Refik Halit Karay Hayatı Edebi Kişiliği Eserleri

Hayatı
Refik Halit Karay, 15 Mart 1888’de dünyaya geldi. Veznedar Mehmet Halit Bey’in oğludur. İlköğrenimini Veznecilerde Şemsü’l Maarif ve Göztepe’de Taş Mektep’te yaptı, bunun yanında özel dersler aldı. Rüştiye’den sonra Mekteb-i Sultani’ye (Galatasaray Lisesi) kayıt yaptırarak idadi kısmından mezun olmak istedi fakat okul idaresiyle yaşadığı bir sorun nedeniyle okuldan ayrılmak zorunda kaldı. Daha sonra dışarıdan sınavlara katılarak diplomasını aldı.
1907 yılında Hukuk Mektebi’ne girdi ancak ikinci sınıftayken okulu terk etti. Her şeye muhalif kişiliği nedeniyle okul hayatında sorunlar yaşayan Refik Halit, Maliye Nezareti Devair-i Merkeziye Kalemi’nde işe başladı. Buradaki işini II. Meşrutiyetin ilanından sonra bırakan sanatçı 1908’de Servet-i Fünun’da ve Tercüman-ı Hakikatte yazmaya başladı.
1909 yılında “Son Havadis” adıyla bir gazete kurdu. Gazete iki hafta süresince 15 sayı çıktıktan sonra kapandı. Bu sıralarda kurulan Fecr-i Ati topluluğuna katıldı.
Muhalif kimliğiyle “İttihatçılar” aleyhinde yazılar yazdı. “Kirpi” takma adıyla yazdığı bu yazılar, daha sonra “Kirpinin Dedikleri” adıyla kitap olarak yayınlandı. Beyoğlu Belediyesi’nde yedi ay başkatip olarak çalışan Refik Halit, Mahmut Şevket Paşa’nın katlinden sonra yargılanmaksızın Sinop’a sürüldü. Sinop’ta üç yıl kaldıktan sonra Çorum, Ankara ve Bilecik’te sürgün hayatı yaşamak zorunda kaldı. Bu sürgün yıllarında “Memleket Hikayeleri” isimli eseri doğdu. Bu hikayeler, daha önce anlatılmamış olan Anadolu’yla ilgili ilk hikayelerdir.
1918’de Ziya Gökalp’ın de çabalarıyla sürgün hayatı sona erdi ve İstanbul’a döndü. Bu esnada Birinci Dünya savaşı yenilgiyle bitmişti. Talat Paşa kabinesi 8 Ekim 1918’de istifa etti, 30 Ekim’de Mondros Mütarekesi imzalandı, böylece savaşın kaybedildiği onaylanmış oldu. 1 Kasım günü İttihat ve Terakki son toplantısını yaparak kendini feshetti ve İttihatçılar yurt dışına kaçtı.  Bunun üzerine Refik Halit, “Efendiler Nereye” adlı makalesini yazdı.
Mütareke yıllarında İstanbul işgal edildi. Damat Ferit Paşa ile dostluğu sayesinde mütarekeden hemen sonra Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na katıldı. Anadolu’da Milli Mücadele başladığı yıllarda Robert Kolejinde Türkçe öğretmenliği yapıyor, Vakit, Tasvir-i Efkâr ve Zaman gazetelerinde Damat Ferit Paşa ve hükümetini destekleyen yazılar yazıyordu. Sabah gazetesinin başyazarı oldu. 1919 da Posta ve Telgraf Umum Müdürü oldu. Bir süre sonra görevinden kendi isteğiyle ayrıldı. Milli Mücadeleye katılmak yerine İstanbul’da gününü gün etti.
1922’de “Aydede” mizah dergisini çıkardı. Bu dergide Kurtuluş Savaşını ve Ankara Hükümetini çok sert şekilde eleştirdi. İzmir’in Kuvayı Milliye tarafından ele geçirilmesinden sonra ani bir dönüşle Milli Mücadele’yi destekleyen, göklere çıkaran yazılar yazmaya başladı. Ancak bu çabaları işe yaramadı. İstanbul’un düşman işgalinden kurtarılışının ardından, 1924’te Beyrut’a kaçmak zorunda kaldı. Beyrut, Hatay ve Halep’te 15 yıl sürgün hayatı yaşadı.
Hatay’ın ilhakı sırasında gösterdiği gayretler, Atatürk’e yazdığı şiir ve mektuplar sayesinde affedilerek yurda döndü. Yeniden gazeteciliğe başladı. Daha önce çıkarmış olduğu Aydede dergisini yeniden yayınlamaya başladı. Çeşitli gazetelerde yazıları yayınlandı. 18 Temmuz 1965’te hayata gözlerini yumdu.
Edebi Kişiliği
Eserlerini yazarken hicvettiği kesimleri sert bir dille eleştirdi Muhalif bir kişiliğe sahip olması nedeniyle hem Osmanlı hem de Cumhuriyet dönemlerinde sürgüne gönderildi. Sürgünde geçirdiği dönemleri ve acılarını hikâyelerine yansıtan yazar, sürgündeki günlerin kendisini geliştirdiğini söylemiştir.
Ziya Gökalp’ın etkisiyle, milliyetçi bir çizgide giren yazarın özellikle dilin sadeleşmesi konusunda oldukça yoğun çalışmaları vardır. Türkçeyi çok iyi kullanan yazar, hicivleri ve tasvirleriyle ün yapmıştır.
Refik Halit Karay, daha çok hikâyeleriyle tanınmasına rağmen; roman, tiyatro, eleştiri, fıkra, hatıra ve sohbet türlerinde de pek çok eser vermiştir.
Refik Halit, “Memleket Hikâyeleri”ni Sinop sürgününde, “Gurbet Hikâyeleri”ni de yurt dışında sürgün olduğu sıralarda yazmıştır.
Önce Fecr-i Ati sonra Milli Edebiyat topluluğunda yer alan yazar, hikâyeciliğin konularını genişletmiş, Anadolu’ya taşımış, Anadolu insanının dünyasını ve sorunlarını işlemiştir.
Hikâye ve romanlarını üstün gözlem yeteneğiyle oluşturmuş, olay ve kişileri en ince ayrıntısına kadar yansıtmıştır.
Mizahi eserlerinde toplumsal eleştiriye geniş yer vermiş; kişilerin kurnazlık, çıkarcılık, ikiyüzlülük yönleriyle ilgili çözümlemeler yapmıştır.
Kişileri yaşadıkları sosyal çevreyle birlikte ele almış, eserlerinde konuşma dilini tüm canlılığıyla yansıtmıştır.
Eserleri
Öyküleri
Memleket Hikâyeleri (1919)
Gurbet Hikâyeleri (1940)
Romanları
İstanbul’un İçyüzü (1920)
Yezidin Kızı (1939)
Çete (1939)
Sürgün (1941)
Anahtar (1947)
Bu Bizim Hayatımız (1950)
Nilgün (1950 – 1952)
Yeraltında Dünya Var (1953)
Dişi Örümcek (1853)
Bugünün Saraylısı (1954)
2000 Yılının Sevgilisi (1954)
İki Cisimli Kadın (1955)
Kadınlar Tekkesi (1956)
Karlı Dağdaki Ateş (1956)
Dört Yapraklı Yonca (1957)
Sonuncu Kadeh (1965)
Yerini Seven Fidan (1977)
Ekmek Elden Su Gölden (1980)
Ayın On Dördü (1980)
Yüzen Bahçe (1981)
Mizah
Sakın Aldanma İnanma Kanma (1915)
Kirpinin Dedikleri (1918)
Ago Paşanın Hatıratı (1918)
Ay Peşinde (1922)
Tanıdıklarım (1922)
Guguklu Saat (1925)
Anıları
Minelbab İlelmihrab (1946)
Bir Ömür Boyunca (1980)
Günceleri
Bir İçim Su (1931)
Bir Avuç Sarma (1939)
İlk Adım (1941)
Üç Nesil Üç Hayat (1943)
Makyajlı Kadın (1943)
Tanrıya Şikâyet (1944)

EN ÇOK OKUNANLAR

Faruk Nafiz Çamlıbel “Sanat” Şiir İncelemesi

Yahya Kemal Beyatlı “Sessiz Gemi” Şiir İncelemesi

Cahit Sıtkı Tarancı “Otuz Beş Yaş” Şiir İncelemesi

Necip Fazıl Kısakürek “Kaldırımlar” Şiir İncelemesi

Ahmet Haşim “Merdiven” Şiir İncelemesi