Halk Edebiyatı


Türklerin Anadolu’da 11. yüzyıldan itibaren oluşturduğu sözlü geleneğin devamı olarak günümüze değin süren edebiyata “halk edebiyatı” adı verilir. Kaynağını geleneklerden, halkın kültüründen alan bu edebiyat halkın duygu ve düşüncelerini, yaşama ve dünyaya bakışını yansıtır. Dil ve anlatım, biçim özellikleri, konular, duyarlıklar bakımından halk kültürüne sıkı sıkıya bağlıdır. Halk edebiyatının başlangıcı, İslamiyet öncesine kadar uzanır.
Halk Edebiyatının Genel Özellikleri
Halk edebiyatı ürünleri yazılı değildir, saz eşliğinde sözlü olarak oluşur.
Şiirlerde başlık yoktur, biçimiyle adlandırılır.
Nazım birimi genellikle dörtlüktür.
Genellikle hece ölçüsünün 7’li, 8’li, 11’li kalıpları kullanılmıştır.
Şiirlerde genel olarak yarım uyak kullanılmıştır.
Dil, halkın konuştuğu günlük konuşma dilidir.
Halk Edebiyatı gözleme dayalı bir edebiyattır. Benzetmeler somut kavramlardan yararlanılarak yapılır. Söylenen her şey gerçek yaşamı yansıtmaktadır.
Genellikle aşk, ölüm, özlem, ayrılık, doğa sevgisi, yiğitlik, zamandan şikâyet gibi konular işlenmiştir.
Şiirler işledikleri konulara göre güzelleme, koçaklama, taşlama, ağıt gibi adlar almıştır.
Divan şiiri kadar yoğun olmasa da Halk şiirinde de söz sanatlarına ve kalıplaşmış söyleyişlere yer verilmiştir.
Halk şairlerinin şiirleri ve hayat hikâyeleri “cönk” adı verilen eserlerde toplanmıştır.
Halk Edebiyatı üç ayrı kolda incelenir:
Anonim Halk Edebiyatı
Halk Edebiyatı ürünlerinin genellikle sözlü bir nitelik göstermesi ve aydın çevrelerce küçümsenmesi onun yazılı kaynaklara geçmesini kısıtlamıştır. Bu nedenle halk, bu ürünleri kulaktan kulağa, kuşaktan kuşağa aktararak bu günlere getirmiştir. Bu aktarım sırasında bazı eserlerin yaratıcısı unutulmuş ve bu eserler halkın ortak malı olarak varlığını sürdürmüştür.
Anonim halk edebiyatının genel özellikleri:
Söyleyeni belli olmayan, ağızdan ağıza, kulaktan kulağa yayılan, halkın ortak malı olan ürünlerin oluşturduğu Halk Edebiyatı koludur.
Şiirler; hece ölçüsüyle, dörtlüklerle, genellikle yarım ve cinaslı uyak kullanılarak söylenmiştir.
Mani, türkü, ninni, masal, destan, halk hikâyeleri, atasözleri, tekerlemeler, bilmeceler, Karagöz, orta oyunu ve meddah vb. bu dönemin başlıca ürünleridir.
Âşık Edebiyatı
Âşık adı verilen saz şairleri tarafından oluşturulmuş, din dışı konuları işleyen Halk Edebiyatı koludur. 16. Yüzyılın başlarında oluşmaya başlayan âşık edebiyatında verilen eserlerin söyleyeni bellidir.
Âşık edebiyatının genel özellikleri:
Bu edebiyatın sanatçıları, usta-çırak ilişkisiyle yetişmiş gezgin ozanlardır.
Şiirlerin nazım birimi dörtlüktür.
En çok hece ölçüsünün 7, 8, 11’li kalıpları kullanılmıştır.
Daha çok yarım uyak ve redif kullanılmış, cinaslara çok sık yer verilmiştir.
Başlıca nazım biçimleri koşma, semai, varsağı ve destandır.
Sade bir dil kullanılmıştır.
Şairler, şiirlerinin son dörtlüğünde mahlaslarını (takma ad)kullanmışlardır.
Şiirler, saz eşliğinde söylenmiştir.
Aşk, ayrılık, ölüm, özlem, yoksulluk, doğa sevgisi, yiğitlik şiirlerin başlıca konularıdır.
Âşık Edebiyatına ait şiirler “cönk” adı verilen defterlerde toplanmıştır. Şairlerin hayat öykülerinin de yer aldığı bu defterler bir çeşit antoloji niteliğindedir.
Tekke (Tasavvuf) Edebiyatı
Anadolu’da 13.yüzyılda gelişmeye başlayan tekke edebiyatının asıl kurucusu Hoca Ahmet Yesevi’dir. Tekke edebiyatı, tasavvuf düşüncesinin etkisiyle ortaya çıkmıştır. Temel amaç sanat yapmak değil tasavvufi düşünceyi yaymaktır.
Tekke şairlerinin büyük çoğunluğu tarikatlarda yetişmiş şeyh ve dervişlerdir. Bu şairler, halk şiiri nazım biçimlerinin yanında divan şiiri nazım biçimlerini de kullanmışlardır.
Tekke edebiyatının genel özellikleri:
Bu edebiyat kolunun amacı insanlara tasavvuf düşüncesini benimsetmektir.
En çok işlenen konular; Allah aşkı, Allah’a ulaşmanın yolu, dünyanın geçiciliği, nefsin yok edilmesi, insan sevgisi, ölüm vb.dir.
Nazım birimi genellikle dörtlüktür.
En çok yarım uyak ve redif kullanılmıştır.
Genellikle hece ölçüsü kullanılmış, bunun yanında aruz ölçüsü de kullanılmıştır.
Eserlerin dili halkın anlayabileceği sadeliktedir ancak, Arapça ve Farsça tasavvufi terimler de kullanılmıştır.
Şiirlerin çoğu ezgilidir.
İlahi, nefes, deme, şathiye, devriye, nutuk tekke edebiyatının başlıca nazım türleridir.
Halk Edebiyatı Nazım Biçimleri
Anonim Halk Edebiyatı
Mani
Mani halk şiirinde en küçük nazım biçimidir. Genellikle yedi heceli dört dizeden oluşur. Birinci, ikinci ve dördüncü dizeler uyaklı, üçüncü dize serbesttir. Uyak düzeni: “a a x a” şeklindedir.
Manilerin ilk iki dizesi, uyağı doldurmak ya da temel düşünceye bir giriş yapmak için söylenir. Genellikle asıl söylenmek istenen düşünceyle anlam yönünden pek ilgisi yokmuş gibi görünse de konuya bağlı olarak yorumlanır. Üçüncü dizenin serbest olması mani söyleyene kolaylık sağlar. Temel duygu ve düşünce son dizede ortaya çıkar.
Manilerde başlıca konu aşk olmakla birlikte her türlü konuda söylenebilir. Maniler kendine özgü bir ezgiyle bestelenerek söylenir.
Dize sayısı dörtten artık maniler de vardır. Bu tür manilerin genellikle birinci dizesinin hece sayısı yediden azdır. Maniler birinci dizedeki hece sayısının eksik olması, dize sayısı ve uyakların cinaslı olmasına göre ad alır.
Kesik Mani: Birinci dizenin hece sayısı yediden az olan manilerdir. Dizeleri cinaslı uyaklarla kurulur. Bundan dolayı cinaslı mani de denir. Birinci dizesi yedili hece olan kesik manilere, doldurmalı ya da ayaklı mani de denir.
Artık Mani: Dört dizeli genel tipte olan maniye, aynı uyakla başka dizeler eklenerek söylenen maniye denir. Böyle manilere yedekli mani de denir.
Deyiş (Karşılıklı Mani): İki kişinin karşılıklı olarak söyledikleri manilere deyiş adı verilir. Bunlar sorulu cevaplı biçimde söylenir.
Ninni
Annenin çocuğunu kucağında, salıncakta ya da beşikte uyutmak için kendine özgü bir besteyle söylediği basit sözlü türkülerdir.
Ninnilerde anne, çocuğuna ilişkin isteklerini, iyi dileklerini, sevinç ve üzüntülerini yanık bir havayla söyler.
Türkü
Ezgilerle söylenen bir anonim halk şiiri nazım biçimidir. Söyleyeni belli olan, kişisel halk şiiri biçimleri arasına giren türküler de vardır.
Türkü bentleri, yapı ve sözleri bakımından iki bölümden oluşur. Birinci bölüm türkünün asıl sözlerinin bulunduğu bölümdür, bent adı verilir. İkinci bölün ise her bendin sonunda yinelenen nakarattır. Bu bölüme bağlama ya da kavuştak denir. Bentler ve kavuştaklar kendi aralarında kafiyelidir. Türküler hece ölçüsünün her kalıbıyla söylenir. Genellikle 7’li, 8’li ve 11’li hece ölçüsü kullanılır.
Türkülerin konuları çok değişiktir. Aşk duyguları, günlük olaylardan etkilenmeler, savaşlardaki kahramanlıklar coşkulu bir dille anlatılır.
Türküler; ezgileri, konuları ve yapıları bakımından sınıflandırılabilir. Ayrıca söylendikleri bölgelere göre de ad alırlar; Bingöl ağzı, Urfa ağzı vb. Kimi tanınmış türküler de içindeki en etkili sözlerle anılır; Ayşem, Zeynebim, Fidayda vb.
Ağıt
Genç yaşta hastalık, cinayet, kaza gibi nedenlerle ölenler için yakılan türkülerdir. Bu türküler ölenin yakın akrabası, nişanlısı, karısı ya da kendi ağzından söylenir. Sözleri ve ezgileri acıklıdır.
Âşık Edebiyatı
Koşma
Halk edebiyatı nazım biçimleri içinde en çok sevilen ve kullanılan koşmadır. Hece ölçüsünün “6+5” ya da “4+4+3” duraklı kalıbıyla söylenir. Dört dizeli bentlerden oluşur. Dörtlük sayısı üç ile beş arasında değişir. Uyak düzeni birinci dörtlüğün dışında bütün dörtlüklerde aynıdır. Uyak düzeni genellikle; “a b a b / c cc b / d dd b …” ilk dörtlüğün uyak düzeni “ a b x b” ya da “a aa b” şeklinde de olabilir.
Şair, koşmanın son dörtlüğünde mahlasını söyler.
Koşmalar genellikle lirik konularda söylenir. Aşk, üzüntü, acı, ayrılık, sevgiliye özlem, kavuşma isteği, doğa sevgisi hep bu türle anlatılmıştır.
Aşk, hasret, ayrılık, doğa sevgisi gibi lirik konuları işleyenlere güzelleme;
Kahramanlık konularını işleyenlere koçaklama;
Bir olay, kişi ya da durumu eleştirenlere taşlama;
Ölen bir kişinin ardından söylenenlere de ağıt adı verilir.
Semai
Halk şiirinde hece ölçüsüyle ve aruz ölçüsüyle yazılan iki türlü semai vardır. Hece ölçüsüyle söylenen semailer koşma tipine girer. Uyak düzeni aynıdır. Aralarındaki ayrım dizelerindeki hece sayısından anlaşılır. Semailer hecenin 8’li kalıbıyla söylenir. Dörtlük sayısı üç ile beş arasında değişir.
Semailerde sevgi, doğa, güzellik konuları işlenir. Koşmaya göre daha canlı ve kıvrak bir söyleyişi vardır. Semailerin de kendine özgü bir ezgisi vardır.
Varsağı
Güney Anadolu bölgesinde yaşayan Varsak Türklerinin özel bir ezgiyle söyledikleri türkülerden gelişmiş bir nazım biçimidir. Dörtlük sayısı üç ile beş arasındadır. Hece ölçüsünün sekizli kalıbıyla söylenir. On birlik hece kalıbıyla söylenenler de vardır.
Varsağılar yiğitçe, mertçe bir üslupla söylenir, bu da “behey”, “bre”, “hey gidi” gibi ünlemlerle sağlanır. İçinde ünlem bulunmayan varsağılar ezgilerinden anlaşılır.
Destan
Dört dizeli bentlerden oluşur. Halk şiirinde en uzun nazım biçimi destandır. Kimi destanlarda dörtlük sayısı yüzü geçer. Destanlar genellikle hece ölçüsünün 11’li kalıbıyla söylenir. 8’li hece ölçüsüyle söylenen destanlar da vardır. Uyak düzeni; “a b a b / c cc b / d dd b / e ee b…” İlk dörtlüğün uyak düzeni “a b x b” biçiminde de olabilir.
Destanın son bölümünde şairin mahlası geçer.
Destanlar konu bakımından şu bölümlere ayrılır:
Sosyal hayatla ilgili destanlar
Kültürel hayatla ilgili destanlar
Ekonomik alanla ilgili destanlar
Eğitim hayatıyla ilgili destanlar
Siyasi hayatla ilgili destanlar
Dini ve ahlaki hayatla ilgili destanlar
Askeri hayatla ilgili destanlar
Doğal çevreyle ilgili destanlar
Tekke Edebiyatı
İlahi
Allah’ı övmek, ona yalvarmak için yazılan, içinde allah sevgisiyle insan sevgisini bütünleştiren bir nazım biçimidir.
Özel bir besteyle söylenir.
Hece ölçüsünün 7’li, 8’li, 11’li kalıbıyla söylenirler.
Dörtlüklerden oluşur. Genellikle dörtlük sayısı 3 ile 7 arasında değişir.
Genellikle şiirin içinde şairin mahlası geçer.
İlahiler tarikatlara göre değişik isimler alır; Mevlevilerde ayin, Bektaşilerde nefes, Alevilerde deme, Gülşenilerdetapuğ, Halvetilerde durak vb.
İlahi denince akla Yunus Emre gelir. 
Nefes
Bektaşi şairlerinin yazdığı tasavvufi şiirlerdir.
Genellikle nefeslerde tasavvuftaki “vahdet-i vücut” düşüncesi anlatılır. Bunun yanında Hz. Muhammed ve Hz. Ali’ye övgüler de söylenir.
Nazım birimi dörtlüktür. Dörtlük sayısı genellikle üç ile on arasında değişir.
Genellikle hece ölçüsüyle söylenirler ancak aruz ölçüsüyle söylenenler de vardır.
Duygu ve düşünceleri nükteli bir şekilde ve zarafet ölçüleri içinde söylemek nefesin en belirgin özelliğidir.
Deme
Alevi şairlerin duygu ve düşüncelerini dile getirdikleri şiirlerdir. Bu şiirler Alevi tekkelerinde, tören sırasında sazla terennüm edilir.
Hece ölçüsünün 8’li kalıbıyla ve 3 veya 5 dörtlükten oluşur.
Nutuk
Pirlerin ve mürşitlerin, tarikata yeni giren dervişlere öğüt vermek, çeşitli konularda bilgilendirmek, tarikat derecelerini ve tarikat adabını öğretmek için söyledikleri şiirlerdir.
Şekil yönünden koşmaya benzerler.
Devriye
Alevi-Bektaşi şairler tarafından söylenen devriyeler, kıtalardan meydana gelen uzun manzumelere denir.
Devriyeler işledikleri konulara göre ikiye ayrılır: Bunlardan kavs-i nüzulü (mutlak varlıktan ayrılıp dünyaya gelmek) anlatanlara “arşiyye”, kavs-i urûcu (dünyadan tekrar mana âlemine yapılan yolculuk) anlatanlara ise”ferşiyye” denir.
Devriyeler; koşma, destan, nefes ya da ilahi biçiminde söylenebilir.
Şathiye
Şath kelimesi Türkçede bir duygu veya düşünceyi iğneleyici ve alaycı bir biçimde dile getirmektir.
Şathiye ise eğlenceli sözlerle iğnelemek, güldürmek veya alaya almak amacıyla söylenmiş şiirlere denir.
Cahiliye devri Arap şiirinden İran’a, oradan da Türk edebiyatına geçmiştir.
Yunus Emre’nin “Çıktım erik dalına anda yedim üzümü” dizesiyle başlayan şathiyesi bu alanda yazılmış şiirler içinde en ünlüsüdür.
Başlıca Halk Ozanları (Kısaca)
Yunus Emre (1250-1320)
13.yüzyıl halk şairidir. Hayatı hakkında kesin ve yeterli bilgiler yoktur. Eskişehir’de doğup öldüğü söylenir. Hayatı efsanelerle örülmüştür.
“Varlık – yokluk”, “insan – Tanrı – ölüm” ilişkilerini güçlü bir kültür birikimi ve büyük bir şiir yeteneğiyle irdeleyerek halka ulaştırabilmiştir.
İlahi türünün en usta şairidir. Şiirlerinde halk edebiyatı geleneğine bağlı kalmıştır. Dili çok sadedir. Anlatımı yalındır. Kendinden sonra gelen halk şairlerini yüzyıllar boyunca etkilemiştir.
“Risaletü’n Nushiyye” adlı dini-didaktik eserinde ise bu gelenekten ayrılarak aruz ölçüsünü ve mesnevi nazım biçimini kullanmıştır.
Allah inancını ve evrensel insan sevgisini işleyen sanatçının şiirlerinde coşkun bir lirizm vardır.
Sanatçının şiirlerini topladığı bir “Divan”ı ve “Risaletü’nNushiyye” (Nasihatler Kitabı)adlı öğretici bir mesnevisi vardır.
Hacı Bayram Veli (1352-1429)
Ankara’nın Solfasol köyünde doğan şair, iyi bir medrese eğitimi almıştır.
Bayramiyye tarikatının kurucusudur.
Yunus Emre’nin etkisiyle sade bir dil ve lirik bir anlatımla dile getirdiği şiirlerinden yalnızca birkaç tanesi bilinmektedir.
Kaygusuz Abdal (? - ?)
Asıl adı Alâeddin Gaybi’dir. 15.yüzyıl tasavvuf şairlerindendir. Yunus Emre’den etkilenmiştir.
Alevi-Bektaşi halk şiirinin kurucusudur. Nefeslerine hiciv-mizah motifli tekerlemeler katarak insan kusurlarıyla alay etmiş, Bektaşiliğin ilkelerini nükteli bir dille yaymıştır.
Hem heceyle hem aruzla yazılmış şiirleri vardır.
Bir divanı, “Dolapname” adlı tasavvufi bir öğüt kitabı (mesnevi) ve 15. Yüzyıl halk nesrinin sade örneklerini gördüğümüz “Budalaname” adlı eseri vardır.
Eşrefoğlu Rumi (? – 1409)
İznik medreselerinde öğrenim görmüş, öğrenimini bitirdikten sonra yine İznik’te Çelebi Mehmet Medresesi’nde müderris adayı olmuştur.
15. yüzyıl tasavvuf şairlerinde olan sanatçı, Hacı Bayram Veli’ye damat ve derviş olmuştur. Yunus Emre’nin izinden yürümüş, hem aruzla hem de heceyle şiirler yazmıştır. Bir divanda topladığı şiirlerinde tasavvuf ilkelerini yaymaya çalışmıştır.
Pir Sultan Abdal (? - ?)
16.yüzyıl tekke ve âşık edebiyatının ünlü şairlerindendir. Alevi- Bektaşi şiir geleneğinin en ünlü şairidir. Sivas’ta yaşamıştır.
Kanuni Sultan Süleyman döneminde Doğu Anadolu’da patlak veren bir isyana katılmış, yaşadığı olayların izlenimini şiirlerinde yansıtmış, İran şahının propagandasını yaptığı için Hızır Paşa tarafından idam edilmiştir.
Sanatının belirleyici özellikleri; güçlü bir inanç, sade bir halk dili, coşkulu bir lirizm olarak özetlenebilir.
Şiirlerinde tasavvuf, doğa, aşk temalarını işlemiş, halkın yaşayışıyla ilgili konular üzerinde durmuştur.
Bütün şiirlerini hece ölçüsüyle söylemiş, divan edebiyatında etkilenmemiştir. Şiirini bir araç olarak kullanmasına rağmen kuru bir öğreticiliğe düşmemiş, şiirini duygu yönünden de beslemiştir.
Köroğlu (? - ?)
16.yüzyılda yaşadığı sanılan bir halk şairidir. III. Murat zamanındaki Osmanlı-İran savaşlarına katılan şair, Şirvan ve Tebriz’in alınışı üzerine destanlar söylemiştir.
Şiirlerinde yiğitlik, kahramanlık temalarını işlemiş olduğundan, halk hikâyesindeki Köroğlu ile karıştırılabilmektedir.
En çok koçaklamalarıyla tanınan şair, kavganın ve yiğitliğin simgesi olmuştur.
Karacaoğlan (1606?-1697)
Doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmeyen Karacaoğlan’ın Toroslarda yaşayan Türkmen boyları arasında yetiştiği sanılıyor. Göçebe bir şair olarak Anadolu içinde ve dışında pek çok yeri gezmiştir.
Geleneksel halk şiirinin dil, anlatım ve ölçü anlayışından ayrılmadan aşk, doğa, ölüm, ayrılık gibi temaları işlemiştir. Özellikle koşma ve semai nazım biçimlerinde büyük başarı kazanmıştır.
Âşık edebiyatının hemen hemen bütün şairlerini etkilemiştir.
Âşık edebiyatının duygu yönünden en zengin ve güçlü şairidir.
Dili çok sadedir. Şiirlerinde tasavvufa ve dini konulara hiç yer vermemiş, divan ve tekke şiirinden hiç etkilenmemiştir.
Koşma, semai ve destan biçimleriyle şiirler söylemiştir.
Kayıkçı Kul Mustafa (? – 1658)
17.yüzyıl halk şairidir. Devrin önemli şairlerinden biridir ancak hayatı hakkında fazla bir bilgi yoktur. Şiirleri yeniçeriler arasında sınır boylarında sevilerek okunmuştur.
Şiirlerinde tarihsel olayları işlemiştir. Genç Osman için söylediği “genç Osman Destanı” ünlüdür.
Şiirlerinde sade bir dil dil kullanmıştır. Akıcı bir üslubu vardır.
Âşık Ömer (? – 1707)
Konya doğumludur. Saz şairleri içinde en çok şiire sahiptir.
Divan şairlerinden de etkilenmiş aruzla şiirler yazmıştır. Tevhid, naat, gazel, kaside ve murabbaları vardır.
Koşma, semai, varsağı biçimlerinde daha başarılı olmuştur.
Dili, diğer halk şairlerinden daha ağırdır.
Gevheri (? – 1737?)
Âşık Ömer gibi divan edebiyatından etkilenmiş, hecenin yanında aruzla da şiirler yazmıştır. Hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerde daha başarılıdır.
Medrese eğitimi gördüğü için koşma ve türkülerinde bile yer yer yabancı sözcükler ve divan edebiyatına ait mazmunlar görülür.
Dertli (1772 – 1845)
Toplumsal yergi içerikli şiirleriyle tanınan Bolulu bir halk ozanıdır. Halk şiirinin son ustalarından sayılır. Divan, tekke ve halk şiirini iyi bilen şair, divan şiiri tarzında eserler de vermiş ancak asıl başarısını hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerde göstermiştir.
Erzurumlu Emrah (? – 1860)
Yaşadığı dönemin ünlü şairlerindendir. Saz şairleri arasında divan şiirini en iyi bilenlerden biridir.
Hece ölçüsüyle yazdığı koşma ve semailer yanında aruzla yazılmış gazel, murabba ve muhammesleri de vardır. Asıl başarısı hece ölçüsüyle yazdığı koşma ve semailerde görülür.
Seyrani (1807 – 1866)
Kayserinin Develi kasabasında doğmuştur. İstanbul’a gelmiş ancak devrin büyüklerini hicvettiği için memleketine dönmek zorunda kalmıştır.
Hicivleriyle tanınır. Aruz ölçüsüyle de yazmakla birlikte, asıl ününü hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerle kazanmıştır.
Dadaloğlu (?1785 – 1868)
19.yüzyılda, Çukurova yöresinde yetişen halk şairlerindendir. Türkmen boylarının yerleşik hayata geçirilmesi için 1865’te yöreye yollanan Fırka-i İslâhiye adlı Osmanlı ordusuyla Türkmenler arasındaki çatışmalara katılmış, bu olayları yiğitçe bir söyleyişle koçaklamalarına yansıtmıştır.
Türkmenleri destekleyen, mücadeleye çağıran şiirler yazmıştır. “Ferman padişahın dağlar bizimdir” dizesi onun kişiliğini yansıtır. Ayrıca aşk ve doğadan söz eden şiirleri de başarılıdır.
Şiirlerini sade ve temiz bir halk diliyle, hece ölçüsüyle söylemiştir.
Şehir hayatından uzak kaldığı için divan şiirinden etkilenmemiştir. Koşma, semai, destan, varsağı türünde şiirler söyleyen Dadaloğlu türkülerinde daha başarılıdır.
Bayburtlu Zihni (1802 – 1859)
Medrese öğrenimi görmüş, divan kâtipliği yapmış, birçok memurluklarda bulunmuştur.
Divan edebiyatından etkilenerek kaside, gazel ve tahmisler yazmıştır. Şiirlerini topladığı bir Divan’ı ve Sergüzeşt-name adlı bir mesnevisi vardır.
Asıl ününü hece ölçüsüyle yazdığı yergi ve taşlama türündeki şiirleriyle kazanmıştır.
Âşık Veysel (1894 – 1973)
20.yüzyıl halk şairidir. Şarkışla’da doğup büyümüş, Cumhuriyetin 10.yılında Ankara’ya gelerek şiirlerini okumuş, bundan sonra ünü yayılmaya başlamıştır.
Çocukluğunda geçirdiği çiçek hastalığıyla gözünü kaybeden şair, genellikle gezgin bir hayat sürmüş, şehir şehir dolaşarak aşktan, doğadan, kardeşlikten, birlikten, barış içinde yaşamaktan ve insanı insan yapan erdemlerden bahseden şiirlerini saz eşliğinde söylemiştir. Bütün toplumu kucaklayan bir felsefenin şairidir, bu nedenle halk tarafından çok sevilmiştir.
Şiirlerini sade bir dille söylemiştir. Halk şiirinin son büyük ustası kabul edilir.
Şiirlerini “Deyişler”, “Sazımdan Sesler” adlı iki kitapta toplamıştır. Son olarak tüm şiirleri “Dostlar Beni Hatırlasın” adıyla yayınlanmıştır.
Âşık Mahsuni Şerif (1940 – 2002)
Cumhuriyet Döneminin önemli saz şairlerindendir.
Maraş’ın Afşin – Berçenek köyünde doğdu. Çocukluğundan itibaren halk şiirine ilgi duydu.
Alevi – Bektaşi şiir geleneğini sürdürmeye çalışan şair, yalın bir dille yaşadığı dönemin sorunlarını işledi. Birçok siyasi soruşturma geçirdi.
Deyişleri birçok yabancı ülkede okundu, eserleri plağa ve kasete kaydedildi.
Âşık Şeref Taşlıova (1938 – 2014)
Kars’a bağlı Çıldır ilçesinin Gülyüzü köyünde doğdu.
Yurt içinde ve yurt dışında düzenlenen birçok festival, program ve organizasyona katıldı. UNESCO’nun 1988’de hazırladığı Dünya Sanat Dizisinde Türkiye’deki âşıklık geleneğini temsil etme görevi Şeref Taşlıova’ya verildi.
Şiirleri ve çeşitli konularda kaleme aldığı yazıları, edebiyat tarihimizde önemli yere sahip dergilerde, çeşitli antolojilerde neşredildi. “Gönül Bahçesi” adlı şiir kitabı Kültür Bakanlığı tarafından 1990 yılında yayınlandı.
Âşık Murat Çobanoğlu (1940 – 2005)
Kars’ın Arpaçay ilçesinin Koçköyü beldesinde dünyaya geldi.
1966 yılından başlayarak sürekli Konya Âşıklar Bayramına katıldı. Artvin, Erzurum ve Mut’ta yapılan yarışmalarda dereceler aldı. Özellikle atışma dalında başarı gösterdi.
Sazına olan egemenliği, ulusal duygularının güçlülüğü ve kendine özgü sesiyle ilgi çekti.
Âşıklık geleneğinin bir parçası olan ezgili hikâyeler anlatma konusunda başarılı örnekler veren Çobanoğlu, kendi türkülerinin yanı sıra usta malı türküleri de genç kuşaklara aktardı.

EN ÇOK OKUNANLAR

Faruk Nafiz Çamlıbel “Sanat” Şiir İncelemesi

Yahya Kemal Beyatlı “Sessiz Gemi” Şiir İncelemesi

Cahit Sıtkı Tarancı “Otuz Beş Yaş” Şiir İncelemesi

Necip Fazıl Kısakürek “Kaldırımlar” Şiir İncelemesi

Ahmet Haşim “Merdiven” Şiir İncelemesi