Yaşar Kemal Hayatı Edebi Kişiliği Eserleri


Hayatı
Yaşar Kemal, 6 Ekim 1926’da Adana’nın ilçesi Osmaniye’ye bağlı Hemite (Gökçedam) köyünde, Nigar Hanım ve çiftçi Sadık Efendi’nin oğlu olarak dünyaya geldi. Ailesi ona Kemal Sadık Gökçeli adını verdi. Doğduğu köy bir Türkmen köyüydü. Ancak anne ve babası aslen Van’ın Muradiye ilçesine bağlı Ernis köyündendi. Ailesi, 1915 yılında Rus ordusunun Van civarına gelmesi üzerine göç etmişti. Yaşar Kemal’in kimliği ilkokulu bitirdikten sonra 1926 yılında çıkarılabildi. Ancak yıllar sonra kendisinin de belirttiği gibi hesaplamalar doğum yılının olduğunu gösteriyordu.
Kemal, üç buçuk yaşlarındaydı. Kurban kesimi sırasında halasının kocasının elindeki bıçak kaydı, Kemal’in sağ gözüne denk geldi. Kemal’in gözü kör oldu. Kemal, 5 yaşında babasının ölümüne şahit oldu. Babası camide namaz kılıyordu. O gün Kemal de onunla gitmişti. Babası, Van’dan göç ederken ölümden kurtardığı, beslediği, “oğlum” dediği, Yusuf tarafından hançerleyerek öldürdü. Nedeni kan davasıydı. Kemal, 12 yaşına kadar kekemelikten kurtulamadı.
Nigar Hanım, kocasının ölümünün ardından Kemal’in amcası Tahir Efendi ile evlendi. Babası yaşarken ekonomik durumları yerindeydi. Ölümünden sonra bir anda köyün en fakir ailesi oldular. Adana’nın Buhranlı köyünde ilkokula başladığında Kemal, 9 yaşına basmıştı. İlk üç ayda okumayı ve yazmayı öğrendi.
Ortaokula gitme fırsatı bulmuştu ama tamamlayamadı. İkinci sınıftayken Türk Maarif Cemiyeti’ne yatılı olarak başladı. Ancak son sınıfta üç ay devamsızlık yapınca okuldan atıldı.
Çalışma hayatına 1941’de Kuzucuoğlu Pamuk Üretme Çiftliği’nde ırgat kâtipliğiyle başladı. 1942’de Adana Halkevi Ramazanoğlu Kitaplığı’nda memurluk yaptı. Zirai Mücadele’de ırgatbaşı oldu. Sonra Kadirli ilçesinin Bahçe Köyü’nde öğretmen vekilliği yaptı.
Kemal, askerliğini yaptıktan sonra İstanbul’a gitti. Yıl 1946’ydı.Fransızlara ait Havagazı Şirketinde memur olarak çalıştı. 1948’de Kadirli’ye geri döndü. Burada çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı.
1950 yılında komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuklanıp Kozan cezaevine gönderildi. Cezaevinde bir yıl kalan Kemal, çıkar çıkmaz İstanbul’a gitti.
1951-1963 yılları arasında “Cumhuriyet” gazetesinde “Yaşar Kemal” imzasıyla fıkra ve röportajlar yazdı.
Yaşar Kemal, 1952’de Thilda Serrero ile evlendi. 2001 yılına kadar evli kaldılar. 2002’de Ayşe Semiha Baban’la ikinci evliliğini yaptı.
Solunum bozukluğu ve kalp ritim bozukluğu nedeniyle hastaneye kaldırılan Yaşar Kemal, 28 Şubat 2015’te hayata gözlerini yumdu. İstanbul, Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Edebi Kişiliği
Türk edebiyatının önemli isimlerinden Yaşar Kemal’in hayatı, İstanbul’a gelip “Cumhuriyet” gazetesinde yazmaya başlamasıyla değişti. İlkokuldan itibaren yazmaya ilgisi olan Yaşar Kemal, kendi imzasıyla fıkra, röportaj ve hikâyelerini bu gazetede yayınlamaya başladı. Yine Türk edebiyatının en önemli romanları arasında yer alan “İnce Memed” romanı ilk olarak Cumhuriyet gazetesinde tefrika edildi. Bu romanı elliye yakın dile çevrilerek onun uluslar arası bir yazar olmasını sağladı.
Türk romanında farklı teknik ve arayışların olduğu bir dönemde, toplumsal zıtlıklar üzerinde biçimlenen “toplumsal gerçekçilik” doğrultusunda eserler verdi. Yaşadığı coğrafyaya ve toplumsal değerlere tutunarak, eserlerinde insanın öz değerlerini gerçeklik olgusuyla birleştirerek farklı ve özgün bir biçimde işledi.
Çocukluğu Çukurova yöresinde geçen yazar, bu yörenin yaşayış tarzını, üretim ilişkilerini, emekçilerin durumunu, işçi işveren ilişkisini bizzat yaşayarak gözlemledi. Tüm bu yaşam mücadelesini bütün açıklığıyla ve çelişkileriyle birlikte eserlerine ayrıntılı olarak yansıttı. Evrensel değerlere sahip olsa da bir sanatçının öz değerlerinden ve kendi kültüründen kopamayacağı bilincinde olan yazar, eserlerini bu doğrultuda yazdı.
İyi bir yazar olmanın ancak iyi bir okuyucu olmaktan geçtiğini bilen yazar, dünya edebiyatından Stendal, Tolstoy, Balzac, Dostoyevski, Çehov gibi büyük yazarları okudu ve onlara olan hayranlığını her zaman dile getirdi. Bununla birlikte yerel kültür ve birikimlerden de hiçbir zaman kopmadı.
Dünyaca benimsenmiş romanları kırktan fazla dile çevrilen Yaşar Kemal, bu başarısını üç maddede özetlemiştir: “Bunlardan ilki, kendime has yeni bir roman dili kurma başlıca başarımdır. İkincisi; insanın, toplumun, kentlerin yabancılaşmasını getirmeye çalışıyorum. Eğer dünyada okurum varsa bundandır. Üçüncüsü yeni getirilen psikolojik ufuklar, insanda olanı insana gösteriyor. İnsan da doğa da sonsuz. Onun için sürekli yeni psikolojiler yaratılıyor.”
Yaşar Kemal’in daha çok küçük yaşlarda doğaya, insanlara ve topluma karşı duyduğu ilgi eserlerinin temelini oluşturur. İçinde yetiştiği Çukurova’da el değmemiş doğayı, doğadaki tüm canlıları gözlemlemiş, incelemiş ve onlarla iç içe yaşamıştır. Eserlerinde bazı bitki adlarının çevrilen dilde bulunamıyor olması bundandır. Halk kültürü açısından çok zengin bir bölge olan Çukurova’da büyüyen sanatçı için folklor vazgeçilmezdir. Sadece Çukurova’yı değil, Anadolu’nun pek çok yöresini dolaşan Yaşar Kemal’in en büyük merakı yine bu bölgelerin folkloru olmuştur. Halkın içinde, halkla birlikte, onlar gibi yaşaması sanatını en iyi şekillendiren unsurların başında gelir.
Yaşar Kemal, kendini bir geçiş dönemi tanığı olarak nitelendirir. Bunu kendi ifadesiyle şu şekilde dile getirir: “Bu yüzyılın olağanüstü olaylarından birini yaşadım. Çukurova’nın geçirdiği büyük değişimleri yaşamak, daha sonra da bunları gözlemlemek ve yazmak fırsatı buldum. Kendimi seve seve beraberinde getirdiği tüm sorunlarıyla eski ile yeninin bir arada var olduğu bir geçiş döneminin tanığı olarak nitelendirebilirim.”
Cumhuriyet döneminin sosyal gerçekçi yazarlarından olan Yaşar Kemal, tezli romanı savunur. Romanlarında kişiler genellikle eşkıyalar, ağalar, ırgatlar üçgeninde şekillenir ve köyde yaşayan her kesimden insan roman kahramanı olarak karşımıza çıkabilir. Yaşar Kemal’in her kitabında, kişiler arasında mutlaka çocuk kahraman vardır. Yazar bunu kendisindeki çocuk sevgisine bağlar.
Kendine özgü şiirsel bir anlatımı olan yazar, doğa betimlemelerinde çok başarılıdır. Söz dağarcığı çok zengindir. Eserlerinde deyimlere ve yerel söyleyişlere çokça yer verir. Geleneksel ile çağdaş olanı, hayal ile toplumsal gerçekliği bir arada vermeye çalıştığı eserlerinde özgünlüğü yakalama başarısı göstermiş nadir yazarlardandır.
Tarımda sanayileşme ile birlikte köylünün yaşadığı sorunlar, ağaların zulmü ve sömürüsü, ayakta kalmak için direnen köylüler, pamuk ırgatlığına gelenlerin dertleri, çeltik tarlaları sayesinde zengin olanlarla hastalıktan kırılanlar, düzene ve ağalara başkaldıran yoksul insanlar romanlarında ele aldığı başlıca temalardır.
Yaşar Kemal, “İnce Memed” romanında Çukurova’da ağanın zulmüne karşı çıkan ve toprağı için direnen bir kahramanı destanlaştırır. “Teneke”de çeltik tarlalarında ağalara karşı mücadele eden köylünün yanında yer alan idealist bir kaymakamın öyküsünü anlatır. “Ortadirek” romanında, Toroslardan Çukurova’ya ırgatlık yapmaya gelen köylülerin zorlu yolculuklarını anlatır. “Yer Demir Gök Bakır” romanında hiçbir umudu, düşüncesi olmayan çaresiz insanların bir “mit (ermiş)” yaratarak ona tutunmalarını anlatır. “Demirciler Çarşısı Cinayeti” ve “Yusufçuk Yusuf” romanlarında ise Çukurova’daki toplumsal yapının değişimini anlatır.
20 yıl boyunca sadece yaşadığı toprakları yazan Yaşar Kemal, 70’li yıllardan itibaren deniz insanlarının öykülerine de yer vermeye başlar. “Al Gözüm Seyreyle Salih”te Karadeniz’in küçük bir kasabasında bir çocuğun gözünden bakar dünyaya, “Deniz Küstü” romanında Anadolu’dan İstanbul’a bin bir hayalle gelen insanların öyküsünü anlatır.
Yıllarca derlediği Anadolu’nun masal ve efsanelerini iç içe geçirerek, halk öyküleri de anlatır bize. Köroğlu, Karacaoğlan, Alageyik efsanelerini “Üç Anadolu Efsanesi” adıyla gözler önüne serer. Gelenekleri için Mahmut Han’a savaş açan Ahmet’in hikâyesini “Ağrı Dağı Efsanesi” adlı kitabında, Yörük geleneklerinin yok oluşunu ise “Binboğalar Efsanesi”nde anlatır. Bunun gibi pek çok eserinde Anadolu’nun efsane ve masallarından yararlanır.
Yaşar Kemal, bir söyleşide kendi romancılığı hakkında şu sözleri söylemiştir: “Anadolu kültürü çok zengin bir medeniyet. Türküleri, ağıtları, masalları, tekerlemeleri var. Ben gençliğimde bir folklor meraklısıydım. Bir destan anlatıcısıydım. Sözlü edebiyatta bile her kişilik, yani şair, anlatıcı, kendisine başka bir dil yaratmıştır. Gelenekten kurtulmak ne kadar zorsa da kişilikler bir destan, bir şiir, bir ağıt dili yaratmaktan kendilerini kurtaramamışlardır. Ben bunun gençliğimde tam bilincine vardım diyemezsem de kokusunu aldım diyebilirim. Veysel’le Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal’la Dadaloğlu kendilerine has bir şiir dili yaratmışlardı. O geleneksel halk şiirinin kırılmaz anlatımını, sesini kırmışlardı. Her destan anlatıcısı da bölgesinin damgasıyla birlikte anlattığı destana, masala, tekerlemeye kendi damgasını vuruyordu. Sonraları farkına vardığım bu başkalıklar, kişilikler, anlatımlar üstünde çalıştım, bilinçlendim. Romana başladığım zaman artık hazırdım.”
Gazeteciler Cemiyeti’nin “Röportaj Armağanı”nı kazanan Yaşar Kemal, röportajlarını uzun araştırmalar sonucu gerçekleştirmiştir. Röportaj yaptığı bölgenin ağacı, kuşu, folkloruyla yakından ilgilenir, yörenin şivelerini olduğu gibi yansıtmaya çalışır. Röportaj tekniğini iyi bilen yazar, roman ve hikâyelerini de röportaj havasıyla yazmıştır.
Yaşar Kemal, ilk uzun hikâyesini askerlik yıllarında kaleme alır. “Pis Hikâye”, “Bebek”, “Dükkâncı” adlı öyküleri ilk hikâyeleri olarak gösterilir. Bütün Hikâyelerini “Sarı Sıcak” adı altında toplayan yazar, bu hikâyelerinde yoksulluk, şiddet, dayanışma, yozlaşma, doğa tutkusu, insan doğa çatışması gibi konuları işler.
Yaşar Kemal, romanın bir mimarisi, anlatımın bir kurgusu olduğunu, anlatımın kurguyu belirlediğini ve kendi romanlarının Anadolu türkülerine çok benzediğini ifade eder. Onun romancılığını evrensel ölçülere ulaştıran ögelerin başında yaratıcı kişiliği ve doğayı benzersiz bir biçimde anlatışı gelir.
Yaşar Kemal, edebiyatımızın uzun soluklu nehir romanlarının yazarıdır. Dört ciltlik “İnce Memed” dizisi, üç ciltlik “Akçasazın Ağaları” dizisi, “Dağın Öte Yüzü” adı altında “Ortadirek”, “Yer Demir Gök Bakır”, “Ölmez Otu” romanları, “Bir Ada Hikâyesi” dörtlüsü gibi uzun soluklu romanların yazarıdır. İstanbul’un insan eliyle nasıl ölüme götürüldüğünü “Deniz Küstü” romanıyla anlatan odur. Bu toprakların dilinin en parlak renklerini onun eserlerinde görüyoruz. “Çakırcalı Efe”, “Yılanı Öldürseler”, “Binboğalar Efsanesi”…
Pek çok eseri ödül alan Yaşar Kemal, her romanda bir düş, bir efsane, bir destan yarattı. Kendi yetenekleri ve özellikleri çerçevesinde, kökleri Anadolu’ya dayanan bir yazar olarak, Türk edebiyatında silinmeyecek izler bıraktı.
Eserleri
Romanları
İnce Memed (1955, 1969, 1984, 1987)
Teneke (1955)
Höyükteki Nar Ağacı (1982)
Ortadirek (1960)
Yer Demir Gök Bakır (1963)
Ölmez Otu (1968)
Demirciler Çarşısı Cinayeti (1974)
Yusufçuk Yusuf (1975)
Yılanı Öldürseler (1976)
Al Gözüm Seyreyle Salih (1976)
Kuşlar da Gitti (1978)
Deniz Küstü (1978)
Yağmurcuk Kuşu (1980)
Kale Kapısı (1985)
Kanın Sesi (1991)
Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana (1977)
Karıncanın Su İçtiği (2002)
Tanyeri Horozları (2002)
Çıplak Deniz Çıplak Ada / Bir Ada Hikâyesi IV (2012)
Tek Kanatlı Bir Kuş (2013)
Destansı Romanları
Üç Anadolu Efsanesi (1967)
Ağrıdağı Efsanesi (1970)
Binboğalar Efsanesi (1971)
Çakırcalı Efe (1972)
Çocuk Romanı
Filler Sultanı İle Kırmızı Sakallı Karınca (1977)
Üçleme ve Dörtleme Şeklinde Yazılan Romanları
“Dağın Öte Yüzü” üçlemesi
Ortadirek
Ölmez Otu
Yer Demir Gök Bakır
“Bir Ada Hikâyesi” dörtlemesi
Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana
Karıncanın Su İçtiği
Tanyeri Horozları
Çıplak Deniz Çıplak Ada
“Kimsecik” üçlemesi
Yağmurcuk Kuşu
Kale Kapısı
Kanın Sesi
Hikâyeleri
Yaşar Kemal, ilk uzun hikâyesini askerlik yıllarında 1943’te yazar. Pis Hikâye, Bebek, Dükkâncı hikâyeleri ilk hikâyeleridir. 1950’den itibaren yayınlanan hikâyeler, 1952’de “Sarı Sıcak” adıyla bir kitapta toplanır. 1965’ten sonra yazdığı bazı hikâyeleri de ilk kitabına eklenerek “Sarı Sıcak Bütün Hikâyeler” olarak 1967 yılında yayınlanır. 22 hikâyeden oluşan bu eserde; yoksulluk, şiddet, dayanışma, yozlaşma, doğa, insan-doğa çatışması gibi konular işlenir.
Röportajları
Yanan Ormanlarda Elli Gün
Çukurova Yana Yana
Peri Bacaları
(Bu yazılarının hepsini 1971 yılında çıkardığı “Bu Diyar Baştan Başa” adlı kitabında,1971’den sonraki röportajlarını da“Bir Bulut Kaynıyor” kitabında topladı.)
Derleme ve Denemeleri
Ağıtlar (1943)
Taş Çatlasa (1961)
Baldaki Tuz (1974)
Gökyüzü Mavi Kaldı (1977)
Ağacın Çürüğü (1980)
Sarı Defterdekiler (1997)
Ustadır Arı (1995)
Zulmün Artsın (1995)
Çeviri
Ayışığı Kuyumcuları (A.Vidalie, Thilda Kemal’le, 1977)

EN ÇOK OKUNANLAR

Faruk Nafiz Çamlıbel “Sanat” Şiir İncelemesi

Yahya Kemal Beyatlı “Sessiz Gemi” Şiir İncelemesi

Cahit Sıtkı Tarancı “Otuz Beş Yaş” Şiir İncelemesi

Necip Fazıl Kısakürek “Kaldırımlar” Şiir İncelemesi

Ahmet Haşim “Merdiven” Şiir İncelemesi