Kayıtlar

Temmuz, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
Tümünü göster

Sabahattin Ali Hayatı Edebi Kişiliği Eserleri

Resim
Hayatı Sabahattin Ali, 25 Şubat 1907’de Edirne’nin Gümülcine Sancağı’na bağlı Eğridere’de dünyaya geldi. Babası Ali Selahattin Bey, annesi Hüsniye Hanım’dır. Babası Ali Bey, Eğridere’de zabit olarak çalışırken kendisinden 16 yaş küçük olan Hüsniye Hanım’ı tanımış ve onunla evlenmişti. Ali Bey, ilk oğluna dostu Prens Sabahattin’in, ikinci oğluna dostu Tevfik Fikret’in adını verdi. Sabahattin ve Fikret’e uzun bir aradan sonra Süheyla adını verdikleri bir de kız kardeş katıldı. Ali Bey, Birinci Dünya Savaşı yıllarında “Divan-ı Harb Örfi Reisi” olarak Çanakkale’ye çağrıldı. Ailece dört yıl boyunca Çanakkale’de yaşadılar. Daha sonra Edremit’e Hüsniye Hanım’ın babasının yanına taşındılar. Hüsniye Hanım, çok genç yaşta evlendiği için ruhsal sorunlar yaşıyordu ve Sabahattin’le pek ilgilenemiyordu. Tevfik’e daha çok yakınlık gösteriyordu. Bu nedenle Sabahattin, içine kapanık bir çocukluk yaşadı. Arkadaşlarıyla oynamaktansa evinde kitap okumayı ya da resim yapmayı tercih ediyordu. Sabahattin, başa…

Sabahattin Ali “Sırça Köşk” Öykü İncelemesi

Resim
Öykü Hakkında Sırça Köşk, Sabahattin Ali’nin ilk baskısı 1947 yılında yapılan aynı adlı kitabında yer alan, en etkili ve en çok okunan öykülerinden biridir. Öykünün Özeti İşi gücü olmayan, tembelliği ve rahat yaşamayı seven üç kişi bir şehre gelir. Şehirde “Sırça Köşk”ün gerekliliğine dair söylentiler çıkarırlar. Tüm şehir, işi gücü bırakıp bir Sırça Köşk yapar. Sırça Köşk’te yaşamaya başlayanlar rahat yaşamanın tadına varınca tüm halkı köşkün gerekliliğine inandırırlar. Zamanla halkta rahatsızlık ve sıkıntılar başlar. Ancak köşkle ilgili kafalarında ne kadar soru varsa uygun bir şekilde cevaplandırılır. Sırça Köşk’ün gerekliliğine inanırlar. Ancak halkta onlara bakacak güç kalmamıştır. Bunun üzerine Sırça Köşk’ün adamları halktan zorla yiyecek almaya, ayak direyenleri ise cezalandırmaya başlarlar. Kimse karşı çıkmayı göze alamaz. Çünkü Sırça Köşk’ü hiçbir gücün yıkamayacağına inanmışlardır. Halkın elinde bir şey kalmayınca, Sırça Köşk’ten çıkan bir emirle herkes elindeki son koyunu da ve…

Refik Halit Karay Hayatı Edebi Kişiliği Eserleri

Resim
Hayatı Refik Halit Karay, 15 Mart 1888’de dünyaya geldi. Veznedar Mehmet Halit Bey’in oğludur. İlköğrenimini Veznecilerde Şemsü’l Maarif ve Göztepe’de Taş Mektep’te yaptı, bunun yanında özel dersler aldı. Rüştiye’den sonra Mekteb-i Sultani’ye (Galatasaray Lisesi) kayıt yaptırarak idadi kısmından mezun olmak istedi fakat okul idaresiyle yaşadığı bir sorun nedeniyle okuldan ayrılmak zorunda kaldı. Daha sonra dışarıdan sınavlara katılarak diplomasını aldı. 1907 yılında Hukuk Mektebi’ne girdi ancak ikinci sınıftayken okulu terk etti. Her şeye muhalif kişiliği nedeniyle okul hayatında sorunlar yaşayan Refik Halit, Maliye Nezareti Devair-i Merkeziye Kalemi’nde işe başladı. Buradaki işini II. Meşrutiyetin ilanından sonra bırakan sanatçı 1908’de Servet-i Fünun’da ve Tercüman-ı Hakikatte yazmaya başladı. 1909 yılında “Son Havadis” adıyla bir gazete kurdu. Gazete iki hafta süresince 15 sayı çıktıktan sonra kapandı. Bu sıralarda kurulan Fecr-i Ati topluluğuna katıldı. Muhalif kimliğiyle “İttihatçıla…

Refik Halit Karay “Eskici” Öykü İncelemesi

Resim
Öykü Hakkında Refik Halit Karay’ın “Gurbet Hikâyeleri” adlı kitabında yer alan “Eskici” adlı öyküde, yetim kalan bir çocuğun İstanbul’dan Filistin’e uzanan yolculuğu ve burada yaşadığı memleket özlemi dile getirilmektedir. Öykünün Özeti Beş yaşında öksüz ve yetim kalan Hasan, Filistin’e halasının yanına gönderilir. Yolculuk sırasında evinden ve yurdundan uzaklaştıkça kendine yabancı gelen diller işitmeye başlar. Kendini yabancı ve yalnız hisseder. Hayfa’ya vardığında onu trene bindirirler. Halası ücra bir kasabada yaşamaktadır. Yol ilerledikçe geçtiği manzaralar da farklılaşır. İstasyonda halasıyla birlikte onu, kara çarşaflı başka kadınlar ve çocuklar karşılar. Zamanla Arapçayı anlamaya başlar ancak konuşası gelmez, kendi dilini konuşmak ister. Kendisini yapayalnız hissettiği bir anda evin önüne ayakkabı tamirine gelen bir eskici görür, izlemeye başlar. Dalgınlıkla eskiciye Türkçe bir soru sorar. Eskici, önce şaşırır sonra onun da kendisi gibi Türk olduğunu anlar. Türkçe konuşmaya başlarl…