Namık Kemal “İntibah” Roman İncelemesi


Eser Hakkında
Namık Kemal’in yazdığı “İntibah” Türk edebiyatının Batılı anlamda ilk edebi romanıdır. Yazar, romanı 1873 – 1876 yılları arasında sürgünde bulunduğu Kıbrıs’ta, Magosa Kalesi’nde yazmıştır.
Namık Kemal, romanına “Son Pişmanlık” adını vermiş, o dönemde yayınları denetleyen kurul, romanın ismini “İntibah: Sergüzeşt-i Ali Bey” olarak değiştirmiştir. Günümüzde “İntibah” olarak bilinen romanın karşılığı “uyanış” anlamına gelir. Eserin yeni harflerle basım tarihi 1944’tür.
Romanın Özeti
Ali Bey, varlıklı bir ailenin tek oğludur. İyi bir öğrenim görmüş, kibar, sessiz, çalışkan ancak hayat tecrübesi olmayan bir gençtir. Ali Bey’in hayatı babasını kaybettikten sonra tamamen değişir.
Ali Bey, babasının ölümünü unutmak için arada bir annesiyle birlikte Çamlıca’ya gezmeye gider. Ali Bey’e bu gezintiler iyi gelir. Arkadaşlarıyla birlikte de Çamlıca’ya giden Ali Bey, bu gezintiler sırasında Mahpeyker adında güzel bir kadınla karşılaşır. Arkadaşları bu kadının kötü yola düşmüş bir kadın olduğunu söylese de onları dinlemez.
Ali Bey, Mahpeyker’i gördükten sonra onu düşünmeden edemez, geceleri uyuyamaz, işini ihmal eder. Durumu öğrenen annesi eve bir cariye alır. Adı Dilaşup olan bu cariye, terbiyeli, kibar, eğitimli, güzel bir kızdır. Ali Bey, onunla pek ilgilenmez, ancak bir gün Mahpeyker’i bulamayınca kızgınlıkla eve döner. Evde Dilaşup’un saf ve temiz yüzünde teselli bularak onunla evlenir.
Ali Bey’in uzun süre yanına uğramadığını gören Mahpeyker, onun evlendiğini duyunca çok hiddetlenir ve eski aşığını tekrar elde etmenin yollarını arar. Dostlarından biri olan Suriyeli Abdullah’la birlikte bir tertip hazırlar. Dilaşup’a bir iftira atarlar. Bu iftiraya inanan Ali Bey, Dilaşup’u bir esirciye satar. Mahpeyker, Dilaşup’u esirciden satın alarak yapmadık eziyet bırakmaz.
Ali Bey, uğradığı bu sarsıntıdan sonra kendini içki ve kumara verir. İşini bırakır. Evini satar. Bu felaketlere dayanamayan annesi ölür. Ali Bey, annesinin cenazesine dahi gitmez.
Mahpeyker, Ali Bey’i elde etmek için bir hayli uğraşsa da bunu başaramaz ve Ali Bey’i öldürmeye karar verir. Dilaşup konuşmaları duyar ve durumu Ali Bey’e bildirir. Bağ evine Ali Bey’i öldürmeye gelen Hırvat, Dilaşup’u Ali Bey sanarak öldürür. Ali Bey, zabıta memurlarıyla birlikte geri döner. Hırvat kaçar, Mahpeyker dolaba saklanır. Ali Bey, Dilaşup’un ölüsüyle karşılaşınca hatasını anlar ve pişman olur. Bu sırada Mahpeyker saklandığı dolaptan çıkarak Ali Bey’e çeşitli hakaretlerde bulunur. Buna kızan Ali Bey, Mahpeykeri öldürür ve hapse düşer. Bir müddet sonra da hapiste ölür.
Romandaki Kişiler  
Ali Bey
Yirmi bir yaşlarında, sarı benizli, ilgi çekici bir görünüme sahip, varlıklı bir ailenin oğludur. Çocukluk ve gençlik yıllarında hiçbir zorluk çekmemiş, iyi bir öğrenim görmüştür. Hayat tecrübesi yoktur. Babasının ölümünden sonra hayatı tamamen değişir. Hassas bir yapıya sahip olan Ali Bey, geçirdiği sarsıntılar sonucu kendini içki, kumar ve eğlenceye vermiş, bu da onun kaçınılmaz sonunu hazırlamıştır.
Mahperker
Her erkeğin dikkatini çekebilecek bir güzelliğe ve cazibeye sahip genç bir kadındır. Siyahımsı samur saçlı, düz kaşlı, yeşil gözlü, ufak ağızlı, kor dudaklı, eğlenceyi seven ve istediği şeyi elde edebilmek için her şeyi göze alabilen bir hayat kadınıdır. Kötü bir ailede yetiştiği için, ne kadar kötülük varsa hepsini genç yaşta öğrenmiştir. Yazara göre Mahpeyker, bir yılandan farksızdır.
Dilaşup
Sırma gibi sarı saçları, mavi gözleri, beyaz bir alnı, kavisli kaşları olan genç ve güzel bir cariyedir. Boyu bir kadına yakışacak kadar uzun ve narindir. Sevdiği uğruna kendi canını verecek kadar fedakâr, her türlü eziyete göğüs gerecek kadar dayanıklıdır. İyi eğitim görmüş, temiz ahlaklı, melek gibi bir kadındır.
Fatma Hanım
Ali Bey’in annesi olan Fatma Hanım, özellikle kocasının ölümünden sonra sarsıntılı günler yaşamıştır. Oğlu Ali Bey’i iyi yetiştirmiş, kocası öldükten sonra tüm sevgi ve ilgisini oğluna vermiştir. En büyük isteği, oğlunun iyi bir evlilik yaparak düzenli bir hayat sürmesiydi. Ancak tüm çabasına rağmen bunu gerçekleştirememiştir.
Abdullah Efendi
Suriyeli bir Arap olan Abdullah Efendi, bin bir hile ve düzenle zengin olmuş biridir. Yetmiş yaşlarında, yüzüne bakılamayacak kadar çirkin bir adamdır. Mahpeyker’in dostlarından biridir.
Atıf Bey
İstanbul’un ileri gelen ailelerinden birinin oğludur. Eğitimini tamamladıktan sonra Bab-ı Ali’de kâtiplik yapmaya başlamıştır. Ali Bey’in çalışma arkadaşıdır. Ali Bey’le aynı yaşlardadır. Her zaman doğruyu söyleyen biri olduğu için Ali Bey’in güvendiği biri, aynı zamanda sırdaşıdır.
Mesut Bey
Ellili yaşlarda şakaklarına aklar düşmüş Mesut Bey, Atıf Bey’in dayısıdır. İstanbul’un her köşesinde bulunmuş, pek çok olaya şahit olmuş, insanları çok iyi tahlil edebilen tecrübeli biridir. Çamlıca’daki yaşantıyı çok iyi bilmektedir. Ali Bey’e gerçekleri anlatan kişidir.
Romanın Konusu
Hayat tecrübesi olmayan genç bir adamın, yaptığı yanlış seçimler sonrası yaşadığı yıkımlardır.
Romanın Türü
Eser, Türk edebiyatının Batılı anlamda ilk edebi romanı olmasının yanında, romantizm akımının etkisinde yazılmıştır.
Eser, içeriğinde bir ahlaki tez ve tenkit bulundurmaktadır. Bu nedenle sosyal roman türüne girer.
Romanda Mekân
Romanda olaylar İstanbul’da geçmektedir.
Romanda mekân olarak en çok Çamlıca geçmektedir. Çamlıca roman için büyük önem taşımaktadır. Romanda Çamlıca, gezintilerin yapıldığı, eğlence yerlerinin olduğu, erkek ve kadınların birbirini görebildiği bir mesire yeri olarak betimlenmektedir.
Romanda geçen bir başka mekân Ali Bey’in yaşadığı evdir. Yazar, Ali Bey’in yaşadığı evi anlatırken evin tasvirinden çok sembolize ettikleri anlamlarla ilgilenir. Ali Bey’in yaşadığı ev, yaptıklarıyla ve psikolojik yapısıyla bağlantı kurularak verilir.
Romanda geçen mekânlardan biri de Mahpeyker’in yaşadığı evdir. Evin içi ve bahçesi ayrıntılı olarak tasvir edilir.
Romanda önemli olayların geçtiği bir diğer mekân, Dilaşup ve Mahpeyker’in öldürüldüğü şehir dışındaki bağ köşküdür.
Romanın sonunda yer alan “son pişmanlık fayda etmez” sözünün mekân olarak karşılığı hapishane ve mezardır.
Romanda Zaman
Olayları geçtiği zaman dilimi kesin olarak belirtilmemiştir. Ancak kişilerin sosyal yaşantısına bakarak olayların Tanzimat döneminde (1839 – 1876) geçtiğini söyleyebiliriz. Olayların geliştiği süreç belirtilmemekle birlikte, olayların akışına göre bir iki yıl içinde geçtiği söylenebilir.
Romanda Anlatıcının Bakış Açısı
Roman, ilahi (hâkim) bakış açısıyla anlatılmıştır. Anlatıcı yaşanmış ve yaşanacak her şeyi bilir, görür ve duyar. Bu durum kişilerin akıllarından geçeni okumaya ve psikolojik durumlarını tahlil etmeye kadar uzanır. Anlatıcı, olayların dışında durur, ancak olaylara ve kahramanlara hâkimdir. Olayları anlatırken üçüncü kişi ağzından konuşur. Yazar, eserini romantizmin etkisinde yazdığı için tarafsız değildir; yer yer kişiliğini ve tarafını belli eder.
Romanın Dil ve Anlatımı
Eser, Tanzimat dönemi edebiyat anlayışının dil ve anlatım özelliklerini taşımaktadır. Dilde sadeleşmeyi savunan yazar, bu eserini, dönemine göre sade, anlaşılır ve akıcı bir dille yazmıştır.
Romanın anlatımı, teknik açıdan çok güçlü değildir. Yazar, romanda tarafsız kalmak yerine kişiliğini belli etmektedir. Romanın savunduğu bir tez olduğu için yazar, bu tez doğrultusunda zaman zaman ders verici bir kişiliğe bürünür.
Genel Değerlendirme
Roman, yazıldığı dönemin özelliklerini, sosyokültürel durumlarını yansıtması bakımından önemli bir yere sahiptir. Batılı anlamda ilk roman özelliğini taşımasının yanında olayların sürükleyiciliği ve dilinin akıcılığından dolayı bir solukta okunacak romanlarımız arasındadır.

EN ÇOK OKUNANLAR

Faruk Nafiz Çamlıbel “Sanat” Şiir İncelemesi

Yahya Kemal Beyatlı “Sessiz Gemi” Şiir İncelemesi

Cahit Sıtkı Tarancı “Otuz Beş Yaş” Şiir İncelemesi

Necip Fazıl Kısakürek “Kaldırımlar” Şiir İncelemesi

Ahmet Haşim “Merdiven” Şiir İncelemesi