatıdır. Bu sanat tecahül-i arifane adıyla da bilinir.
Şiirde bir anlam inceliği oluşturmak için başvurulan bu sanatta hayret, övme, yüceltme, yerme gibi nedenlerden biriyle nükte yapılması gerekir.
Örnekler:
“Gökyüzünün başka rengi de varmış
  Geç fark ettim taşın sert olduğunu
  Su insanı boğar ateş yakarmış
  Her doğan günün bir dert olduğunu
  İnsan bu yaşa gelince anlarmış” Cahit Sıtkı Tarancı
Bu dizelerde gökyüzünün farklı renkleri olduğunu, taşın sert olduğunu, suyun insanı boğabileceğini, ateşin yakabileceğini şair aslında biliyor, ancak bilmiyormuş gibi davranıyor. Şair, hem kendisindeki hem de çevresindeki birtakım değişiklikleri sonradan fark ettiğini anlatmak için bu yola başvuruyor.
“Bu eller miydi masallar arasından
  Rüyalara uzattığım bu eller miydi.
  Arzu dolu, yaşamak dolu.
  Bu eller miydi resimleri tutarken uyuyan.” Fazıl Hüsnü Dağlarca
Bu dörtlükte şair, resimleri tutan ellerin kime ait olduğunu biliyor ancak ellere dikkat çekmek için bilmezlikten geliyor.
“Gerçi cânândan dil-i şeydâ için kâm isterem
  Sorsa cânân bilmezem kâm-ı dil-i şeydâ nedir” Fuzuli
Bu dizelerde şair, aslında ne istediğini biliyor ama bilmezlikten geliyor.
7. Hüsn-i Ta’lil (Güzel Neden Bulma) Sanatı
Bir olay, olgu ya da durumun gerçek nedenini bir yana bırakıp onu güzel bir nedene bağlama sanatına hüsn-i ta’lil denir.
Bu sanatta şair, sözünü ettiği olayın ya da durumun asıl nedenini bilir ama bilmiyormuş gibi o olaya ya da olguya başka bir neden bulur. Bu neden gerçek değil güzel bir nedendir. Şair, dış dünyaya duygularının penceresinden bakar ve bu sanata başvurur, böylece şiirini değişik bir hayal dünyasıyla zenginleştirir.
Örnekler:
“Gül-i ruhsaruna karşu gözümden kanlı akar su
  Habibim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı”  Fuzûlî
(Gül yanağına karşı gözümden kanlı gözyaşı akar
sevgilim, gül mevsimidir bu, akarsular bulanmaz mı?)
Şair sevgili için döktüğü kanlı gözyaşlarını bahar mevsimine bağlıyor. Baharda eriyen karlar bulanık akar diyerek güzel bir nedene bağlıyor.
“Seni seyr etmek için reh-güzer-i gülşende
  İki cânibde durur serv-i hırâman saf saf”  Bâki
(Nazla salınan serviler, gül bahçesinin yolunda seni seyretmek için iki yanda saf saf durur.)
Yolun iki tarafında servilerin dikili duruşları doğal bir olaydır. Ancak şair bunu yolda yürüyen sevgiliyi seyretmek için bekledikleri şeklinde güzel bir nedene bağlamıştır.
“Sen yoksun hiçbir şey yok
  Güneşin rengi
  Ağustos yıldızlarının sıcaklığı
  Karanfil kokusu”  Suat Taşer
Şair, güneşin renginin, ağustos yıldızlarının sıcaklığının ve karanfil kokusunun olmayışını sevgilisinin yokluğuna bağlıyor.
“Güzel şeyler düşünelim diye
  Yemyeşil oluvermiş ağaçlar” Cahit Sıtkı Tarancı
Şaire göre ağaçlar insanların mutlu olmasını, güzel şeyler düşünmesi için yemyeşil olmuştur. Bu ağaçların yeşil olmasını gerçek nedeninin dışında güzel ve etkileyici bir nedene bağlamıştır.
8. Sihr-i Helal Sanatı
Bir sözcüğün hem yazıldığı dize ile hem de altındaki dize ile anlamlandırılması sanatına sihr-i helal denir.
“Gözleri yabanıl, renkli
  Geçmişi bekler sanki” Serdar Ünver
Bu dizelerde “renkli” sözcüğü yazıldığı dizeyle okunduğunda gözlerin rengini, altındaki dizeyle okunduğunda renkli bir geçmişi anlatıyor.
“Âkil isen vahş u tayrın şâhı ol Mecnun gibi
  Başına mürg âşiyanından külâh-ı devlet al”
(Akıllı isen Mecnun gibi vahşi hayvan ve kuşların şahı, padişahı ol. Başına kuş yuvasından devlet külahı al)
Birinci dizenin sonundaki “Mecnun gibi” ifadesi hem birinci dizenin sonunda hem de ikinci dizenin başında anlamlıdır.
“Ve yüzünü alıp çıktım. Öğleye doğruydu
  Çıkrıkçılar yokuşuna yağmur yağıyordu.”  İlhan Berk
Şair, “öğleye doğruydu” ifadesini hem birinci dizenin sonunda hem de ikinci dizenin başında anlamlı olacak şekilde kullanarak sihr-i helal yapıyor.
“Kıyımız uzak ve kuytuda ellerimiz sanki yok
  Ellerimiz yok ama senin ellerini bir tutsam” Turgut Uyar
Şair, “yok” sözcüğünü hem birinci dizenin sonunda, hem de ikinci dizenin başında anlamlı olacak şekilde kullanarak sihr-i helal sanatı yapıyor.
9. Mübalağa (Abartma) Sanatı
Sözün etkisini arttırmak için bir konuyu, bir düşünceyi, varlığı ya da duyguyu olduğundan büyük ya da küçük gösterme sanatına abartma (mübalağa) denir.
Sanatçı bu şekilde okuyucunun zihninde iz bırakmayı, onu etkilemeyi amaçlar. Bizler de ister farkında olalım ister olmayalım, günlük yaşamımızda abartmalardan sıkça yararlanmaktayız. Örneğin buluşacağımız kişi üç beş dakika geç kalsa “Sabahtan beri seni bekliyorum” diyerek durumu abartırız. “Soğuktan dondum”; “Güle güle öldük”; “Bir deri bir kemik kalmış” sözleri hep abartılı sözlerdir.
“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda
  Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda” Mehmet Akif Ersoy
Şair bu dizelerde “toprağı sıksan şehit fışkıracak” derken mübalağa yapıyor.
“Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün
  Kızıllığında ısındık
  Dağlardan çöllere düşürdüğü gün
  Gölgene sığındık”  Arif Nihat Asya
Bu dörtlükte şair, bayrak sevgisini abartılı bir şekilde anlatmaktadır. Bayraktaki kırmızı renk insanı ısıtmaz, bayrağın gölgesi de insanı güneşten korumaz. Şair bu dizelerde mübalağa yapmıştır.
“Çıkah göklere âhum şereri döne döne
  Yandı kandil-i sipihrum ciğeri döne döne” Necâti
(Ahımın kıvılcımları döne döne göklere çıktığından beri göğün kandilinin ciğeri döne döne yandı.)
Şair, aşk acısıyla nasıl yandığını abartılı bir dille anlatıyor.
“Âb-gündur günbed-i devvâr rengi bilmezem
  Yâ muhit olmuş gözümden günbed-i devvâre su” Fuzûlî
(Gökyüzünün rengi su renginde midir yoksa gözümden akan yaşlar su olarak gökyüzünü mü kaplamıştır da onun için mi mavi görünüyor bilmiyorum.)
Şair, aşk acısıyla ne kadar çok ağladığını abartılı bir dille anlatıyor.
10. Tezat (Zıtlık) Sanatı
Bir söz ya da dizede zıt anlamlı sözcüklerden hareketle iki zıt düşüncenin karşılaştırılmasıyla tezat sanatı yapılır.
Tezat sadece zıt anlamlı kelimelerin bir arada kullanılması değildir. Birbirine zıt özelliklerin de belirtilmesi gerekir. Örneğin: “Güleriz ağlanacak halimize” sözünde tezat vardır. Çünkü burada gülmek ve ağlamak sözleri sadece zıt anlamlı değil, aynı zamanda birbirine zıt iki davranışın da ifadesidir.
Var olan yokluğun ömrünü sürüyorum”  Necip Fazıl Kısakürek
Bu dizede “var-yok” kelimeleri arasında tezat vardır.
“Ne efsunkâr imişsin ah ey didâr-ı hürriyet
  Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten Namık Kemal
(Ey hürriyetin güzel yüzü, sen ne büyüleyiciymişsin, gerçi kurtulduk esaretten ama senin aşkının esri olduk.)
Bu dizelerde hürriyet ve esaret kelimeleri arasında tezat sanatı vardır.
“Meyhane mukassi görünür taşradan amma
  Bir başka ferah başka letâfet var içinde” Nedim
Bu beyitte sıkıntılı göründüğü ancak içinde ferah ve latif olduğu söylenerek tezat yapılıyor.
“Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü
  Kar değil gökyüzünden yağan beyaz ölümdü”
Bu dizelerde beyaz ve karanlık kelimeleri bir arada kullanılarak tezat yapılmıştır.
“Ben de gördüm güneşin doğarken battığını
  Esrarlı bir bakışın gönlü kapattığını”
Bu dizelerde birbirine zıt olan doğmak ve batmak kelimeleri bir arada kullanılarak tezat yapılmıştır.
11. İstidrak Sanatı
Birisini över görünerek yermek veya kötülüyor gibi görünerek övmek sanatıdır. İki çeşit istidrak vardır:
Ali Paşa’nın Girit seferindeki başarısızlığını över gibi dile getirdiği Ziya Paşa’nın Zafernâme’si bu sanata güzel bir örnektir.
“Hak bu kim görmedi ağaz edeli devre elek
  Böyle bir tefh ü zafer böyle sükûh ü iclâl…
  Kimseler olmadı bu feth-i mübîne mazhar
  Ne Skender ne Hülâgâ ne Sezar ü Anibal”  Ziya Paşa
Şair bu dizelerde Ali Paşa’yı övermiş gibi görünüyor. Onun çok büyük bir zafer kazandığını böyle bir zaferi ne İskender ne Hülâgâ ne Sezar ne de Anibal (tarihte büyük zaferlere imza atan komutanlar) görmedi diyor. Gerçekte şair Ali Paşa’nın başarısızlıkla sonuçlanan Girit seferini yeriyor.
 “Göz ucuyla âşıka geh lütfeder gâhi itâb
  Bir su’âle yer komaz ol gamze-i hâzır-cevâb”  Nef’i
Şair bu dizelerde sevgiliyi yeriyormuş gibi görünüyor ancak gerçekte onu övüyor.
“Dehrde anlamayup bilmediği varsa meğer
  Tama’u buğz u nifak u hased u gadr u sitem” Nabî
Şair bu dizelerde sözü edilen kişiyi yeriyormuş gibi görünse de aslında övüyor.
12. Tekrir (Yineleme) Sanatı
Sözün etkisini güçlendirmek için sözcük ya da söz gurubunu tekrar etme şeklinde yapılan söz sanatıdır.
Örnekler:
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi,
  Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
  Kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi,
  Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.”  Necip Fazıl Kısakürek
“Sular gene o sular, kıyı gene o kıyı
 Gene çamlar dinliyor uzaktan bir şarkıyı” Halit Fahri Ozansoy
Bu yağmurbu yağmur… bu kıldan ince
  Öpüşten yumuşak yağan bu yağmur
  Bu yağmurbu yağmur… bir gün dinince
  Aynalar yüzümüzü tanımaz olur.”  Necip Fazıl Kısakürek
 Akşam yine akşam, yine akşam
  Bir sırma kemerdir suya baksam” Ahmet Haşim
Yukarıdaki örneklerde bazı kelime ve kelime grupları tekrar edilerek tekrir sanatı yapılmıştır.
13. Nida (Seslenme) Sanatı
Yoğun duyguları, heyecanları coşkun bir dille anlatma sanatıdır. Seslenme sanatı da denir. Daha çok “ey, hey, ay, ah, hay” ünlemleriyle yapılır. Ancak ünlem bildiren sözcük olmadan da nida sanatı yapılabilir.
Örnekler:
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker!” Mehmet Akif Ersoy
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü!” Arif Nihat Asya
Ey benim sarı tamburam!
  Sen ne için inilersin?” Pir Sultan Abdal
Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!” Mehmet Akif Ersoy
Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın
  Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.” Necmettin Halil Onan
Ey gurbet ey gurubu ufuklarda bitmeyen
  Ömrün derinliğinde süren kaygı günleri!” Yahya Kemal Beyatlı
Ey unutuş! Kapat artık pencereni.
  Çoktan derinliğe çekmiş deniz beni.” Ahmet Muhip Dranas
14. İstifham (Soru Sorma) Sanatı
İstifham hayret, şaşırma, hüzün, sevinç, nefret gibi değişik duyguların etkisi ile ortaya çıkan bir söz sanatıdır. Şair, okuyucunun dikkatini çekmek için duygularını soru şeklinde sorarak istifham sanatı yapar. Bu edebi sanatta şair, soruyu sorar ama bu sorusuna cevap beklemez çünkü sorunun cevabını zaten biliyordur.
Örnekler:
“Her gün bu kadar güzel mi bu deniz
  Böyle mi görünür gökyüzü her zaman?” Orhan Veli
Bu dizelerde şair, denizin ve gökyüzünün güzelliği karşısında duyduğu heyecanı, hayranlığı soru sorarak anlatmış, okuyucunun dikkatini bu güzelliklere çekmek istemiştir.
“Ben mi çıldırmışım, sen mi delirdin
  Yalvaran sesimden bu kaçışın niye?” Halide Nusret Zorlutuna
“Tutabilir misin geçen zamanı
  Dönebilir misin on beşine
  Şaşmadın mı hiç çocuğum
  Baharın sessizce gelişine” Halim Yağcıoğlu
“Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı?
  Felekler yandı âhımdan muradım şem’î yanmaz mı” Fuzuli
Şair, “usanmaz mı” ve “yanmaz mı” sözleriyle istifham sanatı yapıyor.
“Dil var mı kahr-ı dehr ile vîrân edilmedik
 Beytû’l alizen mi kaldı perişan edilmedik” Yahya Kemal Beyatlı
Şair, İstanbul’un işgali üzerine yazdığı beyitte cevabını kendisinin de bildiği surular sormaktadır. “Dünya kahrıyla viran edilmedik gönüller mi var / perişan edilmedik hüzünler evi mi kaldı?” diyerek istifham sanatı yapmaktadır.
15. Rücu (Geriye Dönme) Sanatı
Sözlük anlamı “dönmek” olan rücu, söylenen sözden bir nükteye dayalı olarak geri dönme anlamında bir edebi terimdir. Yerinde yapıldığı takdirde şaire heyecanını dışa vurma imkânı verir ve ifade edilmek istenen düşünceyi güçlendirir.
Örnekler
“Makber mi nedir şu gördüğüm yer?
  Ya böyle revâ mı cây-ı dilber?
  Bu tecrübedir bu, hiledir bu
  Yok, mahvıma bir vesiledir bu.” Abdülhak Hamid Tarhan
İçinde bulunduğu heyecanı başarılı bir şekilde okuyucuya yansıtan şair, durumu için bir tecrübe ya da kendisine karşı yapılmış bir hile olarak tespit etmiş, ancak hemen sonrasında “yok” sözüyle bu tespitten vazgeçerek bu hükmünü değiştirmiştir. İkinci tespit ve hüküm ilkinden daha güçlüdür.
16. Tefrik Sanatı
Kelime anlamı ayırma demek olan tefrik edebiyatta iki unsurdan birinin üstünlüğünü vurgulamak için aralarındaki farkları belirtmektir.
Örnekler:
“Seni Kisrâ’ya adâlette muadil tutsam
  Fazladır sende olan devlet ü dîn ü îmân”  Bâkî
(Seni adalet konusunda Kisra’ya denk, eşit tutsam, sendeki devlet, din ve iman fazla gelir.)
Şair sözünü ettiği kişiyle “Kisra”yı (İran hükümdarı) karşılaştırır ve onun Kisra’dan üstün olan özelliklerini vurgular.
“Budur farkı gönül mahşer gününün rûz-ı hicrandan
  Kim ol canım verir cisme bu cismi ayırır candan”  Fuzûlî
(Ey gönül ayrılık gününün mahşer gününden şu farkı vardır. Ayrılık günü cismi candan ayırır, mahşer günü cismin canını geri getirir.)
Şair, bu dizelerde ayrılık günüyle mahşer gününün ayrımını yapıyor. Biri cismin canını alırken (ayrılık günü) diğeri cisme can veriyor (mahşer günü).
17. Kat’ (Kesme) Sanatı
Bir sözü ya da ifadeyi tamamlamadan bir noktada kesmeye kat sanatı denir. Bunun sonunun okuyucu tarafından getirilmesi, söylenmese de anlaşılması beklenir. Sözün geri kalan kısmının söylenmemesinin etkiyi arttıracağı düşünülür.
Örnekler:
“Ey kimsesiz âvâre çocuklar…
  Hele sizler, hele sizler…”  Tevfik Fikret
Burada kat sanatı “hele sizler” sözünde yapılmıştır.
“Garibim
  Ne bir güzel var avutacak gönlümü
  Bu şehirde
  Ne de bir tanıdık çehre;
  Bir tren sesi duymaya göreyim
  İki gözüm
  İki çeşme…”  Orhan Veli
Şair yaşadığı şehirde yalnız olduğunu ve bir tren sesi duyduğunda ağladığını söylüyor. Bunun sebebini anlamak okuyucuya düşüyor.
“Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa…
  Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa…”  Yahya Kemal Beyatlı
Şair, sonbaharın ruhta bıraktığı etkileri ihtiyarlıkla ve ölümle benzeştirmekte birlikte bunu tam olarak söylemeyip yarıda keserek kat sanatı yapıyor.
“Derdim öyle büyük ki…
  Hayat öyle yük ki…”  Ziya Ortaç
Şair, derdinin büyüklüğünü ve hayatın ne kadar ağır bir yük olduğunu anlatırken sözü tam yerinde keserek gerisini okuyucuya bırakıyor.
“Irmaklar, aktarlar, askerler ve bir akşamın yarısı
  Irmaklar, aktarlar ve bir akşamın sadece yarısı…”  Turgut Uyar
Şair, ırmaklardan, askerlerden, aktarlardan ve akşamlardan bahsederken, sözü okuyucunun yorumuna açık bırakacak bir şekilde keserek kat sanatı yapar.
18. Terdit (Geri Çevirme / Şaşırtma) Sanatı
Edebiyatta sözü, okuyucunun hiç beklemediği bir biçimde bitirerek onu şaşırtma sanatına terdit denir.
Örnekler:
“Görünce uzanmış yâr kucağına
  Boynunu dolamış zülfü bağına
  Kurşunu kahpeye atacağına
  Kendine çevirdin
  Aman be Ali!  Faruk Nafiz Çamlıbel
“Vaktiyle yazdığım gibi;
  Uzayacağa benzer
  Tutuştuğumuz lades
  Bak, kaç sene geçti;
  Aldatamadın beni
  Ölüm kardeş! Behçet Necatigil
“Ben güzel günlerin şairiyim
  Saadetten alıyorum ilhamımı
  Kızlara çeyizlerden bahsediyorum
  Mahpuslara affı umumiden…
  Çocuklara müjdeler veriyorum
  Babası cephede kalan çocuklara
  Fakat güç oluyor bu işler
  Güç oluyor yalan söylemek…”  Melih Cevdet Anday
“Ben ki her akşam yatağımda
  Onu düşünüyorum
  Onu sevdiğim müddetçe
  Yatağımı seveceğim.”  Orhan Veli Kanık
“Hem kötüyüm, karanlığım biraz çirkinim
  Aysel git başımdan seni seviyorum.”  Attila İlhan
19. İltifat Sanatı
Söz arasında ani bir heyecanın etkisiyle, konu dışına çıkmadan hitabın yönünü değiştirmeye iltifat denir.
Örnekler:
“Uyanmak
  Günden güne hicranla bunalmış gibi yanmak
  Ey talih! Ölümden de beterdir bu karanlık,
  Ey aşk! O gönüller sana mal oldular artık,
  Ey vuslat! O âşıkları efsununa ram et!
  Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et!”  Yahya Kemal Beyatlı
Bu dizelerde hitabın yönü değiştiği için iltifat sanatı yapılmıştır.
“Ey köyleri hududa bağlayan yaslı yollar,
  Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar.
  Ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
  Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!”  Faruk Nafiz Çamlıbel
Şair, yollardan bahsederken daha sonra han duvarlarından hitap etmeye başlıyor. Yani hitabın yönü değişiyor.
“Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç
  Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!”  Yahya Kemal Beyatlı
Şair, “akşamdan” bahsederken daha sonra hitabın yönü “ömre” çevriliyor.
20. Telmih (Anımsatma) Sanatı
Söz arasında herkesçe bilinen bir olayı, geçmişte yaşanan bir olaya, ünlü bir kişiye ya da bir inanca bağlamaya, onu anımsatmaya telmih denir.
Çağrışıma dayanan bu sanatta anımsatılan şey uzun uzadıya açıklanmayıp bir iki sözcükle ifade edilir. Telmihte anlatılan duygu ile işaret edilen olay arasında gizli bir benzetme söz konusudur.
“Gönlünü Şirin’in aşkı sarınca
  Yol almış hayatın ufuklarınca
  O hızla dağları Ferhat yarınca
  Başlamış akmaya çoban çeşmesi”  Faruk Nafiz Çamlıbel
Yukarıdaki dizelerde Ferhat ile Şirin efsanesi anımsatılmaktadır.
“Şu ıssız, gölgesiz yolun sonunda
  Gördüğün bu tümsek, Anadolu’nda
  İstiklal uğrunda, namus yolunda
  Can veren Mehmet’in yattığı yerdir.”  Necmettin Halil Onan
Bu dizelerde Kurtuluş Savaşı anımsatılıyor.
“Beni bende demen bende değilem
  Bir ben vardır bende benden içerü
  Süleyman kuşdili bilür dediler
  Süleyman var Süleyman’dan içerü”  Yunus Emre
Bu dizelerde kuşdili bilen Süleyman peygamber anımsatılıyor.
“Hırçın yel, uslu dal kapışırlar yalınkılıç
  Rüstem bitirse bir savaş, İsfendiyar açar” Abdullah Öztemiz
Bu dizelerde tarihi kişilere telmih vardır. Rüstem ve İsfendiyar tarihte yaşamış ünlü komutanlardır.
21. İrsal-i Mesel (Atasözü Söyleme) Sanatı
Atasözlerini kullanarak yapılan söz sanatına denir. “İrsal” göndermek, “mesel” ise atasözü anlamına gelir. İrsal-i mesel, şiirde anlamı pekiştirmek, anlaşılır kılmak için konuyla ilgili atasözü konularak yapılır.
Örnekler:
“Fani Karacaoğlan fani
  Veren alır tatlı canı
  Yakışmazsa öldür beni
  Yeşil bağla ala karşı”  Karacaoğlan
Bu dörtlükte “veren alır tatlı canı” sözüyle irsal-i mesel yapılmıştır.
“Ehl-i dillerde bu mesel anılır
  Kim ki çok şey söyler ise çok yanılır”  Taşlıcalı Yahya
Bu dizelerde “Çok konuşan çok yanılır” atasözü kullanılarak irsal-i mesel sanatı yapılmıştır.
“Cihanda ihtiyar etsem n’ola uryan olup bir dost
  Felek kimine atlas giydirir ömrüm kimine post”  Cemâlî
Bu dizelerde “Felek kimine atlas giydirir, kimine post” sözüyle irsal-i mesel yapılmıştır.
“Bal tutan kimse meseldir ki yalar parmağın
  Bu sözün ma’nisini etmede iz’an iyidir” Ruhî
Bu beyitte “bal tutan parmağını yalar” atasözü kullanılarak irsal-i mesel yapılmıştır.
22. İktibas (Alıntı Yapma) Sanatı
Şiirde bir ayeti, bir hadisi, bir sözü anlamlı bir biçimde aktarma sanatına iktibas denir.
Bu söz sanatının irsal-i mesel sanatından farkı: İrsal-i meselde şairler atasözlerinden yararlanır, iktibasta ise şairler daha çok ayetleri, hadisleri, başka şairlerin dizelerini kendi şiirlerine aktararak bu sanatı yaparlar.
Örnekler:
Bir şarkı dökülüyor sokağa
Unutulmuş bir pencereden
“geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden”  Baki Süha Edipoğlu
Bu dizelerde şair, Yahya Kemal’in şarkısından bir dizeyi alarak iktibas yapmıştır..
Zâlimlere bir gün dedirir kudret-i Mevlâ
“Tallâhi lekad âserekellâhü aleynâ”  Ziya Paşa
(Allah’ın gücü kudreti zalimlere bir gün “Allah’a andolsun, hakikaten Allah seni bize üstün kılmıştır” dedirtir.)
Cihan kanûn-i sa’yin, bak, nasıl bir hisle mûnkadı!
Ne yaptın? “Leyse li’l-insâni illâ ma-se’â” vardı!”   Mehmet Akif Ersoy
Aşkın irşâdiyle girdik mânevi bir gülşene
Dolmasın bîhûde sâğar açmasın bîhûde gül
Câm-ı Cem bir lahzâ devretmez bu zevkabâdda
“Hem kadeh hem bâde hem bir şûh sakidir gönül”  Yahya Kemal Beyatlı
Yahya Kemal bu şiirinde, Nef’î’nin ünlü bir dizesini alıp iktibas yapmıştır.
Söze Dayalı Sanatlar
1. Cinas Sanatı
Yazılışları ve söylenişleri aynı, anlamları ayrı olan sözcükleri bir arada kullanma sanatıdır.
Örnekler:
“Nihal-î tazedir kaddin dehanın gonce ruyun gül
  Bir iken iki olsun gel açıl gonce-dehanım gül Şeyhülislam Yahya
(Boyun taze fidandır, ağzın gonca yüzün gül, birken iki olsun gel gonca ağızlım gül)
Bu beyitte “gül” kelimesi ile cinas yapılmıştır.
“Sahici mi elinde tuttuğun o kartal kanadı
  Sen tuttun acıdan benim ellerim kanadı  Turgut Uyar
Şair, “kanadı” kelimesiyle cinas yapmıştır. Kanadı; hem “kanat” hem de “kanamak” anlamlarında kullanılmıştır.
Cinas Çeşitleri:
Tam cinas: cinası oluşturan sözcükler birbirinin aynısı olursa bu tür cinaslara tam cinas denir.
“Benim için her sözün kıymetlidir inciden
  Gözyaşların akıtma gel, odur gönlüm inciden
Bu dizelerde “inciden” kelimesi “inci” (mücevher) ve “incinme” olarak iki farklı anlamda kullanılarak tam cinas yapılıyor.
Ayrık cinas: Cinaslı sözcüklerden biri, iki ayrı sözcük olarak kullanılıyorsa böyle cinaslara ayrık cinas (tam olmayan cinas) denir.
“Gayet çoktur değil, benim yaram az
 Bana yardan gayrı cerrah yaramaz
Bu dizelerde “yaram az” ve “yaramaz” kelimeleriyle cinas yapılıyor. Ancak ilk dizedeki “yaram az” iki ayrı sözcük olarak kullanıldığından ayrık cinas yapılıyor.
2. Aliterasyon Sanatı
Şiir ya da düzyazıda bir uyum yaratmak amacıyla aynı sesin veya hecenin tekrarlanmasına aliterasyon denir.
Örnekler:
“Seherde seyre koyuldum semayı, deryayı” Tevfik Fikret
Bu dizede “s” ünsüzünün tekrarıyla bir ahenk oluşturulmuş.
“Karşı yatan karlı kara dağlar karayıptır otu bitmez” Dede Korkut
Bu dizede “kar” hecesiyle aliterasyon oluşturulmuş.
“Dest busi arzusuyla ölürsem dostlar
  Kuze eylen toprağım sunun anınla yâre su” Fuzûlî
Bu beyitte “s” ünsüzünün tekrarıyla bir ahenk oluşturulmuştur.
“Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında” Necip Fazıl Kısakürek
Bu dizede “s” ünsüzüyle ahenk oluşturulmuştur.
“Aşkın sesi sen, bestesi sen, nağmesi sensin” Hasan Sami Bolak
Bu dizede “s” ünsüzünün tekrarıyla aliterasyon oluşmuştur.
“Bir büyük boşlukta bozuldu büyü” Cahit Sıtkı Tarancı
Bu dizede “b” ünsüzünün tekrarıyla aliterasyon oluşmuştur.
3. Asonans Sanatı
Şiirde aynı ünlü seslerin tekrarına denir. Kelimelerde vurguyu taşıyan aynı ünlünün tekrarından doğacak ahengi yakalamak için şair ve yazarlar bu sanata başvurur.
Örnekler:
“Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,
  Eşini gâib eyleyen kuş
  Gibi kar
  Geçen eyyâm-ı nevbahârı arar
  Ey kulübün sürûd-ı şeydâsı
  Ey kebûterlerin neşideleri,
  O baharın bu işte ferdası
  Kapladı bir derin sükûta yeri karlar”  Cenap Şahabettin
Bu dizelerde “â. e, û” ünlüleri tekrarlanarak şiirde iç ahenk oluşuyor.
“Neyzensen, nefessiz, neylersin neyi
  Neyzensiz, nefessiz neylersin neyi”  Zehra Birsen Yamak
Bu dizelerde “e” ünlüsüyle asonans yapılmıştır.
“Anlattı uzun uzun
  Şehrin uğultusundan usanmış ruhumuzun”  Kemalettin Kamu
Bu dizelerde “u” seslerinin tekrarı ile bir ahenk sağlanmış ve asonans yapılmıştır.
“Ayağın sakınarak basma aman sultânım
  Dökülen mey kırılan şişe-i rindan olsun”  Nedim
(Sultanım dökülen şarap kırılan rintlerin kadehi olsun yeter ki ayağını sakınarak basma)
İlk dizede “a” sesi tekrar edilerek bir iç ahenk oluşturulmuş ve asonans yapılmıştır.
4. Ulama Sanatı
Ünsüz ile biten bir kelimeyi ünlü ile başlayan bir kelime takip ettiğinde, birinci kelimenin ikinci kelimeye bağlanarak söylenmesidir. Yazıda gösterilmeyen bu durum okunma sırasında söyleyiş kolaylığı sebebiyle ortaya çıkar. Ulama yapılacak kelimeler arasında noktalama işareti olmamalıdır.
Örnekler:
“Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
  Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak”  Mehmet Akif Ersoy
Okunuş şöyle olacak:
“Korkma sönmez bu şafaklarda yüze nal sancak
Sönmeden yurdumu nüs tünde tüte nen so nocak”
“Şu yüce dağların karı eridi
  Sel oldu gidelim de bizim ellere
  Yaylamızı lale sümbül bürüdü
  Gel oldu gidelim de bizim ellere”  Karacaoğlan
Bu dizelerde altı çizili kelimelerde ulama vardır.
5. Seci Sanatı
Cümle içinde birden çok sözcüğün sonlarındaki ses benzerliğine seci denir. Seci, nesirde kullanılan uyak olarak da tanımlanabilir.
Örnekler:
“Ey gözlerin nuru, gönüllerin sürûru; başımızın tâcı, dil ehlinin mirâcı
Bu cümlede “uru” ve “âcı” sesleriyle iç ahenk oluşturulmuş seci yapılmıştır.
“İlâhi, kabul senden, ret senden; şifa senden, dert senden. İlâhi, iman verdin, daim eyle; ihsan verdin, kaim eyle.”
Bu cümlede “t”, “an”, “im” sesleriyle seci yapılmıştır.
“Dost yolunda nistlik gerek, yâr önünde pestlik gerek; ten cübbesi çâk gerek, gönül evi pâk gerek.” 
Bu cümlede “st”, âk” sesleriyle seci yapılmıştır.
6. Kalp (Değiştirme) Sanatı
Sözcük anlamı değiştirme olan kalp sanatının edebiyattaki anlamı bir sözcükteki harflerin yerlerini değiştirmek suretiyle yapılan sanattır.
Örnekler:
“Böyle hûn-rîzâne tevcîh-i nigeh bilmem neden
  Galiba zann eyliyor Nâcî’yi cânî gözlerin”
(Böyle kan dökücü bakışlar yöneltmek nedendir? Galiba gözlerin Naci’yi cani zannediyor.)
Bu beyitte “Nâcî” ve “cânî” sözcükleri arasında kalp sanatı vardır. Sözcüklerin harfleri aynıdır ancak yerleri değişmiştir.
“Mûr gibi emrine kılmış itâat halk-ı Rûm
  Râm olupdur nitekim Mûsâ’ya ey şeh sihr-i mâr”  Sururî Kadim
mûr: karınca, Rûm: Anadolu, râm: itaat etme, mâr: yılan
Bu beyitte “mûr” ve “Rûm”, “râm” ve “mâr” kelimeleri arasında kalp sanatı vardır.
7. İştikak Sanatı
Aynı kökten türeyen sözcükleri bir arada kullanma sanatına iştikak söz sanatı denir.
Örnekler:
“Karşısında nice erbab-ı denaât titrer
  Hâkim-i mahkeme-i hükm-i cezadır kalemim”   Eşref
Bu beyitte “hâkim, mahkeme, hüküm” kelimeleri aynı kökten (hükm) türediği için iştikak sanatı vardır.
“Cahil cehli ile echel de olur
  Cehalet olmazsa arif de olur”  Laedri
Bu beyitte yer alan “cahil, cehl, echel, cehalet” kelimeleri “cehl” kökünden türemiş kelimeler olduğundan iştikak yapılmıştır.
“Dünya’da sevilmiş ve seven nafile bekler
  Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler”  Yahya Kemal Beyatlı
Beyitte geçen “sevilmiş, seven, sevgili” Türkçe “sev” kökünden türetilmiştir. (İştikak sanatı genellikle Arapça kelimelerle yapılmasına rağmen Türkçe ve Farsça kelimelerle de yapıldığı görülür.)
“Ne yapsın tavrını bozmadı amma bozdurıp âhir
  Güzeller Galib-i nâ-çân mağlub eylemişlerdir”  Şeyh Galip
Bu beyitte geçen “galib, mağlub” aynı kökten türemiştir. Bu kelimeler arasında hem iştikak hem de tezat sanatları vardır.
“Zalim zulmü ile abad olamaz
  Mazlum bu şekilde daim kalamaz”  Laedri
Bu beyitte geçen “zalim, zulm, mazlum” kelimeleri aynı kökten türemiştir.
8. Akis (Yansıma) Sanatı
Bir cümle ya da dize içindeki sözleri ters çevirerek söyleme sanatına akis denir. İfadeler, ilk başta nasıl bir anlam teşkil ediyorsa dönüşümde de bir anlam içermesi gerekir.
Akis sanatı kelimelerin dizilişine göre ikiye ayrılır:
Tam akis (aks-i tam): dize veya cümledeki anlamlı iki parçanın bir bütün olarak yer değiştirmesidir. Tam akis sanatına ekleme veya çıkarma yapılmaz.
“Didem ruhunu gözler / gözler ruhunu didem
  Kıblem olalı kaşın / kaşın olalı kıblem”  Nazîm
Bu dizelerde durak olarak belirtilen yere kadar söz söylenmiş sonra bu söz tersine döndürülmüştür.
Noksan akis (aks-i nâkıs): Akis sanatı yapılırken ekleme ve çıkarmaların yapıldığı kelimelerin sıralarının değiştirildiği sanata noksan akis denir.
“Cihânda âdem olan bî-gam olmaz
  Anunçin bî-gam olan âdem olmaz” Necatî
Başka örnekler:
“Eskiden vardım ben, şimdi hiçim ben
  Şimdi bir hiçim ben, eskiden vardım”  Lütfî Bey
“Kabz u bastı bu yolun der-pey olur birbirine
  Her düzün bir yokuşu her yokuşun bir düzü var” Pertev Paşa
“Fikrim tebeddül eylemez âlem tebeddül eylese
  Âlem tebeddül eylese fikrim tebeddül eylemez” Muallim Naci
9. İade (Geri Çevirme) Sanatı
Şiirin her beyitinin son sözcüğünü sonraki beyitin ilk sözcüğü olarak kullanma sanatına iade sanatı denir.
Örnekler:
“Ey güzellik göğünün mâh-ı münevver kameri
  Şâd kıl gönlümü gün gibi tulû et seheri
  Seheri aşk ile meydâna girip seyr edeyim
  Ola ki peyk-i sabâdan ere yârin haberi
  Haberi olsa anın yoluna cân verdiğime
  Bana rahm eyleyüben eyleye idi nazarı”  Zâtî
Bu şiirde birinci beyitin son kelimesi (seheri), ikinci beyitin ilk kelimesi olarak kullanılmış; ikinci beyitin son kelimesi (haberi) üçüncü beyitin ilk kelimesi olarak kullanılmış böylece iade sanatı yapılmıştır.
“Ey vücûd-ı kâmilün esrâr-ı hikmet masdarı
  Mastarı zâtun olan eşyâ sıfâtun mazharı
  Mazharı her hikmetün sensin ki kilk-i kudretün
  Safha-i eflâke nakş itmiş hutût-ı ahteri
  Ahteri mes’ûd olan oldur ki tab-ı pâkinün
  Kabil-i feyz ola lütfunda safâ-yı cevheri
  Cevheri ma’yûb olan nâkıs benem kim muttasıl
  Sâdedür hattun hattun hayâlinden zamîrüm defteri”  Fuzûlî
İlk beyitin son sözcüğü (mazharı) ile ikinci beyitin ilk sözcüğüyle; ikinci beyitin son sözcüğü (ahteri) üçüncü beyitin ilk sözcüğüyle; üçüncü beyitin son sözcüğü (cevheri) dördüncü beyitin ilk sözcüğüyle aynı olduğundan iade sanatı yapılmıştır.
10. Tarsi Sanatı
Beyitteki her iki dizenin sözcüklerini; harf sayısı, vezin ve kafiye bakımından birbirine denk getirme sanatına tarsi denir.
Örnekler:
“Zülfün mu’attar hâlün mu’anber
  La’lün mukarrer şehd-i mükerrer” İbni Kemal
İlk mısradaki “mu’attar” ve “mu’anber” kelimeleri ile bunların karşıtları olan alt mısradaki “mukarrer” ve “mükerrer” kelimelerinin son harfleri (revi) ve vezinleri aynı olduğu için tarsi vardır.
“Her gün hayâl-i çihre-i dil-berden ağların
Her dün melal-i turre-i dil-berden ağların” Emrî
Bu beyitte geçen “her gün hayal-i çihre” ile “her dün melal-i turre” ifadelerindeki sözcükler arasında hem revi (uyaklarda son ses) hem de vezin (ölçü) uyumu vardır.
“Yûsuf’daki hüsn ü cemâl Ya’kub’daki hüzn ü melâl
  Geh bedr olam gâhî hilâl gökde mâh-ı tâbân benem”  Yunus Emre
İlk mısradaki “hüsn” ile “hüzn” ve aynı mısradaki “cemâl” ile “melâl” arasında revi ve vezin uyumu vardır. Buradaki seci karşılıklı kelimeler arasında olduğu için beyitte tarsi vardır.
11. Akrostiş Sanatı
Dizelerin ilk harfleri yukarıdan aşağıya doğru okunduğu zaman bir şiir çıkacak biçimde oluşturulmuşsa buna akrostiş denir. Divan edebiyatında akrostiş için “istihraç” veya “muvaşşah” denmiştir. Akrostiş sanatında önce konu belirlenir. Konu belirlendikten sonra olabildiğince sınırlandırılarak şiir yazılır. Akrostiş sanatında sözcükler arasında mantıklı bir birlikteliğin olması şarttır.
REMZİ
Rakımlı tepede çiçek toplarken
Esrarengiz bir ovaya konarken
Mor çiçekle sevdiğini beklerken
Zaman zaman annesini anarken
İnan ki yakışır en güzel sana
Bu şiirin dizelerindeki ilk harfler yukarıdan aşağıya doğru okunduğunda “Remzi” ismi ortaya çıkar.
VEDİA
Var olan bir sen, bir ben, bir de bu bahar
Elden ne gelir ki? Güzelsin, gençliğin var.
Dünyada aşkımız ölüm gibi mukaddes.
İnan ki bir daha geri gelmez bu günler
Âlemde bu andır bize dost esen rüzgâr.
                                    Cahit Sıtkı Tarancı
Bu şiirin dizelerindeki ilk harfler yukarıdan aşağı doğru okunduğunda “Vedia” ismi ortaya çıkar.
12. Lebdeğmez (Dudakdeğmez) Sanatı
İçerisinde “b, m, p, f, v” dudak ünsüzleri olmayan sözcüklerle söylenen şiirlere lebdeğmez denir. Halk şiirinde, âşıklık geleneğinde başvurulan bir söz sanatıdır. Âşıklar bu şiirleri doğaçlama olarak söyler. Bu gelenekte şairler bu sesi çıkarmasın diye iki dudağı arasına bir iğne bırakılır.
“Âşıklar söylenen sözden alırsa
  İnsanlar içinde hastan sayılır
  Hakikat dersini özden alırsa
  Yaratan tanrı’ya dosttan alınır”
“Güzel güzel diyarlardan geçerken
  Soğuk soğuk sularından içerken
  Al yanaklı canan orda gezerken
  Nerde kaldı düşler ki ah nerede”
Bu dörtlüklerde “b, m, p, f, v” dudak ünsüzleri olmadığı için lebdeğmez sanatı yapılmıştır.

EN ÇOK OKUNANLAR

Faruk Nafiz Çamlıbel “Sanat” Şiir İncelemesi

Yahya Kemal Beyatlı “Sessiz Gemi” Şiir İncelemesi

Cahit Sıtkı Tarancı “Otuz Beş Yaş” Şiir İncelemesi

Necip Fazıl Kısakürek “Kaldırımlar” Şiir İncelemesi

Ahmet Haşim “Merdiven” Şiir İncelemesi